KATİB
Hükümdar, vezir, hâkim gibi makam sahiplerinin ferman, emirname, siyâsî mektup, kararname gibi yazı işlerini yürüten me’mûr. Lügatte; kitabet eden, yazan yazıcı, usta yazıcı anlamına gelir. Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, Cebrail aleyhisselâmın getirdiği âyet-i kerîmeleri vahy kâtiplerine yazdırırdı. Vahy kâtipleri, Eshâb-ı kiramın (aleyhimürrıdvân) en faziletli, en güzîde kimseleriydi. Bu mübarek zâtlar, aynı zamanda Resûl-i ekrem efendimizin, hükümdarlara göndereceği mektupları, başka devletlerle yapılan andlaşmaları, emânnâmeleri de yazarlardı. Meselâ 627 (H. 6) senesinde, Mekkeli müşriklerle yapılan Hudeybiye sulhnâmesini yazan kâtip hazret-i Ali idi. Peygamber efendimizin en meşhûr kâtipleri; hazret-i Ebû Bekr, hazret-i Ömer, hazret-i Osman, hazret-i Ali, Talha bin Ubeydullah, Sa’d bin Ebî Vakkâs, Âmir bin Füheyre, Abdullah bin Erkam, Übey bin Kâ’b, Sabit bin Kays, Hanzala bin Rebî, Muâviye, Ebû Süfyân, Zeyd bin Sabit, Amr bin As, Abdullah bin Revâha, Mugîre bin Şu’be, Huzeyfe bin Yemân...dır (radıyallahü anhüm).
Halîfeler ve valiler de resmî evrakları yazdırmak için kâtipler, kullandılar. Kâtiplerin; beyt-ül-mâlın gelir ve giderlerini, kumandanlara, valilere, devlet adamlarına gönderilecek mektupları yazmak, emirnameleri halîfenin tasdikinden sonra onun mührüyle mühürlemek bir de mahkemelerde verilen hükümleri halîfenin mührü ile mühürlemek ... gibi vazifeleri vardı.
Vazifelerinden de anlaşılacağı gibi, kâtiplerin halîfe nazarında kıymeti büyük idi. Sultânın sırlarını bildiği için bâzılarına sır kâtibi denmiştir. Bu sebeble kâtipler, nüfuz sahibi, halkın en yüksek tabakasına mensup, sır taşıyabilen, mürüvvet sahibi, âlim ve güzel konuşmasını bilen kişiler arasından seçilirdi. Çünkü o, hükümdarların meclisinde ilmî ve fikrî mevzularda görüşünü beyân etmek durumunda idi. Kâtib, saray teşrifatını iyi bilmeli, hükümdarın huzurunda bulunmada gereken üstün edeb ve ahlâkî vasıflara sâhib olmalıdır. Ayrıca yazışmalarda kullanılan ifâdelerin, işaretlerin, kasdedilen şeylerin inceliklerine vâkıf olup; belagatta, düzgün konuşma ve yazmada otorite sahibi olmalıdır.
Abbasîler zamanında kâtibin mevkü, vezirin mevkiine yakın idi. Hattâ kâtiblik, vezirliğe hazırlayan bir basamaktı. Bâzı halîfeler, çok zaman kâtiplerini komutan olarak savaşlara gönderirlerdi. Bâzıları da, vezirlerini devlet işlerini yürütebileceğine kanâat getirdiği kâtiplerden seçerlerdi. Endülüs Emevî Devleti’nde, kâtiplik makamı vezirden sonra gelirdi. Hattâ Kâtib-ül-cehbeze ismi verilen kâtibin makamı, vezirden önce gelirdi. Daha fazla maaş alırlar, daha fazla hürmet görürlerdi. Yardım için daha çok ona başvurulurdu. Yâni vezirden daha nüfuzlu idiler. Halîfe, yanına vezîr almamış ise, vazifeyi bu “kâtip yürütürdü.
Abbâsîlerde ayrı işlere bakan beş çeşit kâtip vardı. Bunlar; “Kâtib-ür-resâil (Mektup kâtipleri), Kâtib-ül-harâc (Haraç vergilerinin kâtibi), Kâtib-ül-cünd (Askerî işlerin kâtibi), Kâtib-üş-şurta (Emniyet kâtibi), Kâtib-ül-kadâ (Mahkeme kâtibi)’dir.
NÎMET, KÜLFETSİZ OLMAZ
Kâtiblerin nasıl olmaları ile ilgili pek çok risale kaleme alınmıştır. Bunlardan kâtib Abdülhamîd, kâtiblere nasihat şeklinde yazdığı risalesinde diyor ki: “Allahü teâlâ, edeb, mürüvvet, ilim sahibi olarak siz kâtibleri yarattı ki, böylece şereflerin en büyüğünü size tahsis etti. Halîfelerin, sultanların, işleri sizin sayenizde düzgün gider. Yaptığınız samîmi nasîhatlarınız, onların ıslah olmasına ve devletin mâmur, insanların huzurlu olmasına sebeb olur. Siz, hükümdarların gördükleri gözü, işittikleri kulağı, tuttukları eli, konuştukları dilisiniz. Allahü teâlâ, üzerinize nîmetlerini arttırsın, faziletlerinizi çoğaltsın.
Ey kâtibler! Nîmet, külfetsiz olmaz. O hâlde muhakkak: sizin şu vasıflara sâhib bulunmanız lâzımdır: Güzel ahlâklı, yumuşak davranılacak yerlerde halim selim, hüküm vermede dikkatli ve anlayışlı, teşebbüs îcâbeden yerlerde hareketli, geri durulması gereken yerlerde hareketsiz, iffet sahibi, âdil ve insaflı, sır saklamada eşsiz, sıkıntılı ve zor zamanlarda vefakâr, sonunu düşünerek işlerini tedbirli yapan, meydana gelen hâdiseleri metin ve sabırla hâlleden kimseler olmalısınız. İlim dallarının hepsinde üstâd olacak şekilde kendinizi yetiştirmelisiniz. Allahü teâlânın kitabını, ferâiz ilmini, Arabîyi inceliklerine kadar öğreniniz. Mektuplarınızı ve evraklarınızın süsü olan yazınızı güzelleştiriniz. Şahsiyetinizi zelil eden, san’atınızı aşağılatan âdı ve bayağı şeylerden uzak durunuz. Kibir, gurur, koğuculuk, gıybet, Htirâ gibi kötü şeylere yaklaşmayınız. Allah için sevişiniz: birbirinize fazfleti, adaleti, hakkı, hakikati sabrı tavsiye ediniz...”