İslâm Tarihi Ansiklopedisi

HÂLİD BİN SA’ÎD (radıyallahü anh)

Sevgili Peygamberimizin kâtiplerinden. Eshâb-ı kiram arasında Sâbikûn-ı evvelin denilen ilk müslümanlardandır. Nesebi, Hâlid bin Sa’îd bin As bin Ümeyye bin Abd-i Şems olup, annesi Ümmü Hâlid binti Habbâb es-Sekafî’dir. Müslüman olduktan sonra, babasından çok eziyet gördü. Habeşistan’a hicret edip, Hayber kalesinin fethine kadar orada kaldı. Medîne’ye döndükten sonra Resûlullah efendimizin mektuplarını yazdı. Hazret-i Ebû Bekr’in hilâfeti zamanında 634 yılında yapılan Yermük harbinde şehîd oldu.

Resûlullah efendimiz, İslâmiyet’i gizli olarak açıklamaya yeni başlamış, daha bir kaç kişi müslüman olmuştu. İslâm’a davetin ilk günlerinde, Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh) bir rüya gördü. Rüyasında, Cehennem’in kenarında dururken babası gelip, kendisini oraya iterek düşürmek istediğini, tam o sırada Peygamber efendimizin yetişerek belinden yakalayıp Cehennem’in içine düşmekten kurtardığını gördü. Feryâd ederek uyandı. Kendi kendine; “Vallahi bu rüya gerçektir” dedi. Dışarı çıkınca hazret-i Ebû Bekr ile karşılaştı. O’na rüyasını anlattı. Ebû Bekr (radıyallahü anh) ona; “Hakkında hayırlı olsun! Bu kimse, Allahü teâlânın peygamberidir. Hemen git, O’na tâbi ol! Sen, O’na tâbi olacak, islâm dînine girecek ve O’nunla birlikte bulunacaksın. O da seni, rüyada gördüğün gibi Cehennem’e girmekten koruyacaktır. Baban ise Cehennem’de kalacaktır!” diyerek tâbir etti. Hâlid bin Sa’îd, rüyasının etkisinden kurtulamamıştı. Vakit kaybetmeden Ecyâd denilen yerde bulunan Âlemlerin efendisinin huzuruna varıp; “Yâ Muhammed! Sen, insanları neye davet ediyorsun?” dedi. Peygamber efendimiz; “Ben insanları, eşi ve benzeri olmayan tek Allah’a ve benim de O’nun kulu vepeygamberi olduğuma inanmaya ve işitmeyen, görmeyen, hiç bir zarar ve fayda vermeyen, kendisine tapınanları da, tapınmayanları da bilmeyen bir takım taş parçalarına tapınmaktan vazgeçmeye davet ediyorum” buyurdu. Bunun üzerine, Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh); “Ben de şehâdet ederim ki, Allah’tan başka tapılacak ilâh yoktur ve yine şehâdet ederim ki, sen, Allahü teâlânın peygamberisin!” diyerek müslüman oldu. Bu hâl, Peygamberimizi çok sevindirdi. Hâlid bin Sa’îd, hanımı Ümeyye’ye (radıyallahü anhâ) da islâmiyet’i anlatınca, o da müslüman oldu. Hazret-i Hâlid bin Sa’îd, kardeşlerine de aynı daveti yaptı. Kardeşi Ömer (radıyallahü anh) müslüman oldu. Şiddetli bir İslâm düşmanı olan babası Ebû Uhayha, Hâlid bin Sa’îd’in (radıyallahü anh) müslüman olduğunu ve Mekke’nin tenhâ bir yerinde namaz kıldığını haber alınca, çocuklarından müslüman olmayanları gönderip onu huzuruna getirtti ve yeni girdiği dinden ayrılmasını söyledi. Azarlayıp dövmeye başladı. Sonra; “Sen, Muhammed’e mi tâbi oldun? Hâlbuki sen, O’nun, kavmine aykırı hareket ettiğini ve getirdiği şeyle, onların putlarını ve geçmiş atalarını ayıpladığını görüyorsun!” dedi. Hazret-i Hâlid ise; “Allah’a yemîn ederim ki, Muhammed aleyhisselâm doğru söylüyor. O’na tâbi oldum, ölürüm de O’nun dîninden dönmem!” deyince, babası Ebû Uhaytia’nın kızgınlığı daha çok arttı. Sopa, başında kırılıncaya kadar vurdu ve sonra; “Ey zelîl, yaramaz oğlum! İstediğin yere git. Yemîn olsun ki, sana ekmek vermeyeceğim!” dedi. Hazret-i Hâlid de; “Sen benim nafakamı kesersen, Allahü teâlâ elbette bana geçineceğim rızkımı ihsan eder!” diye cevap verdi. Babası diğer çocuklarına; “Eğer sizden biriniz, onunla konuşacak olursa, ona yapmadığım şeyi yaparım” dedi. Hazret-i Hâlid’i tutup evinin mahzenine hapsettirdi. Üç gün onu Mekke’nin sıcağında aç ve susuz bıraktırdı. Hazret-i Hâlid, bir kolayını bulup, babasının elinden kurtuldu. Habeşistan’a hicret edinceye kadar, Mekke’nin kenarında bir yerde gizlendi ve babasına görünmedi. Dâima Peygamber efendimizle bulundu.

Mekkeli müşriklerin, müslümanlara zulüm ve işkenceleri her gün artıyordu. Bitmek tükenmek bilmeyen bu eziyetler, dayanılmaz hâle gelince, Resûlullah efendimiz, müslümanların Habeşistan’a hicret etmelerine izin verdi. Orada rahat edebileceklerdi. Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh) hanımı ile hicrete çıkacakları zaman, babası çok hastalandı. Hasta yatağında İslâm dînine düşmanlığı sebebiyle; “Bu hastalığımdan kurtulup ayağa kalkınca, Mekke’de hiç bir kimse putlardan başkasına ibâdet edemiyecektir” diyordu. Hazret-i Hâlid, babasının düşmanlığının sona ermesi ve müslümanlara zarar vermemesi için; “Ey Allah’ım! Onu kaldırma!” diye dua etti. Cenâb-ı Hak duasını kabul etti. Kısa bir süre sonra babası öldü. Habeşistan’a hicret için, ilk olarak Mekke’den çıkan Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh) ve hanımı oldu. Kendisi ile beraber Kureyşli müslümanlardan bir grup da Habeşistan’a hareket etti. Bir kaç sene orada kaldı. Oğlu Sa’îd ve kızı Ümmü Hâlid orada doğup büyüdü. Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh), ilk müslümanlardan olmak şerefinin yanında, Resûlullah’ın kâtiplik hizmetini de yaptı.

Hazret-i Hâlid, kardeşi Amr ve Ca’fer bin Ebî Tâlib (radıyallahü anh) ile beraber Habeşistan’dan Resûlullah’ın yanına Medîne’ye geldi. 628 yılına rastlayan bu dönüşte, Hayber’in fethi gerçekleşmişti. Ganimetlerinden bir hisse de hazret-i Hâlid’e ayrıldı. Bir rivayete göre bu harbe katılmıştı. Bundan sonra Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh), önce Umret-ül-kazâya, sonra sırası ile Mekke’nin fethine, Huneyn harbine, Tâif ve Tebük seferlerine, bunlara ilâveten bâzı küçük seriyyelere iştirak etti. Fakat Bedr ve Uhud harblerine katılamadığı için çok üzgündü. Bu üzüntüsünü, bir ara Resûlullah efendimize açıkladığında, Peygamberimiz ona; “Üzülecek bir durum yok! Başkaları bir hicret ettiler. Fakat, sen iki hicrete katılmış oldun” buyurarak, gönlünü aldı.

Hazret-i Hâlid bin Sa’îd, Medîne-i münevvere’ye döndükten sonra, Resûl-i ekrem efendimiz, yazışma ve mektuplaşma işlerini ona verdi. O çeşitli mektupları yazar, gönderir ve yabancılarla yapılan andlaşmaları kaleme alır, gelen hey’etlerle yapılan görüşmeleri kaydeder ve buna benzer her türlü işleri yerine getirirdi. 631 senesinde Tâif’te oturan Benî Sakîf’den gelen hey’et, Resûlullah efendimiz ile görüşme yaptı. Bu hey’et ile Resûlullah efendimiz arasındaki yazışma işlerini ve sulh andlaşmasını Hâlid bin Sa’îd kaleme almıştı.

Peygamberimiz Muhammed aleyhisselâm; Hâlid, Amrve Ebân (radıyallahü anhüm) kardeşleri devlet işlerinde kabiliyetli ve kudretli gördüğünden; hazret-i Hâlid’i Yemen’e, hazret-i Amr’ı Tihama’ya ve hazret-i Ebân bin Sa’îd’i de, Bahreyn taraflarına vali tâyin etti. Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh) Yemen’de Resûlullah’ın vefatına kadar vazife yaptı. Peygamber efendimizin vefat haberini alır almaz, üçü de Medine’ye geldiler. Bu sırada hazret-i Ebû Bekr halîfe seçilmiş, görevine yeni başlamıştı.

Hâlid bin Sa’îd (radıyallahü anh), hazret-i Ebû Bekr’in halifeliği sırasında İslâmiyet’ten ayrılanlarla yapılan muharebelere katılarak mürtedlerin, bozguncuların bastırılmasında vazife aldı. Bu temizlik harekâtı tamamlandıktan sonra, İslâm ordusu Şam taraflarına sevkedildi. Bizans ile Yermük’te çetin savaşlar yapıldı. Bu arada halîfe, Hâlid bin Sa’îd’e (radıyallahü anh) ordunun bir kısmının kumandanlığını verdi. Askerlerin harbe hazırlanması ve ihtiyaçlarının giderilmesi ona aitti. Hazret-i Hâlid, yardımcı kuvvetlerin kumandanı olarak Filistin’de Remle şehrine yakın Ecnadeyn taraflarına gönderildi.

Bizans kumandanı Manân, ordusu ile hazreti-i Hâlid’e karşı taarruza geçti. Hâlid (radıyallahü anh), bunu geri püskürttü ve başkomutan Hâlid bin Velid’den (radıyallahü anh) yardım istedi. İslâm ordusunun tamâmı seferberlik hâlinde olduğundan, İkrime ve Hâlid bin Velîd (radıyallahü anhümâ) derhal Hâlid bin Sa’îd’e (r. anh) yardıma geldiler. Tekrar hücûm edildi ve düşman Şam’a kadar sürüldü. Şam ile Vakusa arasında ordusunu düzenleyen Bizans kumandanı Mahân, Hâlid bin Sa’îd kumandasındaki islâm ordusu üzerine tekrar saldırdı. Yapılan savaşta Hâlid’in oğlu Sa’îd (radıyallahü anh) şehîd oldu. Tam bu sırada İkrime bin Ebî Cehl’in (radıyallahü anh) kuvvetleri yardıma geldi. Bizans komutanı Mahân kaçtı. Hâlid bin Sa’îd, ordusunu Zül-Merre’ye getirerek, orada konakladılar ve durumu, Medine’de bulunan halîfeye bildirdiler. Hâlid bin Sa’îd bu savaşta şehîd edildi.

Hazret-i Hâlid bin Sa’îd bütün ömrünü harp meydanlarında geçirdiğinden, Peygamber efendimizin kâtibi olmasına rağmen, hadîs-i şerîf rivayetinde bulunamadı.