İslâm Tarihi Ansiklopedisi

ME’MÛN

Abbasî halîfelerinin yedincisi. Halîfe Harun Reşîd’in oğludur. 786 (H. 170)’de Bağdâd yakınlarındaki Yâsisîye’de doğdu. Annesi, Meracil adlı bir câriyedir. Küçük yaşta devrin meşhûr âlimlerinden ilim tahsiline başlayıp, onların terbiyesiyle yetiştirildi. Arab edebiyatı, fıkıh, hadîs ve diğer yüksek İslâmî ilimleri tahsil edip, ihtisas sahibi oldu. Fen ve sosyal ilimleri öğrendi. 798 (H. 182)’de Rakka’da Ağabeyi Emîn’den sonra ikinci veliahd îlân edilip, Horasan’dan Hemedân’a kadar olan bölgenin valiliğine getirildi.

813 (H. 198)’de yirmi sekiz yaşında iken ağabeyi Emîn’den sonra halîfe oldu. Horasan’da oturur, devleti Merv şehrinden idare ederdi. Horasan’da iken, Ehl-i beyt’den Mûsâ Kâzım hazretlerinin oğlu İmâm-ı Ali Rızâ’yı veliahd tâyin etti. Yapacağı işleri onunla istişare ederdi. Fakat İmâm-ı Ali Rızâ, Me’mûn’dan önce vefat etti. Me’mûn, Abbâsîlerin resmî işareti olan siyah elbise ve bayrağı yeşile çevirdi. Bu hareketleri Abbasî sülalesince tepki gördü. Bağdâd’daki hanedan mensupları, Memûn’un amcası İbrahim bin Mehdî’ye tâbi oldular. Me’mûn, Hasen bin Sehl kumandasında bir ordu gönderdi. Amcası İbrahim mağlûb oldu. Bağdâd’a gelen Me’mûn siyah rengi tekrar kabul etti. Bugünkü kominizme benzer, kadın dâhil her şeyin fertler arasında ortak olmasını isteyen fikirlere sâhib olan İranlı Mezdek’in sapık inançları ile râfizîliğin karışımı bir yolu benimsemiş olan Bâbek liderliğindeki Hürremî isyanı, Me’mûn’un halîfeliği devrinde de devam etti. Bâbekîler, daha çok ordunun batıda Anadolu fethi ile uğraştığı sıralarda saldırılarını art iriyorlardı. Halîfe Me’mûn, başa geçince, bilhassa Bizans sınırlarındaki Sugûr ve Avâsım bölgelerini (sınırda askerî maksatla kullanılan tanpon bölgeleri) güçlendirdi. İslâm âleminin her tarafından gelen âlimlere ve mücâhid gazilere vazife verdi. Askerlerini burada eğiterek derleyip topladı. Meşhûr evliya ve vaizlerin sohbet ve vazları ile askerinin maneviyâtını kuvvetlendirdi. 830 (H. 215) yılında Anadolu seferine çıktı. Kumandanları Tarsus’un etrafındaki kaleleri feth etti. 830 (H. 215) Temmuz’undan, Eylül ayının ortalarına kadar Anadolu topraklarında kalan Me’mûn, kışı geçirmek için Suriye’ye döndü. Me’mûn’un Şam’a çekilmesiyle Bizans Kayseri Theophlis, Torosları aşarak, Tarsus’a geldi. Bölgedeki müslümanlardan iki binini kılıçtan geçirip, yedi binini esir etti. Halîfe Me’mûn, Bizans’a gönderdiği elçi vasıtasıyla esirlerin iadesini isteyip, sefere hazırlandı. 831 (H. 216) Temmuz’unda Anadolu’ya girdi. Torosları Gülek Boğazı’ndan geçerek, Ereğli’ye gelip kaleyi teslim aldı. Oğlu Abbâs’ı Bizans Kayseri’ni bulmakla vazifelendirdi. Abbâs, Niğde ile Aksaray arasındaki Melendiz bölgesini fethetti. Niğde yakınlarında Bizans Kayseri Theophlis’i mağlûb etti. Theophlis, yüz bin dînar vermek, yedi bin müslüman esiri iade etmek şartıyla beş yıllık mütâreke istedi. Me’mûn kabul etmeyip, kışı geçirmek için Şam’a döndü. Anadolu’da fethedilen Bizans arazilerine müslüman nüfûsu yerleştirmek için çalışmalar yaptı. Bizans imparatorunun daha cazip tekliflerle yaptığı sulh teklifini yine reddetti. İmparatora; “Ya müslüman ol, ya cizye ver? Yâhud kılıcımın karşısına çık!” şeklinde üçlü bir teklifte bulunarak savaş hazırlıklarına başladı. Kumandanlarını, kardeşi Mu’tasım ve oğlu Abbâs’ı asker toplayıp hazırlık yapmakla vazifelendirip, sonra, kardeşi ve oğlu ile birlikte Anadolu’ya geçti. 833 yılında Pozantı Suyu kenarında hastalandı. 9 Ağustos 833 (H. 218)’de ordugâhında vefat etti. Tarsus’a defn edildi. Vasiyeti üzerine, küçük kardeşi Mu’tasım bin Harun, Abbasî halîfesi oldu. Halîfe Me’mûn, Ehl-i Beyt’e hürmetkâr olup, ilmî faaliyetleri sever, âlimleri himaye ederdi. İlmeve Ehl-i Beyt-İResûlullah sallallahü aleyhi ve selleme sevgisinden dolayı kızını, İmâm-ı Ali Rızâ’nın oğlu Muhammed Cevâd Takî ile evlendirdi (Bkz. Muhammed Cevâd Takî). İlim ve fennin yükselmesine çalıştı. Tercüme büroları kurdurdu. Fen, tıb ve diğer aklî ilimlerden Yunanca ve Süryânî dillerinden kitaplar tercüme ettirdi. Yunanca felsefî kitaplar Arabi’ye çevrildi. Devrinde Ehl-i sünnet itikadından ayrılan bâzı bozuk fırkalar tarafından din bilgilerine aklî, felsefî görüşler karıştırılmak istendi. Bu durum, mu’tezile ve diğer bâtıl mezheb mensuplarının işine yaradı. Fen ilimlerini inceleme, araştırma ve ilmî kongreler için kendisinin de katıldığı meclisler kurdurdu. Bağdâd’da Beyt-ül-hikme kütüphanesi ve rasathanesini yaptırdı. Burası büyük bir ilim merkezi hâline geldi. Bağdâd ve Şam’daki ilmî faaliyetler neticesinde astronomi cetvelleri çıkartıldı. Meridyen dâiresi araştırılıp, bir derecelik boylamın uzunluğu tesbit edildi. Yine Me’mûn devrinde yer küresinin çapı ve güneşin irtifa dereceleri Mûsâ bin Şâkir’in oğulları Ahmed ve Muhammed tarafından Küfe ve Sincar sahralarında ölçüldü. Devrinde, tercüme ve te’lif eserleriyle Huneyn bin İshak, Yâkub bin ishâk el-Kindî, Muhammed bin Mûsâ bin Harizmî, el-Allaf; tarihçilerden Abdülmelik bin Hişâm, Ebü’l-Münzir Hişâm bin el-Kelbî, Ebü’l-Hasen el-Medâinî, İbn-i Ebî Tâhir Tayfur, İbn-ül-Azrak, İbn-i Sa’d, Vâkıdî yetişip himaye gördü.

Me’mûn hastalanınca hâkim olduğu bütün memleketlere kendisi ve kendisinden sonra halîfe olacak olan kardeşi Ebû İshâk (el-Mu’tasım) adına mektuplar gönderilmesini emretti. Ayrıca kardeşi Ebû ishâk el-Mu’tasım’a oğlu Abbâs’ın, fakîh, kadı ve kumandanların huzurunda vasiyette bulundu. Allahü teâlânın varlığına ve birliğine, ayrıca Muhammed aleyhisselâmın O’nun kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet edip; Allah’ın birliğini, öldükten sonra tekrar dirilmeyi, Cennet ve Cehennem’in varlığını ikrar ettikten, Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâma ve diğer peygamberlere salât ve selâm getirdikten, O’nun temiz Ehl-i beyt’ine ve seçilmiş Eshâbına dualar ettikten sonra şöyle vasiyette bulundu: “Ben şüphesiz suçunu ikrar eden bir günahkârım. Fakat bununla beraber Allah’ın rahmet ve affını umar, azabından korkarım. Ayrıca Allahü teâlânın affını hatırladığım zaman, O’nun merhametini daha çok umarım. Öldüğüm zaman yüzümü kıbleye çevirin ve gözlerimi kapatın, mükemmel bir surette temizliğime îtinâ gösterin ve kefenimi güzel seçin, islâm nimetini size bahşettiğinden ve Muhammed aleyhisselâma ümmet kıldığından dolayı, Allah’a pek çok hamd edin. Çünkü bizi Muhammed aleyhisselâmın ümmetinden kılan O’dur. Bundan sonra cesedimi teneşir tahtasının üzerinde yan tarafıma yatırın, tekfin ve yıkama işini acele bitirin. Namazımı yaşça en büyüğünüz ve neseb bakımından bana en yakın olanınız kıldırsın. Sonra beni alın ve bırakılacağım kabre getirin. Kabrime, akrabalık bakımından en yakınınız ve sevgi yönünden en samîmi olanınız indirsin.

Allah’a pek çok hamd edin ve O’nu bol bol zikredin. Kabrimde beni sağ tarafıma yatırın ve yönümü kıbleye çevirin. Sonra kefenimi baş ve ayak uçlarından çözün. Lahdimi kapattıktan sonra kabirden çıkın ve beni amelimle baş başa bırakın. Şunu iyi bilin ki, hiç biriniz bana faydalı olamazsınız ve herhangi bir kötülüğü benden uzaklaştıramazsınız. Bundan sonra kabrimin başında topluca bekleyin; hakkımda bildiğiniz iyi bir şey varsa onu söyleyin, yine hakkımda bildiğiniz kötü bir şey varsa bunu söylemeyip dilinizi tutun, çünkü ben söylediğiniz şeyler yüzünden aranızda azâb çekerim. Kabrimin başında herhangi bir ağlayıcı bırakmayın, çünkü üzerine ağlanan kişi azâb görür. Allahü teâlânın yarattıklarına karşı fâniliği gerekli kıldığını ve onlar için kurtuluş imkânı olmayan ölümü takdir ettiğini düşünen ve nasîhat dinleyen kişiye Cenâb-ı Hak merhamet etsin. Bâkîlikte tek olan ve yaratıklarına fâniliği takdir eden Allah’a hamdolsun.

Bundan sonra halifeliğin verdiği şeref ve azametten dolayı, içerisinde bulunduğum hâle bir bakılsın. Acaba Allah’ın emri (ölüm) geldiği zaman halîfeliğin azamet ve şerefi beni ölümden kurtarabilmiş midir? Hayır! Allah’a yemîn ederim ki, aksine halifelik yüzünden Allah hesabımı kat kat arttırmıştır. Keşke Harun Reşîd’in oğlu ben Abdullah (Me’mûn) beşer olmasaydım, hattâ keşke hiç yaratılmasaydım.”

Bundan sonra Me’mûn, kardeşi Ebû ishâk el-Mu’tasım’a şöyle dedi: “Ey Ebû İshâk! Bana doğru yaklaş, hâlimden öğüt ve ibret almağa çalış. Ayrıca Kur’ân ve İslâm hakkında kardeşinin (Me’mûn’un) tâkib ettiği yolu tut. Allah, halifelik halkasını boynuna taktığı zaman, hilâfet konusunda O’nun azabından korkan ve yapmış olduğu amel ile sırf O’nu murâd eden kimse gibi hareket et. Allah’ın sana verdiği mühlete mağrur olma, bakarsın ölüm aniden sana da geliverir, idaren altındaki halktan gafil olma, zîrâ mülk, onların sayesinde ve onları koruyup, haklarına riâyet etmekle ayakta durur. Ayrıca onlar ve diğer müslümanlar hakkında Allah’tan kork ve müslümanların menfâati bulunan bir işle karşılaştığın zaman onu öne geçir, onu, yapılmasını istediğin diğer işlere tercih et.

İdaren altında bulunanların güçlülerinden İslâmiyet’in emrine uygun olarak al ve zayıflarına ver. Herhangi bir şey hususunda onların üzerine yük yükleme, onların birbirlerine karşı olan haksızlıklarını hak ölçüsü içerisinde halletmeye çalış. Onları kendine yaklaştır ve onlara karşı merhametli ol. Şu andan itibaren acele yanımdan ayrıl ve Irak’taki halifelik sarayına git. Bölgelerinde bulunduğun bu kavimler hakkında dikkatli ol ve hiç bir zaman onlardan gafil olma! Hürremîler ile savaşmak için; dikkat şecâat ve metanet sahibi birisini görevlendir ve onu mal ve askerle takviye et. Şayet onlarla yapılan savaş uzarsa, bu defa yanında bulunan dost ve yardımcılarınla birlikte bizzat kendin de savaşa katıl. Bunu yaparken de yaptığın işten Allah’ın sevâb vereceğini um ve niyetinde samimî ol!”

Bundan biraz sonra sancısı artan ve öleceğini hisseden Me’mûn, kardeşi Ebû ishâk el-Mu’tasım’ı yanına çağırdı ve ona şunları söyledi: “Ey Ebû İshâk! Kulları hakkında Allah’ın hakkını yerine getireceğine ve Allah’a itaati isyana tercih edeceğine dâir Allah ve Resûlüne taahhütte bulun. Çünkü bizzat ben halifeliği başkasından alarak sana teslim ettim.” Me’mûn’un bu sözüne karşı el-Mu’tasım: “Evet, taahhütte bulunuyorum” karşılığını verdi. Bundan sonra Me’mûn sözlerine şu şekilde devam etti: “İşte mü’minlerin emîri Ali’nin (radıyallahü anh) evlâdından olan kimseler, senin amcanın oğullarıdırlar. Onlarla olan sohbetinde iyi davran. Onların kötülerini bağışla, iyilerine de hüsn-i kabul göster. Her zaman yeri geldikçe onlara ihsanda bulun. Zîrâ, onların senin üzerinde çeşitli yönlerden yerine getirmen îcâbeden birtakım hakları vardır. Rabbinizden tam manâsıyla korkunuz ve müslüman olarak ölmeğe çalışınız. Allah’tan korkunuz ve O’nun için amelde bulununuz. Yapmak istediğiniz bütün işlerde Allah’tan korkunuz. Sizi ve kendimi Allah’a emânet eder, Allah’tan geçmiş günahlarımın bağışlanmasını dilerim. Çünkü O, günahları bağışlayandır ve günahlarıma karşı nasıl pişmanlık duyduğumu hakkıyla bilendir. Günahların büyüğünden O’na tevekkül ediyor ve O’na dönüyorum. Kişi, Allahü teâlânın yardımıyla güçlü olur. Allah bana yeter ve O, ne güzel vekildir. Resûlüne salât ve selâm olsun.”