İslâm Tarihi Ansiklopedisi

SÜFÎ ALLAHYÂR

Allahü teâlânın yolunu anlatan güzel şiirleri ile meşhûr bir Türkistan evliyası. Özbek Türklerinin Hita kolundan olup, Buhârâltdır. Kette Kurgan’da doğmuştur. Babası Ahmed Kulı Atalık’dır. Zamanındaki ilim sahiplerinden, Ehl-i sünnet itikadını ve Hanefî mezhebi fıkıh bilgilerini öğrendi. Bir ara Buhara Hânlığı’nda tamgacı yâni gümrük idaresi reisliğinde bulundu. Bu esnada Nakşibendiyye halîfelerinden Habîbullah Şeyh Nevrûz’dan feyz alarak kemâle geldi. Daha sonra resmî vazifeden ayrılarak, halkı irşâd ile meşgul oldu. 1723 yılında Rahşvâr adlı köyde vefat etti. Bu köy daha sonra Allahyâr adını aldı.

Yaşadığı bölgenin dil ve lehçesiyle islâm îtikâd bilgilerini yayan Sûfî Allahyâr, halk arasında pek çok tutulmuş ve şiirleri dilden dile dolaşmıştır. Şiirlerini Arapça, Farsça ve Türkçe olarak söyleyip yazmıştır. Bölgede kendisinden önce gelip ilim yayan Ahmed Yesevî, Burhâneddîn Merginânî, İsmail Buhârî ve Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî (rahmetullahi aleyhim) gibi ilim sahiplerinin îtikâd ve yollarını şiirle dile getirmiştir. Bu îtibârla şiirleri daha ziyâde didaktik yâni öğretici mâhiyette, tasavvufî ve ahlâkîdir. Bu haliyle Ahmed Yesevî’nin (rahmetullahi aleyh) on sekizinci asırdaki tâkibcisi olduğu söylenebilir.

Eserlerinde Farsçayı da çok iyi kullanan Allahyâr’ın bütün gayreti, gerek şiir, gerekse nesirle olsun; Ehl-i sünnet inancını yaymaya ve İslâmî esasları bildirmeye yöneliktir. Farsça Dîvân’ı yanında, manzum Meslek-ül-Müttekîn, Murâd-ul-Ârifîn, Mahzen-ül-Mutîîn ve Sebât-ül-Âcizîn adlı eserleri vardır. Bunlardan, Özbek Türkçesi ile yazdığı Sebât-ül-Âcizîn adlı eserinde, baştan başa îmân esaslarını anlatır. Münâcât, tevhîd ve peygamberlere, bilhassa Muhammed aleyhisselâma ve Eshâbına (radıyallahü anhüm) geniş yer verir. Ayrıca, hikâyelere yer verdiği eserinde, vasiyetlerini de bildirir. Burada emr-i mâruf ve nehyi anil-münker yaparak sevenlerine nasîhat etmektedir. Sûfî Allahyâr, eserinde halka hitâb ettiği için oldukça açık ve anlaşılır bir Türkçe kullanmıştır. Eseri bu bakımdan ele alınıp değerlendirilince, Türkçesinin çok açık olduğu görülür. Ayrıca, yer yer İslâm büyükleri ile ilgili hikâyeler anlatması, dilinin açıklığına bir başka sebeb olarak gösterilebilir. Şiirlerini aruz vezni ile yazmış olması ve bu vezni en iyi şekilde kullanması bir başka hususiyetidir. En çok kullandığı aruz kalıbı “mefâîlün mefâîlün feûlün”dür ve yetiştiği bölgenin Yûnus Emre’si durumundadır. Bütünüyle alıp değerlendirilince, islâmiyet’e ve Türkçe’ye hizmetlerinin pek büyük olduğu görülür. Te’siri her iki yönden bu gün de devam etmekte ve şiirleri elden ele dolaşıp dillerden düşmemektedir.

Bitilse Türkî til birle akîde
Köngüller bolsa andın âramîde

derken inanç esaslarını bildiren eserlerin Türkçe yazılmasını ve gönüllerin böylece aydınlanıp haz almasını ve huzura kavuşmalarını söyler. Burada açıkça anlaşıldığı gibi, Türkçe’yi gönül dili hâline getirmiştir.

Peygamberning barı âdil ü a’del
Velîkin bâzısıdın bâzı efdal

Barınıng bihterîni Mustafâ’dur
Habîb-i Hak nigîn-i enbiyâdur

Peygamberlerin hepsi âdil ve adaleti hakkıyla gözetendir. Fakat (böyle olmakla birlikte) bâzısı bâzısından üstündür. Hepsinin en üstünü Mustafâ’dır ve O, Allahü teâlânın sevgilisi ve bütün peygamberlerin sonuncusu olan Hâtem-ül-enbiyâdır.

Hacetim oldur Hudâyâ pâ işim baş eyleseng
Munda tevfîk anda îmânımnı yoldaş eyleseng

Elkime birseng asâyı himmet ağzımga sena’
Könglüme ışk âteşin salsang közüm yaş eyleseng

Allahü teâlâdan dileğim odur ki, ayaktaki işimi başa çıkarıp, bu dünyâda tevfîk, âhirette de imânımı yoldaş eylesin. Elime himmet asasını, ağzıma da övgüsünü versin; gönlüme aşk ateşini salsın ve gözümü yaş eylesin.