İslâm Tarihi Ansiklopedisi

TÂHİRÎLER

Abbasî Halifeliği zamanında kurulan ilk müstakil devlet. Horasan’da kurulan hanedan, adını kurucusu İranlı Tâhir bin el-Hüseyn’den alır. Halîfe Harun Reşîd zamanında Horasan valisi olan Ali bin Îsâ, Busene valiliğine Tâhir’i tâyin etmişti. Tâhir bin Hüseyn, vali olduğu sene, bölgedeki haricîler ayaklanarak, Buşenc’e girdiler ve bir medreseyi basarak hoca ve talebeleri öldürdüler. Vali Tâhirde buna karşılık olarak bir haricî köyünü basarak bir çok haricîyi ortadan kaldırdı. Horasan valiliğine Herseme bin A’yan’ın tâyin edilmesi üzerine, Tâhir’in siyâsî hayâtı parlamaya başladı.

Halîfe Harun Reşîd’in vefatından sonra, oğulları arasında çıkan hilâfet mücâdelesinde Tâhir büyük rol oynadı ve El-Me’mûn’un yanında yer aldı. Halîfe El-Emîn’in yanında yer alan eski Horasan valisi Ali bin Îsâ’nın kuvvetleriyle çarpışan Tâhir, onları mağlûb ederek Hemedan üzerine yürüdü. Hilâfeti ele geçirmiş olan El-Emîn, Tâhir’in üzerine yirmi bin kişilik bir kuvvet gönderdi. Bu orduyu da mağlûb eden Tâhir, Hemedan’ı kuşattı ve bir süre sonra şehri ele geçirdi. Kuzeyde bulunan Kazvin’i de aldıktan sonra, Hulvan’ın Şelaşân köyünde ordugâh kurdu. 812 senesinde Halîfe el-Emîn, üçüncü bir orduyu Tâhir’in üzerine sevk etti ise de, Tâhir’in yürüttüğü propaganda sayesinde ordu, Irak-ı Acem hududunda dağıldı. Tâhir, ele geçirdiği bölgeleri Herseme bin A’yan’a bıraktı ve aldığı emre uyarak Ahvaz üzerine yürüdü. Ahvaz’ın âmili olan Muhammed bin Yezid’i mağlûb ederek Huzistan bölgesine hâkim oldu. Daha sonra, Bahreyn ve Umman valileri de Tâhir’e itaatlerini bildirdi. Vasat şehrini savaşmadan ele geçiren Tâhir, Küfe ve Basra valilerini de itaati altına aldı. Böylece hiç birengelle karşılaşmadan, ordugâhını Bağdâd yakınlarındaki Sansar kanalı kıyısına kurdu.

Halîfe el-Emîn, bu durum karşısında, Tâhir’in bir kısım askerini para ile kandırıp, kendisine çekmek istedi ise de, başaramadı. 812 senesinde Tâhir, Bağdâd’ın kenar mahallerini ele geçirdi. Halîfe, Kasr-ul-Huld ve Zübeyde sarayının bulunduğu kısımda mahsur kaldı. Halîfe el-Emîn, Herseme’ye teslim olmaya karar verdi. Yanında Herseme bulunduğu hâlde, Dicle nehrini geçerken Tâhir’in adamları tarafından yakalanıp öldürüldü. Tâhir de hilâfet alâmetlerini El-Me’mûn’a gönderdi. Halîfe Emîn’in öldürülmesi, Herseme’nin askerleri tarafından hoş karşılanmadı ve Bağdâd’da karışıklık çıktı. Tâhir, Irak’ta, Emîn’in öldürülmesinden dolayı bütün şimşekleri üzerine çektiğinden, onun için tehlikeli olan bu bölgeden uzaklaştırılarak Musul, Cezire, Şam ve Mağrib valisi tâyin edilip, Rakka’ya gönderildi.

Tâhir, kendisine karşı ayaklanan Nasr bin Şebes’in isyanını bastırmak için, 814 senesinde el-Cezîre’ye gitti. İsyanı bastırdıktan sonra, bölgede akıllı bir siyâset tâkib etti. Orayı çeşitli bölgelere ayırarak, Arab reislerini elinde tutmayı başardı. Bir süre sonra Tâhir, Bağdâd Sâhib-uş-Şurtalığına, aynı zamanda Irak mâliye me’mûrluğuna tâyin olundu (819). Bu görevden sonra 821 senesinde, kendi isteği ve Ahmed bin Ebî Hâlid’in aracılığı ile, Horasan ve Sîstân valiliğine tâyin edildi. Tâhir’in Horasan’daki faaliyetleri hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur. Vali olduktan bir süre sonra, oğlu Talha’yı, Sîstân’a vali tâyin etti. Tâhir bin Hüseyn vefatından önce, bâzı hoş karşılanmayan hareketleri de olan halîfe el-Me’mûn’un adını Cum’a hutbesinden çıkardı ve kendi adına para bastırdı. Fakat bu işleri yaptığının ertesi günü yatağında ölü bulundu (822).

Tâhir’in ölümünden sonra küçük oğlu Talha, derhâl Horasan’a giderek valiliği ele geçirdi. Halîf;e, Talha’nın valiliğini tanıdı. Talha’nın h’ayâtı, haricîlerle uğraşmakla geçti ve 828 senesinde Belh’de öldü. Yerine kardeşi Abdullah geçti. Abdullah da ağabeyi gibi haricîlerle uğraştı. 830’da Nişâbûr’u başşehir yaptı. Aynı sene Aziz bin Nuh kumandasında on bin kişilik bir kuvveti haricîler üzerine göndererek, onları ortadan kaldırdı. Abdullah, Sîstân’ın idaresini Muhammed bin Ahvaz’a verdi. Muhammed burada idareyi ele alır almaz, haricîlerle uğraşmaya başladı. Abdullah bin Tâhir, 845 senesinde kırk sekiz yaşında iken Nişâbûr’da öldü. O öldüğü zaman, Horasan’ın yanında; Rey, Taberistan ve Kirman da idaresi altında bulunuyordu. Herkesin ilim öğrenmesini teşvik eden Abdullah bin Tâhir, ilim tâlibleri için her türlü imkânı sağladı. En fakîr köylülerin çocukları bile şehirlerde ilim tahsîl ettiler.

Abdullah bin Tâhir’in yerine oğlu İkinci Tâhir geçti. Tâhir, babası öldüğü zaman Taberistan valisi idi. İkinci Tâhir zamanında Sîstân bölgesi Tahinlerin idaresinden çıktı. İkinci Tâhir, üç yıl kadar saltanatta kaldı ve 848 senesi Eylül ayında Nişâbûr’da vefat etti. Halîfe Mustaîn, İkinci Tâhir’in yerine Horasan’ı aynı sülâleden olan Bağdâd Sâhib-uş-Şurta’sı Muhammed bin Abdullah’a vermek istedi. Muhammed bin Abdullah, Tâhir’in, halef olarak oğlu Muhammed’i vasiyyet ettiğini bildiğinden, bu teklifi kabul etmedi. Böylece İkinci Tâhir’in oğlu Muhammed, Halîfe tarafından Horasan valiliğine tâyin edildi.

Muhammed, kendinden önce bölgede hüküm süren dedelerinin aksine, zayıf karakterli ve eğlenceye düşkün idi. Taberistan valisi ve amcası Süleyman bin Abdullah’ın sert ve zalimane idaresi sebebiyle, bölge halkı Tahinlerden memnun değildi. Bu durum karşısında halk, Hasen bin Zeyd’i Taberistan’a çağırdı. Hasen bin Zeyd, büyük azimle Tahinlerle mücâdeleye girişti ve onları yenerek, Amul ve Sariye şehirlerini zabt etti. Bunun üzerine harekete geçen Muhammed bin Tâhir, Muhammed bin Mikâil komutasında bir orduyu bölgeye gönderdi. Ordu, geçici bir süre için şehri tekrar Tâhirîlerin idaresi altına aldı. Fakat çok geçmeden Hasen, bölgeye tekrar hâkim oldu. Muhammed bin Tâhir, 865 senesinde, önce Rey’de isyan eden Muhammed bin Ca’fer’i, sonra da Hasen bin Zeyd’i yenerek, Taberistan’a hâkim oldu. Hasen bin Zeyd, Deylem bölgesine çekilerek, şiîliği yaymağa başladı. Tâhirîlerin eski gücü kalmadığından, çok azimli olan Hasen, 870 senesinde Gürcan’da Muhammed bin Tâhir’i yenerek, Gürcan ve Taberistan’ı tekrar ele geçirdi.

Bu sırada Saffari Devleti’nin kurucusu olan Yâkub bin Leys, Sîstân’da durumu kuvvetlendirdikten sonra, topraklarını genişletmek için harekete geçti ve Tâhirîlerin elindeki Herat’ı zabt etti. Muhammed bin Tâhir, Yâkub’un üzerine İbrahim bin İlyas kumandasında bir ordu gönderdi ise de, mağlûb oldu. Geri dönen İbrahim, Yâkub ile başa çıkmanın güç olduğunu bildirerek, dost geçinmek istediğini haber verdi. Muhammed bu teklifi uygun bularak Sîstân, Kabil, Kirman ve Fars bölgelerinin idaresini Yâkub bin Leys’e bıraktı.

Yâkub bin Leys, Taberistan’ı zabt ettiği sırada, Sîstân’da Abdullah bin Muhammed isimli bir kişi etrafına topladığı bir grup insanla isyan etti. Yâkub bu durumu öğrenince, derhâl Sîstân’a gelerek Abdullah bin Muhammed’i mağlûb etti. Abdullah, kaçarak Muhammed bin Tâhir’e sığındı. Yâkub, onun geri iade edilmesini istedi. Fakat bu isteği Muhammed kabul etmedi. Bunun üzerine Yâkub, büyük bir ordu ile Horasan üzerine yürüdü. Muhammed bin Tâhir, Yâkub’la savaşacak güçte olmadığından, itaatini bildirdi. Yâkub, Nişâbûr’a girdiği zaman, Muhammed bin Tâhir’i tutuklattı ve yakınları ile Sîstân’a gönderdi (873). Böylece, Tâhirîler Devleti ortadan kalkmış oldu.

Tâhirîler, Nişâbûr’da müstakil hareket etmelerine rağmen, vergilerini halîfelik merkezi Bağdâd’a muntazaman gönderdiler. Bölgede Ehl-i sünnet îtikâdının müdâfaasını yapıp, halka çok iyi muamelede bulundular. Bölgenin ileri gelenlerine dâima hüsn-i kabul gösterdiler. Zirâat ve îmân teşvik ettiler. Âlim ve şâirleri korudular. Ayrıca, bölgenin iktisadî, sosyal ve kültürel hayâtını yükselttiklerinden, halktan çok yardım, destek ve teşvik gördüler. Hudûdları doğuda Türkistan ve Hindistan, batıda Kirman’ın içine kadar genişledi. Asıl merkezleri Horasan olmasına rağmen, onuncu asrın başlarına kadar Bağdâd’daki garnizon kumandanlığı olan Sâhib-uş-Şurta gibi mühim vazifeleri yapmakta devam ettiler. Doğru yoldan ayrılıp, insanlara zulmetmeye başlayınca da yıkılıp gittiler.

TAHİRÎLER

TAHİRÎLER

Tahta Geçişleri

Tâhir bin Hüseyn

821 (H. 205)

Talha bin Tâhir

822 (H. 207)

Abdullah bin Tâhir

828 (H. 213)

İkinci Tâhir

845 (H. 230)

Muhammed bin ikinci Tâhir

862 (H. 248)

Saffari hâkimiyeti

873 (H. 259)