İslâm Tarihi Ansiklopedisi

TAKVİM

Zamanı; sene, ay, hafta, gün ve saat gibi sabit bölümlere ayıran, dînî-millî gün ve bayramları gösteren cetveller. Arapça Kavm veya kıyam masdarından gelen kelime, mânâ olarak eğriyi doğrultmak ve sağlamlaştırmak demektir.

Takvim, insanlık târihi ile başlar. İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâma Allah tarafından vahyedilen sahîfelerde, din ve dünyâya ait bilgiler mevcuttu. Zaman ve takvim bilgileri ilk defa bu sahîfelerden öğrenildi. Peygamber efendimizin Mekke’den Medine’ye hicretini başlangıç alan Hicrî takvimin ayları, hazret-i Âdem tarafından bildirilen şekildeydi. Takvim ilmi de semavî olup, Allahü teâlânın bildirmesi ile öğrenilmiş ve sonraları geliştirilmiştir. Mevsim, ay, hafta ve günleri hesaplamak için güneş, ay ve yıldızlar gibi gökyüzü cisimlerinin hareketleri esas almıyordu. Gece ile gündüzün birbirini tâkib etmesi ve ayın seyri ile sıhhatli şekilde zaman tâyini mümkün oluyordu. Ağaçların yapraklanması, nehirlerin periyodik taşmaları gibi intizamlı tabîat hâdiseleri, tam sıhhatli olmasa da, takvim maksadı ile kullanılıyordu.

Takvimin esâsı târih, yâni senedir. Târihler Hicri, Rûmî, Mâlî, Efrencî v.s. gibi isimler alırlar. Takvim için mühim bir hâdise “târih başı” olarak ele alınır. Her milletin ve cemiyetin kendisine esas kabul ettiği bir takvimi olduğu gibi, bir çok milletlerin müştereken kullandığı takvimler de vardır. Romalılar, Roma şehrinin kuruluşu olan M.Ö. 753 senesini; Eski Yunanlılar da ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı M.Ö. 776 yılını takvimlerine başlangıç kabul etmişlerdir. Hıristiyanlıkta bu başlangıç, Îsâ aleyhisselâmın doğumu zannedilen târihdir. Doğduğu yıla sıfır, ondan öncesine mîlâddan önce, sonrasına da mîlâddan sonra denmiştir. Hicrî takvimin başlangı-cında, Peygamberimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i münevvereye hicreti esas alınmıştır.

Târihî kazılardan elde edilen bilgilere göre Mısır’da M.Ö. 5000 veya 3000 yıllarında ilk takvim denemeleri yapılmıştır. Mısırlılar, gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius’un iki doğuşu arasındaki 365 günlük süreyi 1 yıl kabul etmişlerdir. Ancak Sirius’un her dört yılda bir 365 gün yerine 366 günde doğduğu anlaşıldığından, bu bir günlük fark, yılbaşının yavaş yavaş mevsimlere göre gerilemesine sebeb olmuştur. Daha başka mahzurları da olmasına rağmen bu takvim, yüzyıllar boyunca bir çok ülkede kullanılmıştır. Bâbilliler ve Yunanlılar da yılı, 12 x 29,5 = 354 gün kabul eden takvimi kullanmışlardır. Ancak, takvimlerini güneş yılına yaklaştırmak ve mevsimlerle olan farklılığı düzeltmek için, Bâbilliler her üç yılda araya 1 ay, Yunanlılarda her 8 yılda 3 ay ilâve etmişlerdir. Bugün kullanılan Mîlâdî takvime doğruluğu en yakın takvim, eski Roma takvimi olan Julien Takvimi’ydi. M.Ö. 45 senesinde Roma imparatoru Julius Caesar tarafından ıslâh edilen bu takvimde sene 365 gün 6 saat idi. Her seneden artan 6 saatlik zamanın doğurduğu mahzur, 4 yılda bir, senenin gün sayısının 366 olması ile çözülmüştü. Bu gün de Şubat ayına eklenmektedir. Ancak bu 365 gün 6 saatlik sene, 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniye süren tropik seneye göre 11 dakika uzundu. Bu mahzuru ortadan kaldırmak için Papa VIII. Gregor, 1577 senesinde çalışmaya başladı ve Julian takvimini ıslâh etti. 5 Ekim 1582 Cum’a gününün 15 Ekim olarak değiştirilip yürütülmesi hakkında biremirnâme neşretti ve 4 Ekim 1582’nin ertesi günü 15 Ekim 1582 sayıldı. Yüzyılları gösteren senelerin 400’e bölünememesi hâlinde bunlar artık yıl yâni (kebîse) olamayacaklardı. Bu sebepten 1700, 1800, 1900 artık yıl olmadılar. 1600 ise artık yıl sayıldı. Bu takvime de Gregoryan Takvimi denildi. Belçika, İspanya, İtalya ve Portekiz’in tatbik etmeye başladıkları bu takvimi Fransa ve Danimarka 1582’de, İsviçre ve Hollanda 1583’de, Almanya 1584’de, Polonya 1586’da, Macaristan 1587’de, İngiltere ve kolonileri 1752’de, İsveç 1753’de, Japonya 1873’de, Bulgaristan 1916’da, Sovyetler Birliği 1918’de, Yunanistan ve Romanya 1924’de ve Türkiye 1926’da (Takvimde târih mebdeinin tebdîlî hakkındaki 698 numaralı 26 Aralık 1341 (1925) tarihli kânunla) kabul ettiler. İslâmiyet’ten önce Türkler, On iki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanmışlardır.

Rûmî Takvim: Mîlâdî 1677 (H. 1087) yılından itibaren kısmen 1840 (H. 1256) târihinden İtibaren devamlı olarak resmen kabul edilen ve (1840 yılına kadar 354. 36 günlük ay esâsına, bu târihden sonra da) 365 günlük güneş esâsına göre düzenlenmiş takvim sistemidir. Fakat şimdi kullanılan Mîlâdî takvimden 13 gün geri olduğu için 8 Şubat 1322/1917 tarihli kânunla yapılan değişiklikle bu fark kaldırılmıştır. 1917 senesinin Şubat ayının 16’sı, 1333 senesi Mart’ının 1’i sayıldı. Bu takvimin târih başlangıcı Hicrî takvimle aynı idi. Fakat Ay’ın ve Güneş’in bir senesinin arasındaki fark sebebiyle sene sayısı iki sene geri olmuştu. 1926’da Mîlâdî takvimin kabulü ile yürürlükten kaldırıldı ise de nüfûs cüzdanlarında Rûmî doğum târihleri muhafaza edildi. Çevirme cedvelleri yardımı ile Rûmî, Hicrî ve Milâdî seneler birbirine çevrilmektedir.

Hicrî Takvim: Peygamberimizin Mekke-i mükerremeden Medîne-i Münevvereye hicretinin başlangıç kabul edildiği takvimdir. Ayın hareketi esas tutulduğu için, buna, Hicrî Kamerî Takvim veya Senei Kameriyye de denir.

Peygamberimiz 53 yaşında iken, Allahü teâlânın izni ile Medine’ye hicret etti. Rebî’ul-evvel ayının birinci Perşembe günü öğleden sonra Ebû Bekr-i Sıddîk’la birlikte çıkarak Mekke’nin 5. 5 km. güneydoğusunda bulunan Sevr dağındaki mağaraya geldiler. Burada 3 gece kalıp, Pazartesi gecesi ayrıldılar. Bir hafta yolculuk yapıp efrencî (Mîlâdî) Eylül ayının 20.ve Rebî-ul-evvel’in 8. Pazartesi günü, Medine yakınındaki Kuba köyüne geldiler. Gece ile gündüzün eşit olduğu, Eylül’ün, 23. gününü burada geçirip, Cum’a günü Medine’ye girdiler. Bu senedeki Muharrem ayının birinci günü, yâni hicretten 66 gün evvel, müslümanların hicrî kamerî sene başlangıcı oldu. Bu da, tarihçilere göre mîlâdın 622’nci yılında idi. Temmuz ayının 16. Cum’a gününe rastladığı, Ahmed Ziya Bey’in Kozmoğrafya kitabında yazılıdır.

Hicrî Şemsî Takvim: Peygamberimizin hicretde Medîne-i münevvere yakınındaki Kuba köyüne ayak bastığı 20 Eylül günü müslümanların Şemsî yılbaşısı, yâni hicrî şemsî sene başlangıcıdır.

Hicrî Şemsî sene de mîlâdî sene gibi güneş esâsına göredir. Ayları mevsimlere göre isimlendirilir. Güz ayları 30’ar gündür ve Harîf-i evvel, H. Sânî, H. Sâlis diye isimlendirilir. Kış ayları 30’ar gündür ve Şıtâ-i Evvel, Ş. Sânî, Ş. Sâlis ismini alır. Bahar ayları 31’er gündür ve Bahar-ı Evvel, B. Sânî, B. Sâlis ismini alır. Yaz ayları da 31’er gündür ve Sayf-ı evvel, Ş. Sânî, S. Sâlis ismini alır. 4’e bölünebilen her sene, artık yıl kabul edilir. Fakat her 128 sene 4’e bölündüğü halde artık yıl kabul edilmemektedir.

Ahmed Muhtar Paşa hicrî 1307 (m. 1890) senesinde Mısır’da basılmış İslâh-üt-takvîm isimli eserinde bu hicrî şemsî senenin hususiyetlerini şöyle sıralıyor: 1-Bu senenin başlangıcının İslâm âlemi için mukaddes bir gün olması, 2-Başlangıcı senebaşına en lâyık olan güz mevsiminde olması, 3-Herhangi bir şeye târih yazılsa, o târihin hicret gibi mukaddes bir günden geçen zamanı göstermesi, 4-Ayları dört mevsime göre isimlendirdiğinden mevsimin neresinde bulunduğunun hemen anlaşılması, 5-Ayların 30 ve 31 günlük muntazam bir sırada olması, 6-Güneşin her burca girmesinin ay başlangıçlarına rastlaması, 7-Dört mevsimin 3’er ay müddetle sınırlandırılması, 8-35087 senede sâdece 1 gün hatâ yapması. Ahmed Muhtar Paşa bu hususiyetleri sıraladıktan sonra; “Bu kadar güzel hususiyeti toplamış bir başka târih daha işitmedim” der.

Arablar, İbrahim aleyhisselâmdan beri Arabî aylarını kullanmışlardır, islâmiyet’ten önce Fil Vak’asını başlangıç kabul ederek seneleri buna göre saymaya başlamışlardı. Hicretle beraber başlangıç değişmiş ve her sene kendi içinde cereyan eden en mühim hâdisenin ismi ile anılmaya başlamıştı (hüzün yılı, emir yılı, zelzele yılı, veda yılı v.s.). Fakat bu şekildeki tatbikat bâzı târih karıştırmalarına sebeb olduğu için, halîfe hazret-i Ömer zamanında, hicretin on yedinci yılında alınan bir kararla hicretin vuku bulduğu sene ilk sene olmak ve o senenin Muharrem ayı başlangıç kabul edilmek suretiyle bir târih tesbit edildi. Böylece hicrî kamerî târih ortaya çıktı. 622 târihinden îtibâren Hicrî seneler 30’ar senelik periyotlara ayrılmış ve; 2-5-7-10-13-16-18-21-24-26 ve 29. yıllar 355 diğer yıllar 354 gün kabul edilmiştir. Osmanlı Devleti’nce devamlı kullanılan hicrî sene Cumhuriyet döneminde yukarıda zikredilen 698 numaralı kânunla kaldırılarak, yerine, Avrupalıların kullandığı mîlâdî sene kabul edilmiştir.

Hicrî (Kamerî) sene Ayın Güneşe nazaran muhtelif vaziyetlerde bulunmasından doğan ve ayın birbirini tâkibeden 13 ictimâi (ictimâ-ı kamer) arasında kalan 12 aylık müddetdir. Mîlâdî ve Rûmî târihler gibi 12 ay esâsına dayanır ve Muharrem ile başlayıp, Zilhicce ayı ile sona erer. Bu takvime âid aylar; Muharrem, Safer, Rebî’ül-evvel, Rebî’ul-âhir, Cemâzil-evvel, Cemâzil-âhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce’den ibarettir. Hicrî sene; Ayın Dünyâ etrafındaki dönüşü esâsına dayandığı için, Mîlâdî yıldan 10.875 gün (10 gün 21 saat 00 dakika 12 saniye) daha kısadır. Bir sene 354. 875148 gündür. Aylar bâzan 29, bâzan 30 gün çeker.

Hicrî senenin kabulünden beri asırlardır İslâm âleminde (1 Muharrem) sene başı olarak kabul edilmiştir. Hıristiyanlığın aslında bulunmayan, fakat sonradan Bizans imparatoru Büyük Konstantin’in hıristiyanlık dînine karıştırdığı yılbaşı günü, onlara ait özel bir gündür.

1 Ocak târihinin, dünyânın güneş etrafında dönmesi esnasında hiç bir hususiyeti yoktur. Bu târihin yılın başı olması için de hiç bir kozmografik mâhiyet bulunmamaktadır.

Kudüs civarında dünyâya gelen hazret-i Îsâ’nın, doğumu hakkında, o zamanın edip ve münevverlerinin eserlerinde hiç bir bilgiye rastlanmamaktadır. En küçük vak’aları bile yazan Roma tarihçilerinin, hazret-i Îsâ gibi büyük peygamber hakkında susmuş olması ayrıca dikkate şayandır. Yunanca, İbrânice eser yazanlar da, aynı lâkaydlik ve ilgisizlik içindedirler.

Hıristiyanların mukaddes kitabı bugünkü İncil, bir tane değildir. Bütün İncillerde hazret-i Îsâ’nın hangi gün doğduğuna dâir en küçük bir bilgi yoktur. Doğduğu sene hakkında da kapalı, tahminler yapılacak malûmatlar vardır. İncilin birinde hazret-i Îsâ’nın yahûdî kralının zamanında doğduğunu yazıyor. Roma kaynakları ise bu kralın mîlâddan önce öldüğünü bildiriyor, iki incilde ise hiç bir kayıt yoktur.

Mîlâdî târih altıncı yüzyıla kadar hiç kullanılmadı. Mîlâddan sonra 525 târihinde Denys adında bir rahip, mîlâdî târihi kullandı. Tarihçiler uzun müddet ya Roma’nın kuruluşunu, yahut dünyânın kuruluşu olarak Tevrat’ta tahmin edilen mebdei, başlangıç yaptılar. On sekizinci asra kadar eser yazanlar böyle hareket ettiler. Şorbon profesörlerinden Gung-nebert hazret-i Îsâ’nın mîlâdî târihinden on beş sene önce veya sonra doğduğu isbat edilemez diyor. Doğum senesi tahmin edilemeyince doğduğu gün elbette hesaplanamaz.

Eflâtun’un Îsâ aleyhisselâm zamanında yaşadığı bâzı kaynaklarda belirtilmektedir. Avrupa kitaplarında ise Eflâtun’un mîlâddan yâni Îsâ aleyhisselâmın dünyâya gelmelerinden 384 sene önce öldüğü yazılıdır. Platon adıyla da anılan Eflâtun, dersleri meşhûr olduğundan ölüm zamanına inanılır. Mîlâdîsene kat’î olmayıp, günü de, senesi de şüpheli ve yanlıştır. Büyük âlim İmâm-ı Rabbânî ve Burhan-ı Kati’î’nin bildirdiklerine göre, Îsâ aleyhisselâm ile Peygamberimiz arasındaki zaman, bin seneden az değildir.

Îsâ aleyhisselâmın doğum günü belli olmayınca, noelin ve 1 Ocak’ın mânâsı efsâneden öteye gitmemektedir. İslâmiyet’te, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübarek gün yoktur. Meselâ, Mart’ın yirminci Neyruz veya Nevruz denilen gün ve Mayıs’ın altıncı Hıdrellez günü ve Eylül’ün yirminci Mihrican günü, bâzı yerlerde mübarek sanılır. Halbuki bu günler müslümanlıkta değerli değildir. Noel günü ile gecesinin ise dînimizde hiç yeri yoktur.

İslâmiyet, müslümanların, îmânlarında ve ibâdetlerinde müslüman olmayanlara benzemelerini, onları taklid etmelerini ve onların dinlerinin ve ibâdetlerinin alâmeti olan şeyleri yapmayı ve kullanmayı yasaklamıştır, islâm dîninde, kâfirlerden her kavmin, her memleketin âdet olarak yaptıkları ve kullandıkları şeylerden, haram olmayıp insanlara faydalı olanları yapmak ve kullanmak günah değildir. Pantolon, gömlek ve çeşitli ayakkabı giymek; çatal kaşık kullanmak, yemeği masada yemek ve herkesin önüne tabaklar içinde koymak, ekmeği bıçakla dilimlere ayırmak, çeşitli eşya ve âletleri, binek vâsıtalarını kullanmak hep âdete bağlı şeyler olup, İslâmiyet bunlara izin vermiştir. Bunlar İslâmiyet’in yasak etmediği, günâh saymadığı hususlardır. Nitekim, Resûlullah efendimiz papazlara mahsus olan ayakkabıyı kullanmıştır.

Hindûların bayram günlerine ve ateşe tapınanların kutsal günlerine ve hıristiyanların noel gecelerine ve diğer paskalyalarına hürmet etmek ve o zamanlarda, onların âdetlerini, onlar gibi yapmak, bu günleri müslüman bayramı zannederek, onlar gibi birbirine hediye göndermek, eşyalarını ve sofralarını, onların yaptığı gibi süslemek, o geceleri başka gecelerden ayırd etmek büyük günah olur. Allahü teâlâ, sûre-i Yûsuf’da buyuruyor ki: “Biz Allahü teâlânın varlığına, birliğine, her şeyi yaratan O olduğuna inandık, müslüman olduk diyenlerin çoğu, başkalarına ibâdet ve itaat ederek ve daha bir çok hareketleri ve sözleri ile, müşrik oluyorlar.”

Muharrem ayının birinci gecesi, müslümanların yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, İslâmî yılın birinci ayı olup, birinci günü müslümanların yeni yılının, yâni hicrî yılın ilk günüdür. Müslümanlar, kendi yılbaşı gecelerinde ve günlerinde birbirlerini ziyaret eder, hediye verir ve mektuplaşarak tebrikleşirler. Yılbaşını mecmua ve gazetelerle kutlarlar. Yeni yılın, birbirine ve bütün müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için dua ederler. Büyükleri, akrabayı, âlimleri ziyaret edip dualarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler.

Dünyâda çeşitli takvimler kullanılmasının bâzı mahzurları görüldüğünden, bütün dünyâ milletlerinin müştereken kullanacağı tek tip takvim yapılması için bir asırdır çeşitli çalışmalar olmuştur. Bu çalışmalar Değişmez Takvim ve Evrensel Takvim adı altında yürütülmektedir. Ancak yeni tatbikatların daha büyük mahzurları doğuracağı tabiî olduğundan, bunların hiç biri kabul görmemiştir. Osmanlı Devleti’nde Takvîm-i daimî veya Rûznâme isminde takvim tatbikatı vardı. Bu takvim bir sene için değil, devamlı kullanılmak üzere iki metre uzunluğunda, gayet ince deri üzerine yapılan ince hesap ve zarif tezhiblerle meydâna getirilmişti. Hesaplar 100 sene için yapılır ve takvimden 100 sene ahkâm çıkartılır, bu işten anlıyanlar tarafından gelecek asırlar için de kullanılabilirdi. Bu işle pek çok uğraşanlar olmuş, bunlar arasında iki buçuk asır önce yaşamış olan Süleyman Hikmetî isminde bir zât meşhûrolmuştur. Bu takvimlerde seneler, mevsimler, aylar, günler, güneş ve ay tutulmaları, sayılı günler, meteorolojik ve astrolojik hesaplar bulunurdu. Bu takvimlerin açılıp sarılması ve istenen yere bakılması için iki ucunda parmak kadar ve daha büyük fildişi masuralar vardı. Bu takvimler pek çok yapılmış olup, adîleri 1-2 liraya, iyileri 10-15, fevkalâdeleri de 30 liraya kadar satılırdı.

İslâm memleketlerinde takvim hazırlanmasındaki esas maksat, namaz vakitlerinin sıhhatli şekilde müslümanlara duyrulması idi. Bunun için ilm-i hey’et, yâni astronomi ilmi ile uğraşan hey’et-şinâsların defter şeklinde hazırladıkları, namaz vakitleri cetvelleri bulunan, takvimler çıkartılmıştı. Namaz vakitlerinin yanısıra bir sene içindeki sayılı günler, güneş ve ay tutulmaları, burçlar, iklim ve zirâat hâdiselerini de gösteren bu takvimler Hicrî Kamerî, Hicrî Şemsî, Rumî ve Efrencî (Mîlâdî) senelere göre tertiplenmişti. Namaz vakitleri hesaplarını en sıhhatli şekilde yapabilen muvakkıtlar (vakit tâyin ediciler) tarafından tertiplenen bu takvimler, Osmanlı Devleti’nin son devrine kadar kullanılmıştır. Hâlen eski kitap satan sahaflarda bunların çeşitli tiplerini bulmak mümkündür. Eyyüb Camii muvakkıtı Ahmed Ziya Bey’in takvimi bilhassa meşhûr olmuş ve yaptığı namaz vakti hesapları o zamanın Şer’iyye Vekilliği’nce (Diyanet işleri Başkanlığı’nca) tasdîk edilmişti.

Şemsî seneleri, kameri seneye çevirmek: Başlangıç zamanına göre mîlâdî ve hicrî olmak üzere iki türlü sene kullanılmaktadır. Mîlâdî sene, Îsâ aleyhisselâmın doğum günü zannedilen zamanda başlar ise de, Fransa kralı 9. Şarl’ın 970 (m. 1563) senesinde, yıl başının 1 Ocak’dan başlamasını emr ettiği, Hasîb Bey’in Kozmoğrafya kitabında yazılıdır. Hicrî kamerî senenin başlangıcı 622 senesinin Muharrem ayının birinci Cum’a günü olup, Temmuz ayının 16. günüdür. Acemlerin şemsî senesi, bundan altı ay evvel, yâni Martın yirminci günü olan mecûsî gününde başlamaktadır. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem hicreti mîlâdın 622. senesinde oldu. 621. sene tamam olduktan 196 gün (0,54 sene) sonra hicrî kamerî yıl başıdır. 262 gün (0,72 sene) sonra da, hicrî şemsî yılın başlangıcıdır. Hicrî şemsî yılın başlangıcı hicrî kamerî yıl başlangıcından 66 gün (0,18 sene) sonra olmaktadır. Hicrî şemsî sene adedine 0,18 ilâve edince, hicrî şemsî sene adedi de 16 Temmuz’dan başlamış oluyor. Senede 10.875 günlük farkdan dolayı, şemsî sene, 32,5 olunca, kamerî sene 33,5 oluyor. Kamerî sene adedi, 32,58/33,58 =0,97023 ile çarpılınca, şemsî sene olur. Hicrî şemsî sene adedi 33,5/32,5 = 1,0307 ile çarpılınca, kamerî sene adedi olur.

1404 kamerî senesi başına rastlayan hicrî şemsî seneyi bulmak: Bir senenin başı, bir evvelki senenin sonu olduğu için ve şemsî sene de, 16 Temmuz’da başlamış olsaydı, şemsî sene mikdârı 1403 x0,97023 = 1361,23 olurdu. Şemsî sene, 16 Temmuz’dan 0,18 sene sonra başladığı için, bundan 0,18 sene çıkarılınca, 1362 senesinin 0,05 x 12 =0,6 birinci ayının 0,6 x 30= 18. günü olur.

1362 hicrî şemsî sene başına rastlayan kamerî senenin kaç olduğunu bulmak: Kamerî sene de 20 Eylül’de başlamış olsaydı, 1361 x 1,0307 = 1402,78 olurdu. Bundan 0,18 fazlası, 1043 senesinin 0,96 x 12 = 11,52 on ikinci ayının yarısı olur.

1984 mîlâdî senesi başında hicrî senelerin kaç olduklarını bulmak: 1984 mîlâdî senesi başına rastlıyan hicrî şemsî sene 1984-622 = 1362’dir. 20 Eylül ile 1 Ocak arası 103 gün (0,28 sene)dir. 1362 şemsî sene başında kamerî senenin 1402,96 olduğunu yıkanda bulmuşduk. Kamerî sene de 1402,96 +0,28 = 1403,24 olur ki, 1404 kamerî senenin 0,24 x 12 = 2,88 üçüncü ayının 0,88 x 30 = 26,4 yirmi yedinci günü olur.

Kamerî seneyi milâdîye çevirmek: 1404 hicrî kamerî senesi başına rastlıyan mîlâdî seneyi bulalım: 1403x0,97023 = 1361,23 16 Temmuz’dan başlayan hicrî güneş senesi olur. 1361,23+621,54 = 1982,77 olur ki, 1983 senesinin 0,77x12 = 9,24 onuncu ayının 0,24x30 = 7,2 sekizinci günüdür.

Hicrî sene başının hangi gün olduğunu bulmak: Muharrem’in birinci gününü bulmak için sene adedi, beş ile çarpılarak bulunan sayı sekize bölünür. Kalan sayı Perşembe’den îtibâren gün adedini gösterir. Meselâ; 1357 senesi Muharrem’inin başlangıcı: 1357’nin beş misli 6785’dir. Bunun 8 ile bölünmesi neticesinde bir kalır. Muharrem’in başı Perşembe’dir.

Herhangi bir Arabî ayın birinci gününü bulmak (Işık usûlü): Sene adedinden bir noksanı, 4,367 ile çarpılır. Bulunan rakamın tam sayısına, aranılan aya mahsûs sayı eklenir. Çıkan toplam yediye bölününce kalan, Cum’a’dan îtibâren gün adedi olur.

On iki arabî ayın her birine mahsus rakamlar, şu beytdeki, on iki kelimenin birinci harfleridir. Her büyük harf, (Ebced hesabı ile) bir adedi gösterir:

Hilmi Bu Dünyâya Hiç Zahmet Etme!
Cemâl-i Dünyâyı, Vefasız Zen Buldu Cümle.

Beytdeki on iki büyük harfin sıraları, on iki arabî ayın, Muharrem’den itibaren sıralarına göredir. Her harf, aynı sıradaki ayın husûsî numarasıdır.

(Ebced hevvez hutti) kelimelerindeki harflere Hurûf-i cümmel veya cümel denir. Bu kelimeler de: e = 1, b = 2, c = 3, d= 4, he= 5, v= 6, z= 7, hu= 8, t= 9, î= 10’dur. Buna göre, yukarıdaki beytde kelimelerin birinci harfleri:

Hilmi = 8 = Muharrem

Bu = 2 = Safer

Dünyâya = 4 = Rebî’ul-evvel

Hiç = 5 = Rebî’ul-âhır

Zahmet = 7 = Cemâzil-evvel

Etme = 1 = Cemâzil-âhır

Cemâli = 3 = Receb

Dünyâyı = 4 = Şaban

Vefasız = 6 = Ramazân-ül-mübârek

Zen (Kadın) = 7 = Şevval

Buldu = 2 = Zilkade

Cümle = 3 = Zilhicce aylara mahsûs rakamları gösterir (Bkz. Ebced).

Meselâ 1362 senesi, Zilkade ayının yirmi dokuzuncu gününü bulalım:

1361 adedini, 4,367 ile çarpalım, 5943 olur. Buna iki ilâve edelim. Çünkü, Zilkâde’ye mahsus aded ikidir, 5945 olur. Bunu yediye bölünce, iki artar. Demek ki, Zilkâde’nin birinci günü, Cum’a’dan başlıyarak, ikinci gün imiş. Yâni Cumartesi imiş. Yirmi dokuzuncu gün de, tabiî yine Cumartesi’dir. Bu usûl, pek kat’î ve hassasdır.

Herhangi bir hicri kamerî sene başlangıcına tesadüf eden mîlâdî sene adedini bulmak için, malûm senenin, hicrî sene sütununda kendinden bir evvelki seneden farkı, bu senenin hizasındaki mîlâdî seneye ilâve edilir. Meselâ 1362 hicrî senesi başında mîlâdî sene: 1362-1330 = 32 olduğundan, 1911+32 = 1943 ve aşağıdaki cetvelde, bu farkın altında yazılı Ocak ayı olur.

Hicrî sene başlarının tesadüf ettiği mîlâdî seneleri gösterir cetveldir.