KADI ŞÜREYH
Tâbiîn’in büyüklerinden. Künyesi Ebû Ümeyye’dir. 698 (H. 79)’da yüz yirmi yaşının üzerinde iken vefat ettiği rivayet edilir. Babası Kinde kabilesinden Hânî isimli bir zât idi. Hânî, kabilesi nâmına elçi olarak Medine’ye gelmişti. Resûlullah’ı görünce müslüman oldu. Resûlullah ona Ebû Şüreyh künyesini verdi. Ona ve oğlu Şüreyh’e dua etti. Kadı Şüreyh’in eshâbından olduğuna dâir rivayetler varsa da doğrusu Tâbiîn’den olduğudur.
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellemin mümtaz Eshâbından ilim öğrendi. Hadîs ve fıkıh ilminde büyük âlim oldu. Hazret-i Ömer, hazret-i Ali ve İbn-i Mes’ûd’dan (radıyallahü anhüm) hadîs-i şerîf rivayet etti. Şa’bî, Nehâî, Abdülazîz bin Refî, Muhammed bin Şîrîn ve başkalarına da kendisi hadîs-i şerîf öğretip rivayet izni verdi. Kırk yaşında, hazret-i Ömer tarafından Kûfe’ye kadı (hâkim) yapıldı. Basra’da bir sene kadar kadılık yaptı. Hazret-i Osman, hazret-i Ali, hazret-i Muâviye ve sonrakiler tarafındanda Küfe kadılığında bırakıldı. Aralıksız altmış seneden fazla kadılık yaptığı bildirilir. Hüküm verme konusunda çok bilgili ve pek âdil idi. Haccâc’ın kadılık teklifini kabul etmemiştir.
Kadı Şüreyh hazretlerine, bu kadar çok ilmi nasıl elde ettin, diye sorduklarında: “Âlimlerle görüşerek elde ettim. Birbirimizden karşılıklı istifâde ettik” buyurmuştur.
KAYBOLAN ZIRH!
Hazret-i Ali zırhını kaybetmişti. Ne kadar aradı ise de bulamadı. Küfeye gelip, zırhını bir yahûdînin elinde gördü. Hazret-i Ali, yahûdiye; “Bu zırh benimdir. Onu, ne sattım, ne de kimseye verdim. Sende nasıl oluyor” buyurdu. Yahudi de: “Hayır bu benim zırhımdır” diye cevâb verdi. O zaman hazret-i Ali: “Gel kadıya gidelim” buyurdu, ikisi beraber Kadı Şüreyh’in yanına gittiler. Hazret-i Ali, Şüreyh’in yanına oturdu. Yahudi, ise Şüreyh hazretlerinin karşısına oturdu. Hazret-i Ali buyurdu ki: “Eğer hasmım (mahkemelik olduğum şahıs) zımmî (gayr-imüslim vatandaş) değ il de, müslüman olsaydı, mecliste onunla beraber otururdum. Bu zımmî ile beraber oturmayışımın sebebi şu: Resûlullah’dan işittim. Buyurdular ki: “Allahü teâlâ, onları aşağıladığı gibi. siz de onları aşağılayınız, hor ve hakfr tutunuz.” Diğer bir rivayette; “Eğer mahkemelik olduğum kişi, müslüman olsaydı, onunla yanyana otururdum. Fakat Resûlullah’dan işittim; “Bir mecliste onlarla yanyana, eşit olarak oturmayınız. Onları en dar yerlere sıkıştırınız” buyurdular. Kadı Şüreyh; “Ey mü’minlerin emîri! Buyurun, konuşun!” dedi. Hazret-i Ali; “Yahûdînin elindeki zırh benim. Onu birisine ne bağışladım ve ne de sattım” buyurdu. Şüreyh; “Ey Yahudi! Sen ne dersin?” dedi. Yahudi; “Bu zırh benim. Şimdi de benim elimdedir” dedi. Şüreyh; “Ey mü’minlerin emîri! Delil gösteriniz” deyince, hazret-i Ali; “Âzadlı kölem Kanber ve oğlum Hasen, o zırhın benim olduğuna şâhiddirler” dedi. Şüreyh; “Oğlun babaya şâhidlik etmesi caiz değildir.” dedi. Bu konuşmaları dinleyen yahûdî; “Mü’minlerin emîri beni kendi hâkimine götürdü. Ancak hâkimi onun aleyhine hüküm verdi. Böyle bir adaleti ancak hak bir dîne inananlar yapabilir” dedi ve “Eşhedü enlâ ilahe illallah ve eşhedüenne Muhammeden abdühû ve resûlüh” (Allahü teâlâdan başka ilâh yoktur. Muhammed, Allahü teâlânın kulu ve Resûlüdür) diyerek müslüman oldu. Sonra şöyle dedi: “Ey mü’minlerin emîri! Bu zırh senin zırhındır. Senin devenden düşmüştü ve onu ben almıştım” dedi. Sonra hazret-i Ali, Nehrevan’a haricîlerin üzerine giderken, bu zad da onunla beraber gitti. Orada şehîd oldu.