İslâm Tarihi Ansiklopedisi

REŞÎDÜDDÎN VATVÂT

On ikinci yüzyılda İran’da yaşayan münşî, şâir ve edîb. İsmi, Muhammed bin Muhammed bin Abdülcelîl bin Abdülmâlik’dir. Reşîdüddîn lakabıyla bilinir. Boyu kısa olup, dili keskin (beliğ) idi. Bu sebebden Vatvât diye meşhûr oldu. 1088-1094 (H. 481-487) târihleri arasında Belh’de doğdu. 1177 (H. 573)’de Harezm’de vefat etti. Hazret-i Ömer’in soyundan geldiği için, Ömerî ve Fârûkî nisbeleriyle de bilinir.

Ailesi ve yakın çevresi hakkında kaynaklarda geniş bilgi bulunmayan Reşîdüddîn Vatvât, çocukluktan îtibâren ilim tahsiline yöneldi. Belh’deki Nizamiye Medresesi’nde, İmâm Ebû Sa’d el-Hirevî ve Ziyâüddîn Sadr-ul-Eimme gibi âlimlerden aklî ve naklî ilimleri öğrendikten sonra, Harezm’e giderek zamanının edebiyat ve dil âlimlerinden tahsîl gördü. Arabça ve Farsça’nın inceliklerini öğrendi. Bilhassa tahrîrât ve yazı usûlünde üstün maharet kazanarak meşhûr oldu. Harezm bölgesinde hüküm süren Harezmşâh Alâüddîn Atsız’ın dikkatini çekerek, iltifat ve ihsanlarına kavuşup, husûsî kâtipliğini yaptı. Harezmşâh sarayının Dâr-ül-İnşâ yâni yazı işleri müdürlüğüne, daha sonra da Resâil yâni mektuplar vezirliğine getirildi. Harezmşâh Alâüddîn Atsız’ın 1147 (H. 542)’de Selçuklu sultânı Sencer ile Hezâresb’deki muharebesinde bulundu. Sultan Sencer’in yanında bulunan Şâir Enverî, üzerinde tahkir edici bir ruba? bulunan oku, Harezmşâh Atsız tarafına attı. Atsız da, Reşîdüddîn Vatvât’ın at ile eşeği karşılaştıran bir rubâîsini, aynı usûlle Sultan Sencer’e gönderdi. Muharebeyi kazanan Sultan Sencer, Reşîdüddîn Vatvât’ı ağır bir şekilde cezalandırmak istedi. Fakat Selçuklu dîvân-ı inşâ reîsi Mustecibüddîn Bedî’in araya girmesiyle kurtuldu. Daha sonra tekrar Atsız’ın yanına döndü.

Atsız’ın yanındaki itibârını kıskananlar, onun Cend valisi Kemâleddîn Mahmûd bin Arslan’la gizli münâsebetlerinin bulunduğunu iddia ederek, 1152 (H. 547)’de saraydan uzaklaştırılmasını sağladılar. Reşîdüddîn Vatvât, okuduğu kasîde, terkîb-i bend ve kıt’alarla suçsuzluğunu isbât etti ve saraydaki îtibârmı yeniden kazandı. Alâüddîn Atsız, vefat edinceye kadar yanından ayrılmadı. Hattâ 1156 (H. 551)’de Atsız’ın ölümü üzerine meşhûr bir rubâî söyledi. Alâüddîn Atsız’ın oğlu Harezmşâh il-Arslan zamanında da, aynı vazifede kalan Reşîdüddîn Vatvât, İl-Arslan devrinin son senelerine doğru yaşının ilerlemesi ve bünyesinin zayıflığı sebebiyle emekliye ayrıldı. Harezmşâhlar ve devrin diğer büyükleri için medhiyeler yazan Reşîdüddîn Vatvât, 1172 (H. 568)’de Harezmşâh sultânı olan Alâüddîn Tekis’in cülûs merasiminde hazır bulundu. Yeni Harezmşâh’a ve kardeşi Mahmûd’a medhiyeler sundu, ömrünün son zamanlarını tâat ve ibâdetle geçirdi. 1177 (H. 573) senesinde vefat etti ve Harezm’in başkenti olan Gürgenc’de defn edildi.

Ehl-i sünnet îtikâdında olan Reşîdüddîn Vatvât, amelde Hanefî mezhebine mensub idi. İslâmiyet’e karşı olanlarla, kendi aklına ve görüşüne uyarak Ehl-i sünnetten ayrılanlarla mücâdele ederdi. İslâm dîninin emirlerine uymakta gevşeklik gösterenlere ve vaktini boş şeylerle geçirenlere nasîhat eder, felsesecilerin sapıklıklarına cevap verirdi. İbn-i Mukaffâ’yı, ateşe ve ateş tapınağına saygı gösterdiği için kısa akıllılıkla vasıflandırmıştır.

Reşîdüddîn Vatvât, edeb ve fazîlet yönünden yüksek bir dereceye ve şöhrete sâhib idi. Devlet adamları yanındaki mevkîi, zamanındaki bâzı şâirlerin şiirlerine değer vermemesi, bu şâirleri ve doğru yoldan ayrılanları tenkid etmesi sebebiyle, kendisi de çok tenkide uğramış ve hicvedilmiştir.

Çok hayırsever bir şâir olan Raşîdüddîn, kurduğu vakıflarla ilim tahsîl edenlere yardım ederdi. Ayrıca bin cilde yakın değerli kitaplarını ve notlarını da herkesin istifâde etmesi için kütüphaneye koyup vakf etmiştir. Edebî san’atları uygulamada ve vecîz söz söylemede mahir olan Reşîdüddîn Vatvât, kasideleri hâriç, şiirlerinde dînî konulara yer vermiştir. Eserlerinde; mutlu ve huzurlu yaşamak için, seçkin kimselerle arkadaşlık edip, ömrü ilim tahsiline hasretmeyi tavsiye eden Reşîdüddîn Vatvât, hayâtın devamlı neş’e içinde geçeceğini sanmanın yanlışlığını, Allahü teâlâ yardım etmedikçe; nefs, şeytan, dünyâ, aşırı istek, hırs ve emel gibi altı düşmanın şerrinden kurtulmanın mümkün olmadığını bildirmiştir.

Eserleri: Arabçayı ve Farsçayı bilen ve her ikisini de gayet iyi yazan Reşîdüddîn Vatvât’ın, mensur ve manzum birçok kıymetli eseri vardır. Farsça mensur eserlerinde son derece vecîz ve ahenkli bir dil kullanmış, her konuyu ustaca işlemiştir. Bilhassa sultanlar ile devlet adamlarına ve Harezmşâh adına yazdığı mektûblarK beliğ ve vecîzdir. Târihî yönden büyük bir ehemmiyet taşıyan resmî ve gayr-ı resmî münşeatı, yâni mektupları, mensur eserlerinden kıymetlileridir. Ekseriyetle tek nüsha hâlinde zamanımıza kadar gelen eserlerinin bâzıları şunlardır:

1-Farsça Dîvânı: Farsça şiirlerinin toplandığı bu eserinde, yedi binden fazla beyt vardır. Bu şiirlerin büyük bir kısmı, Harezmşâh Alâüddîn Atsız hakkında, diğer kısmı ise, İI-Arslan ve diğer devlet büyükleri, emîrler ve âlimler için yazılmıştır.

2-Arabça Dîvânı: Arabça yazdığı şiirleri bu eserde toplanmıştır.

3-Ebkâr-ül-efkâr fi’r-resâil ve’l-eş’âr: Harezmşâh Devleti, Dîvân-ı inşâ reîsliği sırasında yazdığı inşâ örnekleri mecmuasıdır. Dört bölüm hâlinde, 40 adet Arabça ve Farsça mektup ve kasîdeyi ihtiva etmektedir. Bir çok medhiyeleri ve ihvâniyyât (husûsî mektupları)’dan başka, Cend Fetihnamesi gibi siyâsî vesikaları da ihtiva eder.

4-Arâis-ül-havâtir ve nefâisün-nevâdir: Yirmi beşi Arabça, yirmi beşi Farsça olan elli mektuptan başka, bir çok haberleşme vesîkaları da bu eserde yer almıştır. Harezmşâhlar siyâsî târihin en belli başlı kaynaklarındandır.

5-Umdet-ül-bülegâ ve uddet-ül-füsehâ: Reşîdüddîn Vatvât’ın diğer bir münşeat mecmuasıdır. Üç kısımdan meydana gelmiş olup, 25 Arabça ve 5 Farsça mektup ile 25 Arabça ve 25 Farsça kasîdeyi ihtiva etmektedir.

6-Münşeât-ı Reşîdüddîn Vatvât: Reşîdüddîn’in diğer münşeatlarından toplanmış ve bilhassa Alâüddîn Atsız devrine ait bir kaç tahrîrâtı içine alır. 7-Tuhfet-üs-sâlîk min kelâmî Ebî Bekr-is-Sıddîk, 8-Fasl-ül-hitâb min kelâmî Ömer İbn-il-Hattâb, 9-Enîs-ül-lehfân min kelâmî Osman ibni Affân, 10-Matlûbu küllî tâlib min kelâmî Aliyyibni Ebî Tâlib, 11-Hadâik-us-sihr fî dekâik-iş-şi’r, 12-Aksâm-ül-buhûs, 13-Cevâhir-ül-kalâid ve zevâhir-ül-fevâid, 14-Fevâid-ül-Alâiyye, 15-Garâib-ül-kelâm fi regâib-ül-hikem, 16-Gurer-ül-akvâl ve dürer-ül-emsâl, 17-El-Kelâm-ün-nâsiha vel-hikem-üs-sâliha, 18-Mefâtîh-ul-hikem ve mesâbih-uz-zulem, 19-Münyet-ül-mütekellimîn ve gunyet-ül-müte’allimîn, 20-Nükûd-uz-zevâhir.