SAFFÂRÎLER
İran’ın Sîstân bölgesinde hüküm sürmüş bir hanedan. Sülâle, adını kurucusu Ya’kûb bin Leys’in mesleğinden yâni Saffâr’dan (Bakırcı) alır. Ya’kûb bin Leys önceleri bakırcı iken, mesleğini bırakıp eşkıyalık yapmaya başladı. 846 senesinde arkadaşları ile Sîstân bölgesine giderek, Tahinlere karşı isyan eden Salih bin Nasr’a katıldı. Salih, Benî Kinâne kabîlesinden olup, Büst şehrinden bir gönüllü grubunun başında haricîlere karşı yaptığı mücâdeleyi Tâhirîler aleyhine bir isyana dönüştürmüştü. Salih, 852 senesinde Sîstân’ı ele geçirdi: Fakat bir süre sonra Tâhirîler, Sîstân’ı geri aldılar. Salih, çöl yolundan Zerenc’e gelip şehri ele geçirdi. Hâricilerle yaptığı savaşta halkın da desteğini aldı. Onları yendi ise de, ganimet mes’elesinden dolayı Ya’kûb ve arkadaşlarıyla arası açıldı. Ya’kûb’a yenilen Salih kaçtı. Salih’in ordusunda hâkimiyet, Dirhem bin Nasr’a geçti. Dirhem bin Nasr, Sîstân’ı kısa bir süre sonra ele geçirdi. Dirhem, idaresinde acze düşünce, askerleri onun yerine Ya’kûb bin Leys’i getirdiler. Gönüllü cihâd eden askerlerin emirliğe getirdikleri Ya’kûb, haricîlerle mücâdele etti ve onları bozguna uğrattı. Kısa zamanda kuvvetini arttırarak Sîstân, Herat, Busene merkezleri ile çevrelerini ele geçirdi. Salih bin Nasr ve haricî lideri Ammâr bin Yâsir’i muharebeler neticesinde ortadan kaldıran Ya’kûb, çıkan isyanları da ânında bastırdı.
Ya’kûb bin Leys, Sîstân ve Afganistan’ın bir kısmını itaat altına aldıktan sonra, topraklarını genişletmeye çalıştı. Bu gayeyle Tâhirî valisi Hüseyn bin Abdullah’ın idaresindeki Herat üzerine yürüdü. Çetin muharebeden sonra şehri zabtederek Hüseyn’i esir aldı. Arkasından Busene şehrini ele geçirmesi üzerine onunla dost olmak isteyen Tâhirî sultânı Muhammed bin Tâhir, Ya’kûb’a elçilerle hediyeler ve hil’atler göndererek Sîstân, Kabil, Kirman ve Fars’ın idaresini verdiğini bildiren bir ferman gönderdi. Sîstân’a dönen Ya’kûb, Zerenc’de kendi adına hutbe okutarak, 867 yılında bağımsızlığını îlân etti.
Ya’kûb bin Leys, nüfuzunu Fars ve Horasan bölgesinin dışına yaymaya çalıştı ve 869 senesinde Kirman üzerine yürüdü. Abbâsîlerin Fars valisi Ali bin Hüseyn’in ordusu ile Ya’kûb’un ordusu, Şîrâz yakınlarında karşılaştı. Yapılan muharebede, Ali bin Hüseyn mağlûb oldu. Ya’kûb, Nisan ayının yirmisinde Şîrâz’a girerek Fars’ı idaresi altına aldı ve pek çok ganîmet elde etti. Ya’kûb bin Leys, Sîstân’a döndükten bir süre sonra, Fars bölgesi tekrar Abbâsîlerin eline geçti. Ya’kûb, hareketli bir hayât tarzı sürdürerek dinlenmek bilmiyor, bir doğuya, bir batıya seferler düzenliyordu. Horasan bölgesinde artan haricî akınlarına karşı bizzat sefer düzenleyerek, onları itaati altına aldı. Askerini artırarak ordusunu kuvvetlendiren Ya’kûb, 873’de Nişâbûr’u ele geçirerek Tâhirî hanedanına son verdi.
Fars’ı tamâmiyle idaresi altına almak isteyen Ya’kûb, bu gaye ile 875’de bölgeye sefer düzenledi. Ramehürmüz’e girerek bütün Fars bölgesini hâkimiyeti altına aldı. Cesur, zekî ve uzak görüşlü bir hükümdar olan Ya’kûb, Cundişapur’da sefere çıkmak için yeni bir ordu hazırlamakta iken, kulunç hastalığına yakalanarak, 879 senesi Haziran ayında öldü. Haklarını kılıçla elde ettiği için, kendisine bağlı kuvvetli bir ordu kurmuştu. Öldüğü zaman hazînesinde yaklaşık dört milyon dînâr bulunduğu rivayet edilmektedir. Zenginliğine rağmen, ömrü boyunca sâde bir hayât yaşamıştır.
Ya’kûb’un yerine kardeşi Amr geçti, ilk zamanlarında kardeşleri onun hükümdarlığını kabul etmedilerse de, sonra bî’at ettiler. Amr, emirliğinin başında halîfeye mektûb yazarak itaatini bildirdi. Halîfe memnun kalarak, Amr’a; Horasan, Fars, Kirman, İsfehan, Gürgân, Sîstân ve Sind vilâyetlerinin idaresi ile Bağdâd Sâhib-i şurtalığını verdi. Amr da her yıl Bağdâd’a yirmi milyon dînâr gönderecekti.
Ya’kûb öldükten sonra Amr’ın tahta geçip Sîstân’a gelinceye kadar geçen zaman zarfında, daha önce Ya’kûb’dan korkarak saklananlar isyana başladılar. Amr, saltanatının büyük kısmını iç isyanları bastırmakla geçirdi. İsyanları bastırdıktan sonra halîfenin emrine uymayan Râfî bin Herseme’yi yenerek başını halîfeye gönderdi. Halîfe, Amr’a hediyeler gönderdi ise de, o bu hediyeleri kabul etmiyerek Sâmânî hükümdarı İsmail bin Ahmed’in elinde bulunan Mâyerâünnehr valiliğini istedi. Halîfe, isteğini kabul etmek zorunda kaldı. Bundan istifâde eden Amr, büyük bir ordu ile Sâmânîler üzerine yürüdü. İki taraf arasında yapılan muharebede Amr yenilerek İsmail’e esir düştü. İsmail bin Ahmed, onu halîfeye gönderdi. Amr, Bağdâd’da öldürüldü.
Amr’ın yerine, torunu Ebü’l-Hasen Tâhir geçti. Fakat Amr bin Leys’in kölesi Şebek Sübekrî’nin otoriteyi tamamen eline alması sebebiyle, Tâhir’in yönetimde hiç rolü olmadı. Sübekrî, bir süre sonra Tâhir’i tutuklayarak Bağdâd’a gönderdi. Bu durumu öğrenen Leys bin Ali bin Leys derhâl harekete geçti ve Sübekrî’nin ordusunu yenerek Şîrâz’a girdi. Sübekrî kaçarak halîfeden yardım istedi. Halîfenin gönderdiği ordunun yardımı ile Leys’i yenen Sübekrî, yönetimi yeniden ele geçirdi. Leys’in esir olduğunu öğrenen Sîstân halkı, kardeşi Ebû Ali Muhammed’i emirliğe getirdiler. Böylece Ebû Ali; Sîstân, Zemindaver, Büst, Kabil ve Gazne’de hüküm sürerken, Horasan Sâmânîlerin eline geçmiş, Sübekrî de halîfeye bağlandığından Kirman ve Fars bölgeleri Saffârîlerin elinden çıkmıştı. Bir süre sonra bütün Saffârî toprakları, Sâmânîlerin idaresine geçtiyse de, sülâle Sîstân’da on beşinci asrın sonuna kadar devam etti. Hanedan mensupları Gazneliler, Büyük Selçuklular, Gurlular, Harezmşâhlar, Moğollar, Tîmûrlular, Karakoyunlular ve Akkoyunlulara bağlı kaldılar.
Saffârîler, kültür ve san’at bakımından faaldıler. Bilhassa Amr bin Leys; cami, ribat, köprü ve çölde yol gösteren taştan işaretler yaptırdı. Bunlar arasında en meşhûru, Şîrâz Ulu Camii ve Dâr-ul-İmâre’dir. Yaptığı eserlerden biri olan Mescid-i Camii Atik günümüze kadar gelmiştir. Saffârîler dokuzuncu asrın sonlarında yeni Fars edebiyatı ve kültürünün meydana gelmesinde büyük rol oynadılar. Âlim, şâir ve ilim adamlarının hâmisi idiler.
MÜCEVHER OLAN ÇAKIL TAŞLARI...
Ya’kûb bin Leys, doktorların tedavi edemedikleri bir hastalığa yakalanmıştı. Ona; “Senin hükmettiğin bölgede Sehl bin Abdullah isminde sâlih bir zât vardır. Sana dua ederse, Hak teâlânın bu duayı kabul etmesi ümid edilir” dediler. Hükümdar, Sehl bin Abdullah’ı çağırttı ve; “Benim için Allahü teâlâya dua et.” dedi. Sehl bin Abdullah da; “Zindanlarında suçsuz insanlar yatarken, senin için yaptığım dua nasıl kabule mazhar olur?” dedi. Bunun üzerine Ya’kûb, zindanda yatan bütün suçluları serbest bıraktı. Sehl bin Abdullah; “İlâhî! Bu zâta ma’siyet ve musibetteki zilleti gösterdiğin gibi, tâattaki izzeti de göster. Onu dert ve sıkıntıdan kurtar” diye dua etti. Hükümdar, hemen iyileşti ve Sehl bin Abdullah’a çok mal vermek istedi. Fakat, o kabul etmedi. Arkadaşları arasında; “Keşke bunu alıp fakirlere dağıtsaydı” diyenler oldu. O, yolda çakıl taşlarına bakınca, hepsi mücevher hâline geldi. Arkadaşlarına bunları göstererek; “Böylesi bir ihsana nail olan kimse, Ya’kûb bin Leys’in malına hiç muhtaç olur mu?” buyurdu.
SAFFÂRÎ EMİRLERİ
|
SAFFÂRÎ EMİRLERİ |
Tahta Geçişleri |
|
Ya’kûb bin Leys |
867 (H. 253) |
|
Amr bin Leys |
879 (H. 265) |
|
Tâhir bin Muhammed bin Amr |
901 (H. 288) |
|
Leys bin Ali |
908 (H. 296) |
|
Muhammed bin Ali |
910 (H. 298) |
|
Sâmâni fütûhatı |
911 (H. 298) |
|
Amr bin Ya’kûb |
912 (H. 299) |
|
Sâmânî hâkimiyeti |
913 (H. 300) |