İslâm Tarihi Ansiklopedisi

HAMAM

Yıkanılacak sıhhî yerlere genel olarak verilen ad. Hamam, özel bir düzenle ısıtılarak, sıcak ve soğuk akar suyu olan ve üzeri kubbeli kagir yapıdır. Romalılar zamanında kullanıldığı bilinen hamamın târihi çok eskidir. Vezüv yanardağının patlamasından sonra küller altında kalan Pompei şehrinde yapılan kazılar, Romalıların kullandıkları hamamları ortaya çıkarmıştır. Bu hamamların yalnız temizlik için değil, zevk ve eğlence yeri olarak yapıldığı da anlaşılmaktadır. Romalılarda sınıf farkı olduğu için, hamamlarda kölelerle asillerin giriş kapıları ve yıkandıkları yerler ayrılmıştı. Roma hamamlarında ayrıca buhar banyosu yeri, soğuk ve sıcak su havuzları da vardı.

Hıristiyanlığın yayılmasından sonra, batı dünyâsında hamam ve temizlenme yavaş yavaş unutuldu. Ortaçağda hıristiyanlar, ilk doğdukları zaman papazlar tarafından vaftiz suyunda yıkandıkları için, bundan sonra yıkanmak; onlara göre yasak ve günahtı. Yıkananların bir çok hastalıklara yakalanacağı zannediliyordu. Bu sebeple hiç yıkanmayan hıristiyan kadın ve erkekler çok pis kokarlar, ortaya çıkan bu kokuyu önlemek için de ağır kokular sürünürlerdi. On altıncı asrın ünlü heykelcisi Michel Angleo’ya yazdığı bir mektubunda babası; “Yıkanmaktan sakın, her türlü hastalık sudan gelir, bilirsin. Gerekirse adam tut, kirlerini kazıt ama sakın yıkanma” diyordu.

Hâlbuki İslâm dîni dünyâyı bir güneş gibi aydınlatmaya başladığı andan itibaren, temizliğe çok önem vermiştir. Allahü teâlâ, Kur’ân-ı kerîmin muhtelif yerlerinde; “Temiz olanları severim” buyurmaktadır. Tabiînden bâzıları Eshâb-ı kirama; “Allahü teâlâ sizi çok seviyor. Kur’ân-ı kerîm sizi övüyor. Bunun sebebi nedir? Bize söyleyin de, biz de sizin gibi olalım, bizi de çok sevsin” dediklerinde onlar; “Allahü teâlâ bizi çok seviyor. Çünkü biz temizliğe çok dikkat ederiz” cevâbını verdiler. Hakîkî müslüman bedenen ve ruhen temizdir. İslâm dîni temizliğe çok ehemmiyet verdiği için ibâdetlerde temizlik şart kılınmıştır. Cünüp olanın gusûl abdesti (boy abdesti), abdestsiz olanın namaz abdesti alması, namazın şartları arasında yer almıştır.

Şam fethedilmeden önce orada hamamlar vardı. Resûlullah efendimiz hazret-i Ömer’in rivayet ettiği hadîs-i şerîfle bu hamamları haber vermiş ve avret yerleri açık olarak hamama girilmemesini emir buyurmuştur. Hazret-i Âişe ve Abdullah bin Abbâs’ın (radıyallahü anh) rivayet ettiği hadîs-i şerîflerde de, avret mahalli açık olarak gidilen hamamlar kötülenmiştir. Bir hadîs-i şerîfde de; “Benden sonra hamamlar olacak. Bunlarda, örtüsü ile girse bile kadınlar için hayır yoktur. Bir kadın kocasının evinden başka bir yerde başını açarsa, Allahü teâlâ ile arasındaki perdeyi yırtmış olur.” buyrulmuştur.

Dînimizin vücûd temizliği ve yıkanma ile alâkalı emir ve tavsiyeleri sebebiyle her müslüman, evinde ufak bir yıkanma yeri, hamam yapmayı zarurî ihtiyaçlarından saymıştır. Bunun yanında gerek evleri müsâid olmayanların ve gerekse bir iş îcâbı gelen kimselerin ihtiyaç hâlinde yıkanmaları için her şehir, kasaba ve köyde hamamlar yapılmıştır. Hicrî üçüncü asırda Bağdâd’da pek çok hamam vardı. Fakat bu hamamlarda kimse kimsenin avret mahallini görmezdi. On ikinci asırda yaşayan meşhûr seyyah İbn-i Cübeyr, Bağdâd hamamları hakkında şöyle demektedir: “Bağdâd hamamları sayılamayacak kadar çoktu. Şehrin ileri gelenlerinden biri doğu ve batı mahallelerinde yaklaşık iki bin hamam bulunduğunu söyledi. Bu hamamların çoğunun dışı ziftle kaplıdır. Bakıldığında, parlak olan bu ziftli zeminler siyah mermer zannedilir.” Meşhûr Endülüslü tarihçi Makkarî ise, Kurtuba şehrinde üç yüz hamam bulunduğunu bildirmektedir.

Türkler, târihi asaletleri ile temiz bir millettir. İslâmiyet’i kabul etmeleri veı İslâmiyet’in temizliğe ait hükümlerini büyük bir titizlikle uygulamaları netîcesinde, Selçuklular ve Osmanlılar, Anadolunun hemen hemen büyük-küçük her şehrinde hattâ köylerinde bile fakirlerin parasız faydalandıkları pek çok hamam yapmışlardır. Bilhassa İstanbul’un fethinden sonra bu şehirde ve memleketin dört bir yanında binlerce hamam inşâ ettiler. Türklerde İslâmiyet’in emirlerinin îcâbı olarak her evde özel olarak hamam bulunduğu gibi, meselâ on yedinci asırda sâdece İstanbul’da yüz altmış sekiz adet büyük çarşı hamamı vardı.

Dünyâca ünlü Türk hamamları başlıca üç kısımdan meydana gelir: 1-Soyunma yerleri, 2-Yıkanma yerleri. Yıkanma yerleri de soğukluk ve hamam olmak üzere ikiye ayrılır. 3-Isıtma yeri, külhan. Soyunma yerlerinde geniş bir sofa ve bunun çevresinde bölmeli sekiler bulunur. Yıkanan kimseler, bu sekilerde uzanıp dinlenirler. Soğukluktan geçilerek girilen hamam kısmına yıkanma yerleri denir. Burası da bâzı bölümlere ayrılır. Burası hamamın mermer kaplı zemininden yüksekte çeşitli geometrik şekillerdedir. Isıtma yeri hamamın altındadır. Orada ateş yanar. Ateşten çıkan alev ve duman, mermer zemininin altındaki özel yollardan, duvar içlerinden geçer, tüteklik adı verilen bacadan çıkar.

İstanbul’un hamamları bütün dünyâca tanınmıştır. Eski oluşu bakımından Bâyezîd, Çemberlitaş, Sirkeci Hoca Paşa, Fındıklı, Fâtih Mehmet Ağa ve Edirnekapı Mihrimah Sultan hamamı günümüzde hâlâ kullanılmaktadır. Ayrıca zamanla yıkılmış, harab olmuş hamamlar da vardır. Hele meşhûr konak hamamlarından hemen hiç biri bugün kalmamıştır. Yalnız saray hamamları ayrı devirlerin mimarî âbidelerine örnek olarak bugün İstanbul’u süslemektedir.

Hamamlar çok uzun müddet kalmamak şartıyla sıcak su ve sabunla yapılacak vücûd temizliği için en iyi yıkanma ve temizlenme yerleridir. Deri, bütün vücûdumuzu örten, dış etkenlerden koruyan bir kılıftır. Ancak bu etkileri, sürekli bakımla korunur. Vücûdun ısısını koruyan, solunum ve boşaltım organı olarak görev yapan derinin sağlığı, yıkanma ile yakından alâkalıdır. Ter ve zararlı maddeler, derideki gözeneklerden dışarı atılır. Gözeneklerin kir ve yağla tıkanması, bu görevin aksamasına sebeb olur. Yıkanma; ter, yağ, koku maddeleri ve mikropların uzaklaşmasını sağlar. Kişiyi dinlendirir ve rahatlatır. Karamsar bir ruh hâli içinde olan kişi, yıkandıktan sonra bu durumdan kurtulur. Terleyen vücûdun, yumuşak bir bez veya süngerle ovularak yıkanması, vücûtta kan dolaşımını kolaylaştırarak insana rahatlık verir. Vücûdu sert keselerle ovmak deride yara açacağından bundan sakınmak gerekir. Ayrıca hamamlarda fazla kalmak, sıcaktan soğuğa, soğuktan sıcağa zaman zaman çıkmak da vücûda zararlı olabilir. Kalb ve dolaşım sistemi bozuk olan, tansiyonu yükselen kimseler ile akciğer veremine tutulanların çok sıcak suda yıkanmaları tehlikelidir.

Hamamda tesettüre riâyet etmek lâzımdır. Çünkü namazda ve namaz dışında avret yerini örtmek farzdır. Bunun için umûmî hamamlarda buna çok dikkat etmeli, avret mahallini peştemalle örtmelidir. Peygamber efendimiz bir hadîs-i şerîfde; “Âhır zamanda ümmetimin erkeklerinin avret yerleri örtülü olarak da hamama gitmeleri haram olur. Çünkü orada avret mahalleri açık olanlar da bulunur. Avret yerini açanlara ve başkasının avret yerine bakanlara Allah lanet eylesin” buyurmuştur.