IRÂKÎ
Irak’ta yetişen kimya âlimlerinden. İsmi Muhammed bin Ahmed el-Irâkî es-Semâvî olup, künyesi Ebü’l-Kâsım’dır. Irak’da doğdu. Fakat doğum târihi bilinmemektedir. 1184 (H. 580) senesinde yine Irak’ta vefat etti. Câbir bin Hayyân’ın te’sirinde kalarak yetişti. Hayâtı hakkında fazla bilgi yoktur. İlim öğrenmek için, çeşitli ilim merkezlerine seyahat etmiş ve hemen hemen bütün İslâm ülkelerini gezmiştir. Irâkî, dolaştığı yerlerdeki kimyacılardan ders aldığı gibi, yerli yabancı pek çok kimya kitabını mütâlâa etti. Vaktinin çoğunu bu eserlerdeki nazariyelerin tecrübelerini (deneylerini) yapmakla geçirirdi. O, yaptığı bu tecrübelerle bu nazariyelerin doğruluğunu görmedikçe, tasdîk etmezdi. Âlimler arasında bu hususiyeti ile meşhûr olmuştur. Kimya ile alâkalı bir mes’eleyi tedkîk ederken, mevcut bütün kimya kitaplarına müracaat ederdi. Meşhûr İslâm âlimi Câbir bin Hayyân’ın ilmî metodunu çok beğenirdi.
Ebû Kasım, daha ziyâde eski kimyacıların ortaya attıkları nazariyeleri deneylerle tedkîk etme yolunu tercih ederek, ortaya yeni teoriler sürdü. Bâzı kimya nazariyelerinin asılsızlığını deneyler ile ortaya koydu. Bu çalışmaları, kimyevî deneylerin daha da derinleştirilmesini sağladı. Ayrıca kendi devrine kadar müslümanların kimyâ ilmi sahasındaki çalışmalarını hülâsa hâline getirdi.
İzzeddîn Aydemir Celdekî; Nihâyet-üt-taleb adlı eserinde onun hakkında şöyle demektedir: “Ömrünün on yedi senesini kimya araştırmalarına hasreden Ebû Kasım, bir çok âlimden istifâde etti, ders aldı. Başlıca özelliklerinden biri de, öncekilerden intikâl eden kimya teorilerini hemen kabul etmeyip, derin tedkîk ve deneylere tâbi tutmasıydı. Nazariyeleri, deneylerin sonucuna göre değerlendirirdi.”
Ünlü bilim tarihçisi G. Sarton, ondan bahsederken bir eserinde; “Ebü’l-Kâsım büyük kimya üstâdlarındandır. Onu kimyacılar arasında yüksek dereceye kavuşturan hususiyeti, eski nazariyeleri (teorileri) ciddî ve derin ilmî kritiğe tâbi tutmasıdır. Bu sebeple de kimya ilminin yenilenmesinde büyük katkıları olmuştur. O, hemen hemen bütün tatbikî ilimlerde yeni metodların uygulanmasını ve bunun te’sisini sağlamıştır. Bu özelliği ve başarısına ilâve olarak kimya tarihi ile ilgili zengin ve derin bir kültüre de sahipti. Fikirleri ve üslûbu gayet açık ve. tamamen deney sonuçlarına dayanıyordu” demektedir.
Kimya tarihçisi Holmyard da; onun hakkında; “Irâkî’nin, kimya alanındaki ilmî otoritesi, kimyevî hâdiseler (olaylar) üzerindeki sağlam ve mantıkî düşünceleri sebebiyle, fevkalâde sağlam yapıya sâhibdi. Çünkü o, bizzat kendi yaptığı deneylerin netîcelerine göre değerlendirmede bulunuyordu. Sihir, büyü ve hurafeleri kimya ilminden ayıklayan ve bir tarafa atan da odur” demektedir.
Ebû Kasım, yaptığı kimyevî deney ve incelemeleri, eserleri vasıtasıyla muhafaza edip, gelecek nesillere aktarma yolunu tuttu. Eserleri târihî ve sağlam bilgileri ihtiva etmektedir. Eserlerinden bâzıları şunlardır: 1-Kitâbu ilm-il-mukteseb fî zirâat-iz-zeheb, 2-Kitâbu uyûn-il-hakâyık ve keşf-ut-terâik, 3-Kitâbu kenz-id-defn, 4-Kitâb-un-necât vel-ittisâl bi ayn-il-hayât.
Batı ilim dünyâsı, orta çağlardan beri, İslâm âlimlerinin ilimler hazînesi olan eserleri peşinde koşmuştur. Bu yüzden Ebû Kâsım’ın eserleri de kısa sürede Avrupa ilim çevrelerine intikal ederek batı dillerine tercüme edildi. Böylece metodundan ve ortaya koyduğu bilgilerden istifâde ettiler. Onun tenkidci ve tecrübeye dayanan prensiplerinden faydalandılar.
Irâkî, eski kimyacıları ve nazariyelerini esaslı bir kritiğe tâbi tutan ilk kimya üstadı idi. Bütün eserleri batılı ilim adamları tarafından incelenmiş ve bu tedkîkler kimyada yeni keşf ve buluşlara yol açmıştır. Fakat ne yazık ki, Avrupalılar çoğu defa bu başarılarının kaynağını saklama yolunu tutmuşlardır.