HATTİN MUHAREBESİ
Selâhaddîn-ı Eyyûbî’nin haçlılara karşı kazandığı büyük zafer. 1186 senesinde Kudüs krallığına bağlı Kerek hâkimi Renaud de Châtillon, hâkim olduğu topraklarından geçen müslümanların bir kervanına el koyarak kafileyi koruyan askerleri esir aldı. Selâhaddîn-i Eyyûbî, bu durumun aralarındaki anlaşmaya aykırı olduğunu, kervanın ve alınan esirlerin serbest bırakılmasını, hem Renaud’dan hem Kral Guy’dan istedi. Bu isteği red edilince, Kudüs krallığı üzerine sefere çıkmaya karar verdk Bütün müslümanları ve kendisine bağlı olan devletleri cihâda davet etti.
Diyarbakır, Cezire, Musul ve Şam’daki kendisine bağlı hükümdarlar, çağrısına uyarak bir kısmı asker gönderdi, bir kısmı ise bizzat ordusunun başında yardıma koştu. 1187 senesi başlarında Sultan ordugâhını Dımeşk’in (Şam’ın) güneyindeki Ra’s-ül-Mâ’da kurdu. Geleçek yardım kuvvetlerini karşılaması için büyük oğlu Melik Efdal’ı orada bıraktı. Kendisi Basra’ya doğru ilerleyerek, Frenklerin hac yolunu kesmelerine mâni olmak için hacılar dönünceye kadar orada kaldı. Daha sonra Kerek hâkiminin topraklarını baştan başa ele geçirdi. Bu sırada İslâm ordusuna katılmak için gelen birlikler Ra’s-ül-Mâ’da toplanıyordu. Melik Efdal, Taberiyye sahibi Raymond’dan izin alarak bir süvari birliğini Mayıs ayında Saffûriyye ve Akka taraflarında bir akına gönderdi. Bu birlik Saffûriyye yakınlarında Templier tarikatı reisi Gerard de Ridfort kumandasındaki bir Frenk birliğinin saldırısına uğradı. Yapılan muharebede Frenkler pek ağır ve perişan bir şekilde mağlûb oldular. Gerard de Ridfort canını zor kurtardı. Bu zafer, büyük zaferin bir başlangıcı oldu.
Sultan, bu zaferi öğrenince Kerek’ten geri döndü. Ordugâhı Astara mevkiine nakletti. Emrine giren birlikler ile birlikte Taberiyye istikâmetine yürüdü. Kardeşi Melik Âdil’e, emrindeki kuvvetlerle düşman topraklarına girmesini emretti. Bu sırada Frenkler, toplayabildikleri kadar büyük bir kuvvetle Saffûriyye (Sephoria) çayırında ordugâh kurmuşlardı. Selâhaddîn-i Eyyûbî, Ukhuvâne denilen yerde harb meclisi topladı ve yapılması gereken şeyleri komutanlarıyla meşveret etti. İstişarenin sonunda, meydan muharebesine karar verildi. Temmuz ayının başında Taberiyye’nin batısındaki dağın eteğinde bulunan Lubiye ovasının Kefr-sebt denilen yerinde konakladı. Burası meydan muharebesi için elverişli bir yerdi. Öncü birlikleri, düşmanın üzerine ok atmalarına rağmen, düşman yerinden ayrılmadı. Sultan, ordusunu harb nizâmında bırakarak, hassa birlikleriyle Taberiyye’yi kuşattı. Kısa zamanda kale hariç şehri ele geçirdi. Kalede bulunan Raymond’un hanımı, haçlı ordusundan yardım istedi. Bunun üzerine Cum’a sabahı haçlı ordusu Taberiyye yönüne yürüyüşe geçti. Sultan, bunu duyunca Allahü teâlâya hamd edip, derhâl ordusunun başına geçti.
Haçlı ordusunun öncü kuvvetlerine Taberiyye sahibi Raymond komutanlık yapıyordu. Kral, ordunun merkezinde idi. Renaud de Châtillon ise tarikat şövalyelerine komuta ediyordu. Hava çok sıcak olup, hiç esinti yoktu. Yol boyunca hiç bir yerde su olmadığı için, haçlı askerleri ve atları büyük bir susuzlukla karşılaştı. Bu durum yürüyüşlerini yavaşlattı. İslâm mücâhidleri, haçlı ordusunun öncü ve asıl kuvvetlerine saldırıyor ve müthiş bir ok yağmuruna tutuyorlar ve haçlıların herhangi bir taarruzuna imkân vermeden geri çekiliyorlardı, öğleden sonra haçlı ordusu, Hattin’in hemen üst kısmındaki yaylaya ulaştı. Önlerinde deve hörgücüne benzeyen kayalık ve otuz metre yüksekliğinde iki tepe vardı. Tepenin arkasında ise kasaba ve göl bulunmaktaydı. Templier şövalyeleri, artık yola devam edemeyeceklerini krala bildirdiler. Baronlardan bir kaçı isesür’atle ilerleyip, kraldan, savaşarak göle ulaşma emrini vermesini istediler. Kral, ordusundaki yorgunluk alâmetine üzülerek geceleyin burada kalmaya karar verdi. Lubiye’nin biraz ilerisinde bulunan bir kuyu başında ordugâhını kurdu. Fakat kuyu kurumuştu. Hıristiyanlar geceyi, müslümanların çadırlarından yükselen dua ve tekbirleri dinleyerek sefalet ve ümitsizlik içinde geçirdiler. Bâzı haçlı askerleri, su bulmak için ordugâhdan çıktı ise de, hepsi müslümanlar tarafından öldürüldüler. Müslümanlar tepeyi örten kuru çalıları ateşe verdiler. Bunların yanmasıyla meydana gelen sıcaklık, haçlıların hararetini daha da arttırdı. Gece karanlığından istifâde eden Selâhaddîn Eyyûbî, haçlı karargâhını tamâmiyle kuşattı.
Selâhaddîn Eyyûbî, sabah namazından sonra ordusuna karşı şu konuşmayı yaptı: “Bu gün benim beklediğim bir gündür. Ecelimizin ne zaman olacağını Allahü teâlâ bilir. Bu günü fırsat bilin. Benim için değil, Allah için muharebe yapın. Gazanız mübarek olsun.”
Güneşin doğmasıyla islâm mücâhidleri taarruza başladı. Bu sırada hıristiyan askerleri sâdece suyu düşünüyorlardı. Biraz ötelerinde parıl parıl parlayan göle varabilmek için bir kısım haçlı askerleri kuşatmayı yarma teşebbüsünde bulundular, fakat bu zor bir işti. Çok büyük ve ağır kayıplar verdiler. Sağ kalanlar esir edildi. Kont Raymond işin kötüye gittiğini görüp, Hıristiyanların müslümanlara karşı koyacak güçte olmadığını anladı. Bir grup haçlı ile kendisine yakın bulunan taraftan müslüman ordusunu yararak kaçmak istedi. O tarafın kumandanı Selâhaddîn’in yeğeni Takiyyüddîn Ömer idi. Haçlıların can havliyle saldırdıklarını gören Takiyyüddîn Ömer, müslümanların fazla zayiat vermelerini önlemek için, saldıran haçlıların çıkabilecekleri kadar bir yer açmalarını söyledi. Açılan yerden çıkan Raymond kumandasındaki askerler, yakın kalelere sığındılar. Takiyyüddîn Ömer, onlar çıkar çıkmaz açtığı yeri tekrar kapattırdı. Haçlılarımı kalanlarından Kral Guy’un etrafındaki bir grup, Hattin tepesine çekildi. Şövalyeler, atlarından inerek kralın çadırı etrafında toplandılar. Müslümanlar, haçlıların çadır kurmalarına izin vermediler. Yüz elli kadar şövalye, kralı müdâfaa etmek istedilerse de başarılı olamadılar. Akka piskoposu öldürüldü. Sâlib-üs-salbut denilen büyük haç müslümanların eline geçti. Kral Guy ve Renaud de Châtillon dâhil çok sayıda haçlı esir alındı. Kral Guy’un çadırı devrilince, Selâhaddîn Eyyûbî hemen atından inerek Allahü teâlâya şükür secdesine kapandı ve sevincinden ağladı.
Sultan, Renaud de Châtillon dışındaki bütün esirlere çok iyi davrandı. Renaud, yaptıkları anlaşmaya sâdık kalmadığı ve huzurda saygısızlık ettiği için öldürüldü. Hattin zaferi, müslümanlar tarafından Ortadoğuda Hıristiyanların elinde bulunan bir çok kalelerin feth edilmesine yol açtı. Bu zafer aynı zamanda Kudüs’ün tekrar müslümanların eline geçmesini sağladı.