İslâm Tarihi Ansiklopedisi

RASADHÂNE

Uzaydaki cisimleri incelemeye elverişli teleskop ve diğer yardımcı âletlerle donatılmış kubbesi açık özel bina. Rasad, gök cisimlerini incelemek demektir. Yapı olarak, Arabça rasad ve Farsça hâne kelimelerinden meydana gelen hâne-i rasad terkibinin ters çevrilmesi ve izafet kesresinin düşürülmesi ile ortaya çıkmış birleşik isim olan rasadhâne, astronomi âletlerinin bulunduğu ev mânâsına gelmektedir.

Rasadhânelerin târihi; Bâbil, Eski Yunan, Hind ve Mısır medeniyetlerine, hattâ daha öncesine kadar uzanır. Bu devirlerde rasadhânelere önem verilmesi; dînî tören ve ibâdetlerin zamana bağlı olmasından ileri gelmektedir. Sonradan bozulup sapık dinler hâline dönmesine rağmen, zamana bağlı olarak ibâdetlerin mevcudiyeti, aslında bu medeniyetlerin mensuplarına, peygamberlerin geldiğini işaret etmektedir. Fakat bu medeniyetlerden intikâl eden bilgiler, çok yetersiz ve yanlışlarla dolu olarak müslümanlara kadar gelmiştir.

İlim târihinde müessese olarak arzu edilen şekli ile ilk rasadhâne, İslâm dünyâsında kuruldu. İslâm medeniyeti, “rasadhâneleri geliştirip, dünyâ kültür ve medeniyetine sunarak, bu ilmin öncülüğünü yaptı. Rasadhânelerin teşkiline sebeb olan astronomi ilmi; ibâdetlerinin çoğu zamana bağlı olan müslümanların ilk iltifat ettikleri ilimlerden biri idi. Nitekim son zamanlara kadar her camide, vakit tâyini ile meşgul olan bir muvakkit mevcut idi. Ortak saat ve bunun radyo ile kolayca duyrulması her yerde bir muvakkıtın bulunmasına lüzum bırakmamış, merkezî saatle, mahallî saat arasındaki farklar çıkarılıp toplanarak, vakitlerin tesbiti kolayca yapılır olmuştur. Müslümanların astronomi ilmine büyük ehemmiyet vermelerinin asıl sebebi, Allahü teâlânın Kur’ân-ı kerîmin bir çok yerlerinde olduğu gibi, Kâf sûresi altıncı âyetinde meâlen buyrulan; “Yerleri, gökleri, canlıları, cansızları ve kendinizi inceleyiniz. Gördüklerinizin içini, özünü araştırınız. Bütün bunlarda yerleştirmiş olduğum kuvvetimi, kudretimi, büyüklüğümü ve hâkimiyetimi bulunuz, görünüz.” ilâhî emri oldu. İmâm-ı Gazâlî (rahmetullahi aleyh) başta olmak üzere, İslâm âlimleri de; “Astronomi ve anatomi bilmeyen; Allahü teâlâyı tanıyamaz” buyurarak müslümanları bu ilimlere teşvik ettiler. Bu sebeble rasad ve rasadhâne, İslâm âlimlerinin çalışma ve gayretleriyle çok gelişti. Böylece çeşitli yerlerde rasadhâneler kuruldu. İslâm rasadhânelerinin yaptığı işler arasında; güneş ve ayın gözetlenmesi ile elde edilen astronomi tabloları, boylam ve enlemlerin tesbiti, yâni coğrafî yer tahmîni oldu. Gittikçe artan çalışmalar sonucunda, onuncu asırda bütün incelemeler yapılır duruma geldi. Aynı zamanda gezegenler üzerinde değerli rasadlar yâni gözlemler yapıldı. Gezegenlere ait astronomik tablolar düzenlendi.

Rasadhânelerin, tam teşkilâtlı olarak uzun yıllar devamlı ve sistemli olarak çalışması îcâb ettiğinden, büyük masraflara ihtiyaç göstermektedir. Bu. sebepten rasadhâneler incelendiğinde, bunların hükümdar ve devlet adamları tarafından kurulduğu ve desteklendiği görülür. Nitekim dünyânın bilinen ilk rasadhânesi, 829 senesinde Harun Reşîd’in oğlu Halîfe Me’mûn tarafından Bağdâd’da kurulmuştur. Bu, Bağdâd’ın aynı adla anılan mahallesindeki Şemmâsiye Rasadhânesi idi. Şam’ın dört kilometre kuzeyinde Kasiyûn tepesinde de Kasiyûn Rasadhânesi kuruldu. Me’mûn hilâfetinin ilk zamanlarında, iki yüzü aşkın ay tutulması gözetlendi. Bu iki rasadhânede yapılan rasadlar netîcesinde, o devir astronomlarından Harezmî, gezegenlerin gök küresindeki yerleri (koordinatları) ve seyir süreleri ile ilgili cetvellere yer veren Zîyc-i Harezmî adlı eseri hazırladı. Bunlar altı yüz yıl Doğu ve Batı ilim dünyâsında en güvenilir zîyc (yıldız kataloğu) olarak kullanıldı (Bkz. Harezmî). Astronom Mûsâ bin Şâkir’in üç oğlu, Bağdâd’da Dicle ırmağı kenarında Bâb-ür-rakka’daki evlerinde, 850 senesinden 870 senesine kadar sürekli ve düzgün (sıhhatli) rasadlar yaptılar (Bkz. Benî Mûsâ). El-Bettânî de, 887’den 918 senesine kadar Rakka’da rasadlar yaptı (Bkz. Bettânî).

1008 (H. 399) yılında vefat eden Mısırlı astronomi âlimi İbn-i Yûnus, Kahıre yakınlarındaki Cebel-i Mukattam’da zamanın hükümdârınca kurulan rasadhânede gözlemler yaptı ve Zîyc-ül-Hakemî’yi hazırladı. 978 (H. 368) senesinde yaptığı gözlemler neticesinde ay ve güneş tutulmalarını en ince hesaplarla tesbit etti. Astronomide ilk defa sarkaç kullandı. Batılılar, onun bu buluşunu kendisinden altı yüz sene sonra yaşayan Galile’ye mâlettiler (Bkz. İbn-i Yûnus). Yine Mısır’da İbn-i Heysem Astronomik tan’ı buldu (Bkz. İbn-i Heysem).

Gezegenlerin rasadını ihtiva eden plânlı bir çalışma programı yapan Büveyhî hükümdarı Şerefüddevle de, Bağdâd’da, sarayının bahçesindeki rasadhânede uzun seneler düzenli rasadlar yaptırdı. Bu rasadhânede, devrinin meşhûr astronomu Abdurrahmân Sûfî ile Ebü’l-Vefâ uzun yıllar devamlı ve sistemli rasad çalışmaları yaptılar. Abdurrahmân es-Sûfî, Batlemyüs’ün (Ptolemy) Almagest’inde zikr edilen yıldızların koordinat değerlerini, daha hassas rasad âletleri ile yeniden tesbit etti ve ayrı bir zîyc yâni yıldız kataloğu hazırladı (Bkz. Abdurrahmân Sûfî).

Ebü’l-Vefâ da 975 senesinden îtibâren uzun süren rasad çalışmaları yaptı. Bu çalışmaları netîcesinde ortaya yeni bir astronomi kaidesi koydu. Buna; “Ay’ın üçüncü inhiraf kaidesi” adı verildi. Ne yazık ki ilim târihinde büyük bir hatâ sonucu bu kaideye; Tycho Brahe kaidesi denilmektedir. Hâlbuki Ebü’l-Vefâ bu kaidenin varlığını, T. Brahe’den beş yüz sene önce ortaya koymuştur(Bkz. Ebü’l-Vefâ). Yine ekliptik meyli ilk defa tesbit eden El-Fergânî ve Batlemyüs’ün kitabı Almagest’i Arabçaya tercüme eden, güneşin dünyâya uzaklığını ve güneş yılının uzunluğunu bulan Sabit bin Kurre bu devrin diğer önemli astronomlarıdır (Bkz. Fergânî, Sabit bin Kurre).

1025 senesinde İbn-i Sînâ, Alâüddevle adına Hemedan’da bir rasadhâne kurdu. İlim târihinde, Hemedan Rasadhânesi olarak geçen bu rasad-hânede, ilk defa olarak, bugün fizik laboratuvarlarındaki mikrometreye benzer bir âlet kullanıldı (Bkz. İbn-i Sînâ).

Yine aynı yıllarda rasad âletleri yapmada Batlemyüs’ü geçen ve kendisinden sonra gelenlere astronomi ile ilgili pek çok bilgi hazînesi bırakan Bîrûnî, astronomi sahasında geniş incelemeler yaptı. Eski Yunan’da astronomi ile ilgili bâzı çalışmalar yapılmış olmakla beraber, dünyânın güneş etrafında dönme hareketi yaptığı bilinmiyordu. Batlemyüs; dünyânın sabit ve kâinatın merkezi olduğunu, aynı zamanda da bütün gezegenlerin dünyâ çevresinde döndüğünü kabul ediyordu. Batlemyüs’e ait olan bu görüş, kilise tarafından şiddetle desteklenmiştir. Bu yüzden batıda, Kopernik’in (1473-1543) ortaya çıkışına kadar, Batlemyüs’ün görüşü, itirazsız kabul edildi. İslâm âlimleri ise, bunun yanlışlığını bildirmişler ve dünyânın yuvarlak ve ekseni etrafında döndüğünü iddia ve isbât etmişlerdir.

Bîrûnî, astronomik rasadlarda kullanılan çeşitli hızlarla dönen çarklar yapan ilk astronomi âlimi oldu. Bu çalışması ile astronomik rasadlarda çok önemli olan zaman faktörünün daha hassas tesbitini sağladı (Bkz. Bîrûnî).

Kuzey İran’da, Selçuklu devrinde astronomi en yüksek seviyeye çıktı. İlim adamlarını sık sık meclisinde toplayan Melikşâh, astronomi ilmine çok meraklı idi. Hükümdarlığı zamanında çok para sarfederek, 1074-1075 senesinde bir rasadhâne yaptırdı. İsfehan’da yaptırılan bu rasadhâneye, Melikşâh Rasadhânesi adı verildi. Burada Ömer Hayyâm, Abdurrahrnân el-Hâzin, Ebü’l-Muzaffer İstizârî, Meymûn bin Necîb el-Vâsıtî ve Muhammed Saykal gibi astronomlar çalıştılar. Bu çalışmalar neticesinde eski takvim tâdil edildi. Bir hey’et tarafından Târih-i Meliki, Târih-i Celâli yahut Takvîm-i Melikşâhî denilen yeni bir takvim hazırlandı.

İlhanlı (Moğol) hükümdarı Hülâgu, 1259 senesinde Meraga’da, Meraga Rasadhânesi’ni yaptırdı. Bu rasadhânenin başına zamanın ünlü astronomlarından Nâsırüddîn Tûsî getirildi. Burada Nâsırüddîn Tûsî ve on beş arkadaşı, rasad çalışmaları yaptılar. Bu çalışmalar neticesinde Ziyc-i İlhâni isminde bir astronomi cedveli hazırlandı. Meraga Rasadhânesi o zamanın en mükemmel astronomi aletleriyle donatılmıştı. Burada astronomiye ait her türlü âlet; zâyice, takvim, usturlab, yükseklik ölçme âletleri ve mücessem bir küre kul-” lanıldı (Bkz. Nâsırüddîn Tûsî). On üçüncü asırda hıristiyan İspanya’daki kurulan rasadhâne, Meraga Rasadhânesi’nin bir benzeriydi.

Anadolu’da ise; 1272’de Kırşehir’de kurulan Caca Bey Rasadhânesi ile beşinci yüz yılın ilk yarısında Kütahya’da Vâcidiye Medresesi’nde astronomik rasadlar yapılıp dersler verildi (Bkz. Germiyanoğulları).

Tîmûr Hân’ın torunu Uluğ Bey, babası Şâhruh gibi ilme çok değer veren bir hükümdar idi. Kendisini astronomi ilmine vakfetmişti (Bkz. Uluğ Bey). Horasan ve Mâverâünnehr’de hükümrân olan Uluğ Bey’in, 1421 senesinde Semerkand’da yaptırdığı rasadhâne, Avrupa’yı büyük ölçüde etkilemiştir. İlim târihine Semerkand Resadhânesi diye geçen bu rasadhâne, üç katlı muhkem bir bina olup, burada zamanın ünlü astronomlarından; Bursalı Kâdızâde-i Rûmî, Gıyâseddîn Cemşîd ve Ali Kuşçu ile başka astronomi âlimleri çalıştılar. Burada, bir program dâhilinde; güneş, gezegen ve kuyruklu yıldız rasadları yapıldı (Bkz. Gıyâseddîn Cemşîd).

Osmanlılar zamanında, Osmanlı hükümdarı Sultân Üçüncü Murâd Hân tarafından, 1577 senesinde İstanbul’da Tophane tepesinde rasadhâne yaptırıldı, ilim târihine İstanbul Rasadhânesi olarak geçen bu rasadhânede, Takıyyüddîn ve on beş arkadaşı rasad çalışmaları yaptılar.

Müslüman İspanya’da astronomi araştırmaları (rasad ve rasadhâneler), Doğu İslâm dünyâsından geri değildi. Burada yapılan tercümeler yoluyla, astronomi ve diğer ilimler Avrupa’ya yayıldı. İspanya’daki İslâm âlimleri de, doğudaki âlimler gibi Batlemyüs’ün gök cisimleri ile ilgili görüşüne, Kopernik’ten beş yüz yıl önce îtirâz ettiler (Bkz. İbn-i Şatır, İbn-i Bennâ, İbn-i Kunfuz ve Batrûcî).

Hindistan’da da 1728-1738 seneleri arasında, Muhammed Şah adına Dehli, Şahpûr Behâres, Ucayra ve Mathuara şehirlerinde rasadhâneler kurulup astronomi çalışmaları yapıldı.

Rasadhânedeki çalışmaların devamlı ve sistemli olarak uzun zaman yapılabilmesi için zamanın hükümdarları, kurdukları bu rasadhânelere zengin vakıflarda bulundular. Meraga ve Tebriz rasadhâneleri böyle idi.

İslâm dünyâsında; devlet kuruluşları olan rasathaneler yanında, ferdî (kişisel) olanları da vardı. Astronom Mûsâ bin Şâkir’in oğullarından Muhammed (825-972) ve Ahmed’in, Bağdâd’da Dicle ırmağı kenarında bulunan evlerinde kurdukları rasadhâne bunlardan biri idi. Bu iki kardeş, yer küresinin çapını ilk defa ölçmüşlerdir. Bu ölçüm çok hassas olup, bugünkü hesaplamalara çok yakındır.

Kopernik’in ünlü De Revolutionibus adlı eseri dînî bir suç işlediği için 1882 yılına kadar yasak kitaplar arasında îlân edilirken, bir islâm âlimi olan Erzurumlu İbrahim Hakkı (1703-1780), kendi dergâhındaki rasad kulesinde çalışmalar yapıyor ve eserler ortaya koyuyordu. Sekizinci yüzyıl ile on yedinci yüzyıl arasındaki islâm rasadhâneleri akademik nitelik taşıyor, ekserîsinde asrını aşacak tarzda öğretim ve araştırma faaliyetleri yapılıyordu.

Yine İbrahim Hakkı Erzurûmî’nin oğullarından İsmail Fehim’in, astronomi çalışmaları yaptığı ve adını babasının verdiği Mi’yâr-ül-Evkât adlı bir eser hazırladığı bilinmektedir.

İslâm âleminde astronomi âlimlerinin, rasadhânelerinde rasad için; lebne âleti, halka-i i’tidâliyye, zât-ül-evsâr, zât-üs-semt vel-irtifâ, zât-üş-şü’beteyn, zât-ül-ceyb, el-müşebbeh bin-nâtık ve usturlâb gibi âletleri kullandıkları bir gerçektir.