İslâm Tarihi Ansiklopedisi

KÜTTÂB

İslâm âleminde kurulan ve müslüman çocuklarının okuma yazma öğrenmelerini sağlayan bir nevî sıbyan mektebi olan ilkokullara verilen ad.

İslâmiyet’in zuhurundan önce bedevî bir hayat yaşayan Arablar arasında okuma yazma bilen pek az idi. Bu kimseler çevrelerinde bulunanlara, okuyup yazmasını öğretmeye çalışıyorlardı. Yâni İslâm’ın zuhuru esnasında küttâb denilen; okuma yazma öğreten mektebler, sayılı da olsa var idi. Arabistan’da okuma yazmayı bir meslek olarak kabul eden ilk şahıs Vâdî’l-Kurâ’dan bir kimseydi. Bu kimse çevresinde bulunan istekli kimselere okuma yazma öğretiyordu. Bu vesileyle Peygamber efendimizin sallallahü aleyhi ve sellem İslâm dînini tebliğ ettiği sırada on yedi kadar kimse okuma yazma öğrenmişti. İlme, okuma ve yazmaya önem veren İslâm dîninin zuhûruyla yeni müslüman olan kimselerden okuma yazma öğrenenler oldu. Fakat müslümanlardan okuma yazma bilenler, Peygamber efendimize âyet âyet, sûre sûre nazil olan Kur’ân-ı kerîmi yazmakla meşgul oluyorlardı. Bu sebeble müslümanlar, okuma yazmayı müslüman olmayan kimselerden öğrenmek mecburiyetinde kaldılar. Bedrsavaşından sonra bâzı esirlerin, müslüman çocuklarına okuma yazma öğretmesi karşılığında serbest bırakılması, bu hususa delîl teşkil etmektedir.

Çocukların öğretimi için tesbit edilen ilk program, hazret-i Ömer tarafından kaleme alınarak diğer memleketlere de gönderildi. Bu programda; çocuklara yazmanın ve ata binmenin öğretilmesi, darb-ı mesel ve güzel şiirlerin onlara rivayet edilmesi istenmekteydi. Hazırlanan diğer bir programda da, çocuklara yazı, aritmetik ve yüzme ile birlikte babalarına ve kendi çocuklarına karşı olan vazifeleri öğretilmesi istenmekteydi.

İlk zamanlar sâdece okuma yazmanın öğretildiği Küttâb adı verilen yerler, muallimlerin (öğretici kimselerin) evleriydi. Sonraki devirlerde okuma yazma ile birlikte Kur’ân-ı kerîm ve ona bağlı çeşitli din ilimleri de küttâb denilen yerlerde öğretilmeye başlandı. Bu mekteblerin programı Kur’ân-ı kerîm etrafında toplanmıştı. Kur’ân-ı kerîmle ilgili ilimler öğrenilirken, aynı zamanda yazılacak parçalar da oralardan seçiliyordu. Talebeler, Kur’ân-ı kerîm ile birlikte Arab dili ve gramerini, peygamberlerin kıssalarını ve Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellemin hadîs-i şerîflerini öğreniyorlardı.

İlk zamanlar muallimlerin evlerinde yapılan bu öğretim şekli zamanla, cami ve mescidler ile onlara bitişik yerlerde yürütülmeye başlandı. Bu arada müstakil özellikte bâzı küttâblar da vardı. Okuma yazmanın ve dînî ilimlerin birlikte okutulduğu teşkilâtlı küttâblar, Emevî halîfelerinden Abdülmelik bin Mervân zamanında ortaya çıktı. Abdül-melik bin Mervân’ın vezîri Süleyman bin Nâim, çocuklarına okuma yazma öğretmesi ve dînî bilgileri vermesi için Haccâc bin Yûsuf’u muallim tâyin etti. Haccâc bin Yûsuf bir ileri adım daha atarak, devlet ileri gelenlerinin çocuklarının yanında, onların hizmetlerini gören bâzı kimselerin çocuklarını da okuttu.

Küttâbların en bariz misâllerinden birisi, 723 (H. 105)’de vefat eden Ebû Kasım el-Belhî tarafından Kûfe’de kurulmuş olanıdır. Belhî’nin üç bin kadar talebesi vardr. Hicrî ikinci asır ve onu tâkib eden asırlarda İslâm memleketlerinin genişlemesi ve müslümanların sayısının fazlalaşması sebebiyle gün geçtikçe küttâblara rağbet arttı. Buna paralel olarak küttâbların ve öğretmenlerinin sayısı da çoğaldı. Her köyün bir veya birden fazla müstakil küttâbı olduğu da görüldü.

Müstakil mektebler (küttâb) inşâ edildikten sonra dînî ilimler yanında diğer bâzı bilgiler de öğretilmeye başlandı. Meselâ, âlimlerin sözleri, sâlihlerin hikâyeleri ve hâlleri, dînî hükümlerin bir kısmı, uygun olan şiir, basit aritmetik bilgileri, Arab dili ve grameri, yazı yazma (kompozisyon) öğretildi.

İslâm târihinde ilk öğretimin temelini teşkil eden küttâblar, çeşitli İslâm devletlerinde değişiklikler arz ederek, değişik adlarla devam etmiştir.