İslâm Tarihi Ansiklopedisi

KİRMAN SELÇUKLULAR!

Sultan Alb Arslan’ın kardeşi Kara Arslan Kavurd Bey tarafından Kirman’da kurulan devlet. Büyük Selçuklu Devleti’nin kurulmasında önemi büyük olan Dandanakan savaşı kazanıldıktan sonra Merv’de toplanan Selçuklu büyükleri, o zamana kadar ele geçirilmiş ve geçirilecek toprakların idaresini hanedan üyeleri arasında paylaştırdılar. Bu paylaştırma sırasında Tabes vilâyeti ile Kirman bölgesi ve Kuhistan havalisi Kara Arslan Kavurd Bey’e verilmişti. Melik Kavurd, maiyetinde bulunan beş-altı bin Türk süvarisi ile kendisine verilen Kirman bölgesine girdi. Bölgeye hâkim bulunan Büveyhî emîrinin naibi Behram bin Leşkeristân, Türklere karşı koyamayacağını anladı ve Kirman’ın merkezi olan Berdesîr’e çekilerek müdâfaaya başladı. Bir süre sonra Melik Kavurd ile anlaşmak mecburiyetinde kaldı. Behram, eman dileyerek şehri teslim etmeye ve kızını Kavurd Bey’e vermeğe razı oldu. Bunun üzerine Kirman 1048 senesinde Kavurd’un idaresi altma girdi. Böylece Kirman Selçuklu Devleti’nin temeli atılmış oldu. Melik Kavurd’un hâkim olduğu Serdsîr bölgesi, burada yaşıyan halkı besleyecek kadar verimli değildi. Kirman’ı besleyen Germsîr bölgesi, Kufs denilen dağlı kavmin elinde idi. Melik Kavurd, tâkib ettiği siyâset neticesinde anî bir baskınla Kufs kavmini dağıtarak Kirman’a tamâmiyle hâkim oldu (1051).

Melik Kara Arslan Kavurd, Kirman’a hâkim olduğu sırada, Arab yarımadasının doğu ucundaki bulunan Umman da, Büveyhîlerin idaresinde idi. Kavurd, Hürmüz emîri Bedr Îsâ Çâşû’nun sağladığı gemilerle Umman’a sefer düzenledi ve Selçuklu târihinde ilk defa deniz aşırı bir sefer gerçekleştirdi. Selçuklu ordusu Umman sahillerine çıktığı zaman, şaşkınlık içinde kalan Büveyhî emîri, askerini toplamaya fırsat bulamadı ve gizlenmeyi tercih etti. Kavurd, hiç bir mukavemetle karşılaşmadan Umman’a hâkim oldu. Halka iyi davrandı. Şahne (Vali) ve yüksek me’mûrları kendi adamlarından tâyin etti. Büveyhî emîri Şehrîyâr, saklandığı fırından çıkarılarak melikin huzuruna getirildi. Kavurd, onu bağşlayarak eski makamında bıraktı.

Umman seferinden sonra topraklarını genişletmek istiyen Kavurd, Kirman’ın batısındaki Fars bölgesi üzerine sefere çıktı. Fars bölgesinde o sırada Şebânkâre emirlerinden Fazlûye hâkimdi. Kavurd, ilk önce bölgenin merkezi olan Şîrâz üzerine yürüdü. Fazlûye şehri terk ederek Cehrem kalesine sığındı. Şîrâz’ı ele geçiren Kavurd, 1062 yılında Fars bölgesine de hâkim oldu.

Büyük Selçuklu sultânı Tuğrul Bey’in 1063 yılında ölümü üzerine Kavurd da amcasının yerine sultan olmak için harekete geçti. Fakat kardeşi Alb Arslan’ın tahta çıktığını haber alınca İsfehan’dan geri dönerek onun sultanlığını tanıdı. Bu sırada Fazlûye, Fars’ı tekrar ele geçirmek için harekete geçti ise de, Kavurd’a mağlûb olarak geri döndü. Bunun üzerine Sultan Alb Arslan’dan yardım istedi. Kavurd’un daha fazla kuvvetlenmesini ve hâkimiyet sahasının genişlemesini istemeyen Sultan Alb Arslan, Fars üzerine yürüyerek, bölgeyi Fazlûye’ye iade etti. Bir süre sonra Melik Kavurd, vezîrinin teşviki ile isyan etti. Alb Arslan bu durumu öğrenince, hemen Kirman üzerine yürüdü, öncü kuvvetler arasındaki muharebeyi kaybeden Kavurd kaçtı ise de, Sultan Alb Arslan tarafından affedildi. Fakat iki sene sonra eski düşmanı Fazlûye ile birleşerek Alp Arslan’a karşı tekrar isyan etti. Sultan, Faziûye’nin üzerine vezîri Nizâm-ül-mülk’ü gönderip, kendisi de Kirman üzerine yürüdü. Nizâm-ül-mülk, Fazlûye’yi esir almağa muvaffak oldu. Alp Arslan’ın huzuruna getirilen Fazlûye affedildi. Bunu öğrenen Kavurd da af diledi. Fakat bir taraftan da Alb Arslan’ın ordusundan bir grubla anlaşarak ani bir hücûm yapmayı düşünüyordu. Sultan bunu öğrenince, Kavurd ile iş birliği yapanları öldürttü. Oğlu Melikşâh’ı Berdesir’de bırakarak önce Şîrâz’a daha sonra da İsfehan’a döndü. Böylece, Kavurd bir defa daha Sultan tarafından affedilmiş oldu.

Sultan Alb Arslan, vefat etmeden önce yaptığı vasıyyet ile Fars ve Kirman bölgelerinin idaresini kardeşi Kavurd’a bıraktı. Alb Arslan’ın vefatından sonra oğlu Meliksâh, Büyük Selçuklu Sultânı îlân edildi. Kavurd, Büyük Selçuklu tahtını ele geçirmek için harekete geçti. Emir Savtegin idaresindeki Melikşâh’ın öncü kuvvetleri, Kavurd’un öncü askerlerini büyük bir mağlûbiyete uğrattı. İki ordu Hemedan civarında Kerez hududunda karşı karşıya geldi. 1073 yılında yapılan savaşı kaybeden Kavurd öldürüldü. Kavurd, âdil bir komutan ve devlet adamı idi. Cömertliği ve iyi idaresi ile halkı memnun etmiş, zamanında Kirman halkı bolluk ve refaha kavuşmuştu. Onun zamanında Kirman, en parlak devirlerinden birini yaşadı.

Melik Kavurd, Sultan Meliksâh ile savaşmak için yola çıkarken, Kirman’da oğlu Kirmanşâh’ı vekil bırakmıştı. Babasının ölüm haberinin gelmesi ile Kirmanşâh, hükümdar oldu, Kirmanşâh’ın hükümdarlığı bir sene sürdü.

Kirmanşâh’ın ölümünden sonra, Kavurd’un küçük oğlu Hüseyn tahta geçti. Fakat Hemedan’da tutuklu bulunduğu hapisten kaçan Kavurd’un diğer oğlu Sultanşâh, kardeşini tahttan indirerek yerine geçti (1074). Bir süre sonra Sultan Meliksâh büyük bir ordu ile Kirman üzerine yürüdü. Kaynaklarda bu seferin sebebi zikredilmemektedir. Kalabalık Selçuklu ordusuna karşı koyamayacağını anlayan Sultanşâh, Melikşâh’ı kendisi karşılıyarak, ona büyük hediyeler takdim etti. Bunun üzerine Meliksâh, onu affederek yerinde bıraktı ve itaat edeceği hususunda verdiği sözde durması için yemîn ettirdi. Melikşâh, Berdesir önünde on yedi gün kaldıktan ve kızlarından birini Sultanşâh ile evlendirdikten sonra İsfehan’a döndü (1080) Sultanşâh, 1085 senesi Ocak ayında hastalanarak öldü.

Sultanşâh’ın yerine kardeşi Turanşâh geçti. Turanşâh, askeri için kışlalar yaptırdı. Çeşitli îmâr faaliyetlerinde bulundu. Diğer yandan Kavurd’un ölümünden sonra Kirman Selçukluları, Fars eyâletinin hâkimiyetini kaybetmişlerdi. Sultan Melikşâh, bu bölgenin idaresini Emirüddevle Humar Tiğin’e vermişti. Bu emîrin idaresi sırasında Fars bölgesinde asayiş bozulmaya başladı. Durumdan faydalanan Turanşâh, Fars üzerine iki sefer düzenledi. Birincisinde mağlûb oldu ise de, ikincisinde zafer kazanarak bu bölgeyi ele geçirdi. Sultan Melikşâh’in 1092’de ölümü üzerine hanımı Terken Hâtûn, küçük oğlu Mahmûd’u tahta geçirmek için mücâdeleye girdi. Ayrıca Fars’a da hâkim olabilmek için Emîr Üner kumandasında bir ordu gönderdi. Turanşâh, Şebânkâre emirlerinin yardımı ile 1094’de Emîr Üner’i mağlûb etti. Turanşâh zamanındaki önemli hâdiselerden biri de Umman halkının isyanı idi. Turanşâh ordu göndererek burayı tekrar Selçuklu hâkimiyeti altına aldı. Çok âdil ve iyi ahlâklı olan bu hükümdar, on üç senelik bir saltanattan sonra 1097’de öldü.

Turanşâh’ın yerine oğlu İranşâh geçti. Büyük Selçuklu sultânı Berkyaruk bu sırada Emîr Üner’i tekrar Fars’a vali tâyin etmişti. Fars bölgesinde ise, Şebânkâreler hâkimiyet kurmuşlardı. Bunlar Emîr Üner’e karşı İranşâh’dan yardım istediler. İranşâh, ordusu ile bölgeye giderek, Şebânkâreler’den de aldığı yardım ile Emîr Üner’i mağlûb edince, bölge, Kirman Selçuklularının hâkimiyeti altında kaldı. Bir süre sonra İranşâh çevresindeki bâzı kişilerin etkisi ile sapık Bâtınî yolunu kabul edince, halka kötü davranmaya başladı, kadı ve âlimlerden bâzısını öldürdü. Bu duruma dayanamayan halk, şeyhülislâm ve kadılara müracaat etti. Şeyhülislâm ve zamanın kadıları, davranışları sebebiyle, İranşâh’ın tahttan indirilmesi için fetva verdiler. Halk, verilen fetva üzeri ne ayaklandı. İranşâh önce af diledi. Sonra kaçmağa çalıştı ise de, yakalanarak öldürüldü (1101).

İranşâh saltanatı zamanında, taht mücâdelesine girebilecek olan bütün akrabalarını öldürtmüştü. Sâdece Kirmanşâh’ın oğlu Arslanşâh gizlenebilmişti. İranşâh’ın ölümünden sonra devlet adamları tarafından bulunan Arslanşâh tahta geçirildi. Bu sırada taht değişikliğinden faydalanan Emîr Ebû Sa’d Muhammed, Umman’ın yarısına hâkim oldu. Arslanşâh bölgeye asker göndererek Umman’ı tekrar idaresine aldı. Arslanşâh daha ziyâde barışçı bir siyâset güttü. Şebânkâreler ile akrabalık te’sis etti. Bir süre sonra Büyük Selçuklu sultânı Muhammed Tapar, Emîr Çavlı Sakavu’yu Fars bölgesine vali tâyin etti. Bu emîr, Şebânkâreleri itaat altına almak için bir çok seferler düzenledi. Bu mücâdele sırasında Şebânkâre emirlerinden bâzıları, Arslanşâh’a sığınmıştı. Atabeg Çavlı, Arslansâh’ın yanına sığınan Şebânkâre emirlerini geri almak için Kirman’a sefer düzenledi. Furg kalesini muhasara ettiği sırada, Arslansâh’ın anî baskını neticesinde mağlûb oldu (1115). Arslansâh’ın barış ve güveni sağlaması, Kirman’ın siyâsî mülteciler ve askerî yardım arayanlar için bir sığınak olmasına sebeb oldu. Arslanşâh, meliklik süresinin uzaması ve yaşının yetmişi geçmesi yüzünden iş göremez oldu. Oğlu Muhammed, diğer kardeşlerinden önce harekete geçti ve babasını tahttan indirerek hapsettirdi. Kendisi de Kirman Selçuklu tahtına çıktı (1142).

Muhammed tahta geçer geçmez, sayısı yirmiye yakın kardeşlerine ve yeğenlerine acımasızca davranarak, Selçukşâh hâriç hepsini ortadan kaldırdı. Selçukşâh ise, o tahta geçtiği sırada Germsir bölgesine kaçarak, hayâtını kurtardı. Daha sonra topladığı kuvvetlerle Cinift şehri önlerinde Muhammed’in ordusuyla karşılaştı. Bu muharebede mağlûb olan Selçukşâh, Umman’a kaçtı ve bu bölgeye hâkim oldu. Muhammed zamanında, Fars bölgesinde yeni bir Türk devleti hüküm sürmeğe başladı. (Bkz. Salgurlular). Melik Muhammed’in, Salgurlu sultânı Sungur’la arasında samîmi bir dostluk vardı. Göçebe Oğuzların, Büyük Selçuklu sultânı Sencer’i yenip, esir almaları üzerine Muhammed, Irak Selçuklu sultânı İkinci Muhammed bin Mahmûd’a tâbi oldu ve onunla dostâne münâsebetler içinde bulundu. Melik Muhammed 27 Haziran 1156 târihinde vefat edince, yerine aynı gün oğlu Tuğrulşâh geçti.

Tuğrulşâh tahta geçer geçmez, kardeşi Mahmûdşâh’ı hapsettirdi. Daha sonra babasına karşı saltanat mücâdelesi veren amcası Selçukşâh’ı yakalatarak öldürdü. Böylece, hükümdarlığını sağlama almış oldu. Tuğrulşâh, babası devrinde olduğu gibi, Salgurlularla dostluğunu devam ettirdi. Tuğrulşâh’dan îtibâren atabegler yavaş yavaş sultanlar üzerine ve devlet idaresinde söz sahibi olmağa başladı. Tuğrulşâh, 1170 senesi Mart ayında Ciruft’ta hastalanarak öldü. Tuğrulşâh, âdil, merhametli, nâzik ve halka karşı müşfik bir sultandı. Dört oğlu vardı.

Tuğrulşâh’ın ölümü üzerine meydana gelen kargaşalık sırasında, Atabeg Reyhan’ın yardımı ile üçüncü oğlu Behramşâh tahta geçti. Bu durum Kirman Selçuklularında fetret devrinin başlamasına sebeb oldu. Tuğrulşâh’ın en büyük oğlu Arslanş’âh, en küçük kardeşi Terkenşâh ile birleşerek, saltanat mücâdelesine başlamak için Bem tarafına, diğer oğlu Turanşâh ise, yardım istemek için Fars bölgesine gitti. Bundan sonra Behramşâh, Arslanşâh ve Turanşâh arasında devletin yıkılmasında önemli rol oynayan amansız bir saltanat mücâdelesi başladı, idare atabeglerin eline geçti. Taht mücâdelesi sırasında ticarî yönden önemli olan şehirler yağmalanıyor ve Kirman’ın ekonomik durumu kötüleşiyordu. Behramşâh üçüncü defa melik olduktan sonra, Kirman’da sükûneti sağladı. Fakat saltanatı uzun sürmedi ve 1175 senesinde vefat etti. Ölümü ile iç karışıklıklar yeniden başladı. Atabeg Kutbeddîn Muhammed, Behramşâh’ın yedi yaşındaki oğlu Muhammedşâh’ı tahta geçirdi. Atabeğin yanında yeterli kuvvet olmadığından, yardım almak için Bem şehrine gitti. Bu durumdan faydalanan Behramşâh’ın kardeşi Arslanşâh, başşehir Berdesîr’e girerek, hiç bir mukavemetle karşılaşmadan tahtı ele geçirdi. Bir süre sonra diğer kardeşi Turanşâh, Salgurlulardan aldığı yardım ile Ciruft önlerine geldi ve iki ordu şehir yakınlarında karşılaştı. Muharebe esnasında atılan oklardan biri Arslanşâh’a isabet ederek ölümüne sebeb olunca, Turanşâh uzun süreden beri elde etmek için uğraştığı tahtı ele geçirdi (1777).

Melik İkinci Turanşâh zamanında, Horasan’dan Kirman’a gelen Oğuzlar, devletin zayıf ve istikrarsız idaresinden faydalanarak bölgeye hâkim oldular. Turanşâh, Zafir Muhammed Emirek tarafından 1183 yılında öldürüldü. Yerine hapishanede bulunan Melik İkinci Muhammedşâh geçirildi. Bu sırada on beş yaşında olan Muhammed Şâh, Zafir’in kendisi için tehlikeli olduğunu anlayarak öldürttü. Muhammed Şâh zamanında Oğuz beylerinden Dinar, Kirman’a gelerek bölgenin şehirlerine birer birer hâkim olmaya başladı. Kirman Selçuklularına mensup devlet adamları ve emirler, yaklaşan tehlikeyi farkederek, telâşa düşüp Kirman’dan ayrılmaya başladılar. Muhammedşâh’ı Irak Selçuklularından yardım istemeye teşvik ettiler. Muhammedşâh, 1186 senesinde bu niyetle Irak’a gitti. Başşehir Berdesir’de kalan Atabeg Kutbeddîn Muhammed, onun ayrılmasından kısa bir zaman sonra ölünce, Dinar, Berdesir’e girerek 1187 senesi Eylül ayında Kirman Selçukluları Devleti’ni ortadan kaldırdı. Muhammedşâh, bir süre sonra Bern şehri hâkimi Ali Sehl’in yardımı ile bölgeyi tekrar ele geçirmek için harekete geçti. Fakat Dinar’ın kuvvet ve kudreti karşısında önce Sîstan’a sonra Harezmşâh Tekiş’in yanına gitti. Son olarak Gûr sultânı Şihâbüddîn Muhammed’in yanına giderek vatanından uzaklarda öldü. Ölüm târihi kesin olarak belli değildir.

Kirman Selçuklularının başında bir melik bulunmakta idi. Melikten sonra atabeg gelirdi. Atabeg, vilâyetleri idare ile görevlendirilen, henüz küçük yaşta olan şehzadelere hoca sıfatıyla tâyin ediliyor ve onların devlet işlerinde yetişmelerini sağlıyordu. Şehzadenin melik olması ile de atabeg, vezir durumuna geliyor, fakat atabeg ünvanını muhafaza ediyordu. Saray teşkilâtı Büyük Selçuklulardaki gibiydi. Sarayda; Üstâd-üd-Dâr, Silâhdârltk, Âhûdârlık, Emîr-i Cemâhane, Hansâlârlrk, Candârlık, Bazdârlık, Nedîmlik, Serhengler, Saray muallimliği, Mutripler, Sâkîler ve Hademeler bulunurdu.

Devlet teşkîlâtı da Büyük Selçuklu Devleti’ninki gibi idi. Devlet işleri Dîvân-ı Âlâ’da görüşülüp, karâra bağlanırdı. Bundan başka Büyük Dîvân, inşâ Dîvânı, istifa Dîvânı, israf Dîvânı, Dîvân-ı Arz, Berîd Dîvânı adını taşıyan çeşitli devlet işlerinin görüldüğü kuruluşlar da vardı. Kirman ordusu, çeşitli unsurlardan meydana gelirdi. Ordunun çekirdeğini çeşitli boylardan toplanmış Türklerin teşkil ettiği boy birlikleri meydana getiriyordu. Gulâmlar, (kölelikten yetiştirilenler) ordunun ikinci büyük kısmını meydana getiriyordu. Her sultânın, şehzade, atabeg, emir, sivil ve askerî devlet erkânının kendilerine bağlı gulâmları vardı. Bunlar sahipleri tarafından yetiştirilirlerdi.

Kirman Selçuklu melîkleri, kültür ve îmâr faaliyetlerine çok önem vermişler, halkın kültür seviyesinin yükselmesi için büyük gayret göstermişlerdi. Melikler ve devlet adamları bir çok âlim, şâir ve ilim adamını himaye etmişlerdir. Efdaleddîn Ebû Hamid Ahmed, Ezrâkî, Burhânî, Ebü’l-Hüseyn Kutbulevliyâ, Şeyh Cemâleddîn Ahmed, İmâm Ebû Abdullah Muhammed, İsmail bin Ahmed Nişâbûrî, Şeyh Burhâneddîn Ebû NasK Ahmed, Kadı Ebü’l-Âlâ Ali Semânı, Kirman Selçukluları zamanında yetişen belli başlı âlimlerdendir.

Kirman Selçuklularında îmâr faaliyetleri Kavurd zamanında başladı. Kavurd, önce Sîstan ve Derre yolu üzerine bir derbend inşâ ettirdi ve Derre’ye bir han ile hamam yaptırdı. Melik Kavurd’un ölümünden sonra îmâr faaliyetleri bir süre durdu ise de Birinci Turanşâh devrinde yeniden başladı. Önce kendisi için bir saray ve köşk, bu sarayın güney kısmında Ulu Cami ve birbirine bitişik olmak üzere medrese, han-kâh, bîmâristân, hamam ve ribat gibi hayır kurumları yaptırdı. Birinci Arslan Şâh da babası gibi îmâr faaliyetlerine devam ederek, Berdesir, Bern ve Ciruft şehirlerinde medrese, ribâtvemescidler yaptırdı. Onun yaptırdığı en önemli eser, Mescid-i Melik’deki kütüphanedir. Bu kütüphanede fen ilimleri ile ilgili beş bin kitap vardı. Kirman Selçukluları da, onların atabegleri de îmâr faaliyetlerinde bulundular. Kirman’da bugün var olan ve Selçuklu devrinde yapıldığı anlaşılan, fakat kimin yaptırdığı bilinmeyen birçok san’at eseri bulunmaktadır.