HAC EMÎRİ (Emîr-İ hac)
Hac ile ilgili bütün işleri idare eden, yürüten kimse. Hac emîri, hac kafilesinin yolculuğunu idare ettiği gibi, hac ibâdetinin farz, vâcib, sünnet ve müstehablarına dikkat ederek, tâdîl-i erkân üzere yapılmasını da te’mln ederdi.
Hac emîri; akıllı, keskin görüşlü, tedbirli, adaletli, heybetli, doğruluk sahibi ve ilim ehli kimseler arasından seçilirdi. Emîr, yolculuk ânında karşılaşacağı güçlükleri hâl edebilmesi için, bâzı tedbirleri alır, kafilede bulunan kimseler, emîre itaat ederek yardımcı olurlardı. Emîr, yolculuk esnasında belli başlı şu tedbirleri alırdı.
1-Konak yerleri tesbit edilir. Hacı adaylarının canları ve malları helak olmayacak, bir zarar gelmiyecek, kimseyi kaybetmeyecek, dağılmalarını, eşkıya ve hırsızların zararlarını önleyecek tedbirler alır.
2-Yolculuk esnasında ve konak yerlerinde hacıların tertip ve düzen içinde olması için gruûlara ayırır. Her grubun başına bir rehber tâyin eder. Rehber, hac emîrinden aldığı direktifleri uygulayarak kargaşaya, yanlışlığa meydan bırakmaz.
3-Hac emîri, yolculuk esnasında hacıların arasında dolaşır, dert ve isteklerini yerine getirmeye çalışır. Zayıf, hasta ve geride kalıp kafileye yetişemeyen hacılara yardımcı olur. Bineği hızlı olan hacıları onlara uydurmaya çalışarak yavaşlatır.
4-Dar, etrafı sarp, susuz ve bozkır yerleri değil, geniş, otlu ve suyu bol olan yerleri tercih eder.
5-Hacıların ve binek hayvanlarının yiyecek ve içeceklerini te’min için tedbirler alır.
6-Kafileyi yolculuktan alıkoyan, mahsur bırakan eşkıyaya karşı kendisine gönüllü yardım eden hacılarla, nasihat ve mal ile veya savaşarak karşı koyar ve tehlikeyi önler. Emîr, bu iş için hiçbir hacı adayını zorlayamaz. Teklif eder. İsteyen gönüllü olarak yardım ederdi.
7-Yolculuk esnasında ihtilâfa düşen, anlaşamayan hacılara nasihat eder, aracı olup anlaştırır. Fakat zor kullanamaz. Şayet emîre, hüküm verme yetkisi verilmişse, hüküm verir. Hükmü, hukuken geçerlidir. Hâdise, başka bir ülkede, kafileden biriyle o ülkeden biri arasında olmuşsa, hüküm verme yetkisi o ülke hâkiminindir.
8-Kafilede hıyanet etmek isteyenleri, yetkisi kadar cezalandırır. Yetkisi dışına çıkamaz.
9-Yolculukta ve konak yerlerinde vakti iyi ayarlar. Hacıları ne çok sıkıp, ne de tamâmiyle gevşek bırakır. Hacıların, ihrama girmek, Mekke’ye yetişip umresini yapmak, Arafat’a çıkıp vaktinde vakfeye yetiştirmek gibi işlerini zamanında hâlleder. Eğer Arafat’ta vakfeye yetiştiremezse, hac farizasını yaptıramamış olur.
Hacı adaylarını, haccın bütün şartlarını yerine getirdikten sonra, Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin kabr-i şerîfini ziyaret için Medîne-i münevvereye getirir. Orada da lüzumu kadar kalındıktan sonra, memlekete hareket başlardı. Hac emîrinin vazifesi yola ilk çıktıkları yere kadar devam ederdi.
Hac emîri, hacıların, haccın farzlarını, vâciblerini, sünnet ve müstehablarını yerlerinde ve zamanında tâdil-i erkân üzere yapmalarını sağlardı. Bu işi üstüne alabilecek kimsenin hac vazifesini iyi bilen bir âlim olması lâzımdır. Bu kimsenin durumu, namazda imâmın durumu gibidir. Hacıların nasıl ihrama gireceğini, hangi niyetleri yapıp duaları okuyacaklarını, haccı bozan şeyleri, kurban kesme ve sadaka cezalarını, tavâf-ı kudüm, sa’y, vakfeye durma, cemrelere taş atma, kurban kesme, tıraş olma, tavâf-ı ziyaret ve veda tavâfı gibi haccın farz ve vâciblerinin sünnet üzere yapılmasını sağlardı. Zilhiccenin yedinci günü Kabe’de, Arefe günü Arafat’ta, ikinci bayram günü Minâ’da hutbe okur. Hutbesinde, öğün ve sonraki günlerde yapılacak işleri anlatırdı.
Hac farz olunca, ilk defa Peygamber efendimiz sallallahü aleyhi ve sellem, 630 (H. 9) senesinde hazret-i Ebû Bekr’i hac emîri tâyin ederek Mekke’ye gönderdi. Hazret-i Osman da, Abdullah bin Abbâs’ı hac emîri olarak gönderdi.
Hac emîrleri, her memleketten ayrı ayrı tâyin edilirdi. Meselâ, Mısır Emîr-ül-haccı, Kahıre hacılarını; Osmanlı Emîr-ül-haccı, İstanbul hacılarını Mekke’ye götürüp getirirlerdi.