GUCERÂT SULTANLARI
Birinci Delhi Türk sultanlığının yıkılmasından sonra, Hindistan’ın Gucerât bölgesinde kurulan müslüman Türk Devleti. 1400 (H. 803)’de kuruldu. 1583 (H. 991) yılında Bâbürlülerce ortadan kaldırıldı.
Firûz Tuğluk’un ölümünden sonra çıkan kargaşalıktan istifâde eden Gucerât valisi Ferhat-ül-Mülk, bağımsızlığını îlân etmek istedi. Bunun için yerlilerin gönüllerini almaya çalıştı. 1391 (H. 793) senesinde Gucerât ulemâsı o sırada Delhi sultânı olan Nâsireddîn Muhammed Tuğluk’a gönderdikleri haberde, Ferhat-ül-Mülk’ün puta tapmayı desteklediğini ve müslümanlara karşı cephe aldığım bildirince, yerine A’zam Hümâyûn Zafer Hân tâyin edildi. Zafer Hân, 1392 başlarında Gucerât’a geldi ve Ferhat-ül-Mülk’ü yenerek idareyi ele aldı. 1396 senesinde Delhi tahtındaki çekişmeler üzerine bağımsız gibi davrandı. Bu sırada taht kavgalarında rol oynayan Tatar Hân yenilince, babası Zafer Hân’ın yanına kaçtı. Tatar Hâsı babasını Delhi üzerine yürümeye ikna etti ise de, Tîmûr’un Delhi üzerine yürüdüğünü duyunca, vazgeçti. 1400 (H. 803) senesinde Zafer Hân, Racistan’daki İdar Racput Devletini kendi hâkimiyeti altına aldı. Tatar Hân 1403 senesinde babasını Delhi üzerine yürümek için tekrar kandırdı. Fakat o, ihtiyarlığı sebebiyle bu uzun sefere çıkmak istemedi ve oğlunu gönderdi. Ordunun başına geçen Tatar Hân, önce babasını hapsettirdi ve Nâsireddîn Muhammed Şah ünvanı ile sultanlığını îlân etti. Böylece Gucerât resmen devlet hâline geldi.
Tatar Hân, sultan olduktan sonra, amcası Şems Hân’ı, Nusret Hân ünvanıyla kendisine vekil bırakarak Delhi üzerine yürüdü. Babası Zafer Hân, kardeşi Nusret Hân’ı âsî oğlunu öldürmek için teşvik etti. O da yeğenini ordugâhta zehirleyince, Zafer Hân, sultan Muzaffer Şah diye resmen hükümdarlığını îlân etti. Muzaffer Şah, Malva Devletine karşı bir çok seferler düzenledi. 1411 (H. 814) senesinde ölümü üzerine, yerine Tatar Hân’ın oğlu Ahmed Şah geçti.
Ahmed Şah, tahta geçer geçmez, amcalarıyla mücâdele etmek zorunda kaldı. Onları mağlûb ederek hükümdarlığını kabul ettirdi. Ahmed Şah, iç karışıklığı hâllettikten sonra, Malva Sultânına karşı başarılı bir sefer düzenledi. Daha sonra Handeş Sultânını yendi. 1438 senesinde Ahmed Şah, Malva’da tahta yeni çıkan Mahmûd Halaç’a karşı eski hanedan üyelerinden Mes’ûd’u tuttu ve onu desteklemek için Malva üzerine başarısız bir sefer düzenledi. Ahmed Şah, 1442 (H. 846) senesinde ölünce, yerine büyük oğlu Muizzüddîn Muhammed Şah geçti. İyi huy ve cömertliğinden ötürü El-Kerım lakabı verilen Muhammed Şah, Racistan bölgesine başarılı seferlerde bulundu. 1451 yılında ölünce yerine büyük oğlu Kutbeddîn Ahmed geçti. Malva Sultânı Mahmûd Halaç’a karşı ülke topraklarını başarılı bir şekilde savundu. Racput Devleti’ne karşı da zaferler kazandı. 1458 senesinde ölünce, devletin ileri gelenleri, yerine amcası Davud’u getirdiler. Dâvûd, halka çok kötü davrandığı için bir ay gibi kısa süre sonra tahttan indirilip, Ahmed Kutbeddîn’in küçük kardeşi Ebü’l-Feth Mahmûd tahta çıkarıldı.
Gucerât Devleti’nin en büyük sultânı olan Ebü’l-Feth Mahmûd zamanında, ülke toprakları genişlik yönüyle son haddine ulaştı. Ehl-i sünnet itikadında âdil, doğru ve kahraman bir zât olan Sultan Mahmûd, bu sıfatlarını devlet idaresine en güzel şekilde yansıttı. Saltanatının ilk yıllarında Behmenli Devleti’ni korumak için çeşitli seferlere çıktı. Daha sonra Hindular üzerine seferler düzenledi. 1464 senesinde korsanlık ettiği için, Daman limanı yakınında bulunan Pardi’deki Hindu komutanı üzerine sefere çıktı ve haraca bağlayıp; korsanlık yapmayacağına dâir söz aldı. 1469-1470 (H. 874) senesinde Girnar’ı ele geçirdi. Girnar Racası Ray Mendelek, müslüman olarak Hân Cihan ünvanını aldı.
Mahmûd Şah, 1471 ve 1472 senelerinde aşağı Sind bölgesine iki sefer düzenledi. İlk seferini, Hinduların zulm ettiği müslümanları korumak için düzenlemiş ve kendilerinin müslüman olduğunu söyleyen, fakat islâmiyet hakkında bilgileri olmayanlardan bir kısmını ülkesine götürerek yerleştirmiş, onlara Hanefî mezhebine göre fıkıh dersi verdirtmiştir. İkinci sefere ise, annesinin akrabasından olan Sind hükümdarı Nizâmüddîn’e karşı ayaklanmaları bastırmak için çıktı. Mahmûd Şâh’ın sonu gelmez seferlerinden bıkan devletin bâzı ileri gelenleri suikasd hazırladılar. Fakat bunu zamanında öğrenen Mahmûd Şah yumuşak biçimde bastırdı.
Mahmûd Şah, 1482-1404 (H. 887-889) seneleri arasında uzun bir kuşatmadan ve çetin muharebelerden sonra, Racputların ünlü kalesi Çampanir’i ele geçirdi. Racanın oğlu Müslüman olmayı kabul edince, Nizâm-ül-mülk ünvanıyla İdar emiri tâyin edildi. Mahmûd Şah, Ça’mpanir’in ismini Muhammedâbâd olarak değiştirdi ve şehri uzun süre kaldığı merkezlerden biri yaptı.
1498 (H. 903) senesinde Dekken’in güney batı kıyılarını ele geçiren Portekizliler, Avrupa ite Hindistan arasındaki deniz ticâretine de sâhib oldular. Kızıldeniz’e giden yolları keserek geçen gemileri batırmaya başladılar. Bu durum Mısır Memlûk sultanlarıyla, bir takım Bedevî şeyhlerinin kazançlarını kaybetmelerine sebeb oldu. Ayrıca Portekizliler, Batı Hindistan limanlarından hacı taşıyan gemilere saldırıyorlardı. Bu yüzden Mısır Memlûk Sultânı Kansu Gavri, 1507 senesinde Gucerât donanması ile birleşmek üzere Hindistan’a bir donanma yolladı. Mısır ve Gucerât donanmaları, Bombay’ın güneyindeki Kolaba limanı önünde, Portekiz genel valisi Francesco’nun oğlu Lorenso kumandasındaki düşman donanması ile karşılaştı. Portekiz donanması ağır yenilgiye uğratıldı ve muharebede Lorenso öldü. Bir sene sonra genel vali Francesco, oğlunun intikamı için Mısır Gucerât donanmasına Bender-i Dev’de saldırdı ve yenilgiye uğrattı. Sonunda Mahmûd Şah, Portekizlilerle anlaşma yaparak, onlara Bender-i Dev’de bir ticâret bölgesi verdi.
1510 (H. 916) senesinde İran’daki Safevî Devleti’nin Sultânı Şah İsmail, Gucerât Sultânına Yadigâr Bey Kızılbaş adıyla bilinen bir elçiyi kalabalık bir maiyet ve birçok hediye ile gönderdi. Sultan Mahmûd Şah; “İlk üç halîfeye söven ve Ehl-i sünnet olan müslümanlara eziyet eden bir devletin elçisini kabul etmem” diyerek, huzura aldırmadı ve bir süre sonra vefat etti. Yerine oğlu İkinci Muzaffer Şah geçti. Muzaffer Şah, Safevî elçilerini kabul etti.
İkinci Muzaffer Şah, Racputların kukla durumuna getirdikleri Malva sultânı Mahmûd Halaç’a yardım hazırlığı içinde idi. Fakat kendisine bağlı İdar racasının Gucerât içlerine saldırması üzerine sefere çıkmak zorunda kaldı. Dağlık bölgelere kaçarak canını kurtaran Raca, suçunun bağışlanmasını istedi. On bin dirhem değerinde iki milyon tanga ve yüz at vermeyi teklif etti Muzaffer Şâh’ın asıl gayesi Malva’yı almaktı. Raca’nın teklifi kabul edildi. Daha sonra Malva Sultânına yardım etmekten vazgeçen Muzaffer Şah, burayı fethetmek için hazırlıklara başladı. 1513 senesinde Malva’nın eski başşehri Dar’ı zapt etti. O sırada ikinci Mahmûd Halaç, Racputların başı Mednî Ray ile muharebe ediyordu. Bunu duyan Muzaffer Şah, kâfirlerle çarpışan müslüman bir hükümdarın topraklarına girmeyi uygun bulmayarak, Malva topraklarından geri çekildi.
1515 (H. 921) senesinde babasının ölümü ile idar racası olamıyan Bihari Mal, Muzaffer Şâh’dan yardım istedi. Muzaffer Şah, İdar üzerine yürüyerek bölgeyi ele geçirdi ve Bihari Mal’ın raca olmasını sağladı. O sırada Malva sultânı Mahmûd Halaç, kendisini kukla durumuna getiren Racput racalarından kaçarak, Gucerât sultânına sığındı. Bu yüzden Gucerât-Racput savaşı başladı. Muzaffer Şah ve Mahmûd Halaç, Malva’nın başşehri Mandu’yu Racputlardan geri almak için savaşıyorlardı. Raca Rana Sanka ile Medni Ray’ın Racputlara yardıma gelmeleri sebebiyle, onları durdurmak için yeğeni ve damadı Handeş hükümdarı Üçüncü Âdil Hân’ı üzerlerine gönderdi. 1518 senesi Şubat ayının yirmi üçünde, Hinduların bir bayram gününde, Mandu bir saldırı ile ele geçirildi. Bu durumu haber alan raca Rana Sanka ve Medni Ray, sür’âtle Malva’dan geri çekildi. Muzaffer Şâh’ın racalarla mücâdelesi senelerce sürdü. Muzaffer Şah, Delhi-Afgan sultanlığının işlerine karışmaya başladı. O sırada Delhi’de sultan olan İbrahim Ludi’nin amcası Âlem Hân, Gucerât sultânına sığınmıştı. Sultan İbrahim’in kötü yönetimi yüzünden halkın hoşnutsuzluğunu duyunca, Delhi tahtına çıkabileceğini ümid ederek, Muzaffer Şâh’dan gördüğü yardımla, Delhi’ye doğru yola çıktı. Bu sırada 1526 (H. 932) senesi Nisan ayında Muzaffer Şah öldü. Yerine büyük oğlu İskender Şah geçti İskender Şâh’ın başarısız idaresi karışıklıklara yol açtı. Bâzı çarpışmalardan sonra, Bahâdır Şah 1526 senesinde tahta çıkarak kardeşlerini ortadan kaldırdı.
Bahadır Şah, saltanatının ilk senelerinde Berdar hükümdarı Alâaddîn imadşâh’a yardım için Dekken’e girdi. Ahmednagar şehrini ele geçirdi ve büyük Devletâbâd şehrini kuşattı. Kendisini yardıma çağıran İmadşâh, onun Dekken’e yerleşeceği kuşkusuyla, Devletâbâd’a yiyecek gönderdikten sonra Bahadır Şâh’ı yalnız bırakarak ülkesine kaçtı. Gucerât ordusunda yiyecek sıkıntısı baş gösterince Bahadır Şah, Burhan Nizamşâh’ın barış tekliflerini kabul etti. Dekken kıyılarını ellerinde tutan Portekizliler, Gucerât toprakları içindeki Bender-i Dev’de bir şehri ele geçirmek istiyordu. 1530 (H. 936) senesinde Bombay’da toplanan büyük bir Portekiz donanması, Gucerât’ın güney limanlarından biri olan Daman’ı ele geçirdi. Bender-i Dev’in, tamâmını almak için teşebbüslerde bulunduysalar da, başarılı olamadılar.
Malva Sultânı İkinci Mahmûd Halaç, Bahadır’ın küçük kardeşi Cand Hân’ı koruduğu için iki devletin arası daha önceden açılmıştı! 1531 senesinde Bahadır Şah, Malva’ya girdi ve Mahmûd’un, kendisini misafir ve âmiri gibi karşılamasını istedi. Mahmûd ise başşehir Mandu’ya kapanarak eğlenceye daldı. Bahadır Şah ordusuyla Mandu’yu kuşattı. Surların koruyucusuz bırakılmış kısmından içeri giren ordu, Mahmûd Halaç’ı esir aldı. Böylece Malva Devleti, Gucerât hâkimiyetine girdi. Silahdî isminde Racput; Raysin, Bilsa ve Sarengpur bölgelerini Malva’ya bağlı olarak elinde tutuyordu. Gerçekte ise bağımsız olan bu Racput’u, Bahadır Şah eli altında tutmak istedi. Meydaga gelen çatışma neticesinde Silahdî’nin hâkim olduğu bölgeler Bahadır Şâh’ın eline geçti. Bu sırada Silahdî’ye yardım eden Çitor racası yapılan savaşta yenildi. Bahadır Şah, 1534 senesinde Çitior’u kuşatarak ele geçirdi. Arkasından ordularını Gondavan içlerine kadar gönderdi ve buraya Alb Hân adındaki valisini yerleştirdi.
Bahadır Şah, racalarla uğraşırken, Gurkanlı Devleti Sultânı Hümâyûn Şâh’a karşı ayaklanan ve hapsedilen üç Mirza kaçıp, kendisine sığındı. Hümâyûn onların iadesini istedi. Bahadır Şah bu isteğe olumlu cevap vermeyince; Hümâyûn Şah, Timur ile Yıldırım arasındaki hâdiseyi hatırlattı. Bahadır Şah, Hümâyûn Şâh’ı aşağılayıcı bir mektup gönderdi ve Lüdi sultânı Tatar Hân’a para vererek Gurkanlı Devleti üzerine saldırttı. Hümâyûn Şah da, Gucerât üzerine saldırdı. Bahadır Şâh’ın orduları Gurkanlı ordusuna yenildi. Gucerât topraklarının büyük kısmı Hümâyûn Şâh’ın eline geçti. Kanbey limanına sığınan Bahadır Şah, Portekizlilere karşı hazırlattığı donanmasını, Hümâyûn Şâh’ın eline geçmesin diye yaktıktan sonra, gemi ile karadan çok uzak olan Bender-i Dev’e gitti.
Bahadır Şah, burada Hümâyûn Şah’ın saldırılarından korunmak için Portekizlilerden veya Osmanlılardan yardım istemeği düşündü. Portekizliler yakınında olduğu için onlarla anlaştı. Portekizliler karada ve denizde Bahadır Şâh’a yardım edecekler, buna karşılık Basseyn adası Portekizlilere verilecekti. Ayrıca Kanunî Sultan Süleyman’a yardım istemek niyetiyle değerli hediyelerle bir elçi gönderdi. Bu elçiyle birlikte hazînelerinden kaçırdığı üç yüz sandık altın ve gümüşü ilerde kendisi için uygun bir sığınak yeri olan Hicaz’a gönderdi. Bu sırada Hümâyûn Şâh’ın başka bölgelerle uğraşmasından faydalanan Bahadır Şah ve adamları, 1537 (H. 944) senesinde ülke topraklarını tekrar ele geçirdiler. Bahadır Şah, yabancı güçlerin yardımı olmaksızın ülkesini ele geçirince, Portekizlilere verdiği hakları geri almak istedi. Bender-i Dev’e gidip, Portekiz valisi Nünho da Künha’yı topraklarından ayrılmasını sağlamak için kandırmaya çalıştı. Bender-i Dev’de bulunan Portekiz komutanı, valiye haber göndererek Bahadır Şâh’ın görüşme numarasıyla kendisini yakalayıp kafes içinde Kanunî Sultan Süleyman’a göndereceğini iddia etti. Onun sözüne inanan Vâli’nin rahatsız olduğunu ve gemiden çıkamayacağını bildirmesi üzerine, Bahadır Şah, valiyi gemisinde ziyaret etmeyi kabul etti. O sırada gemide bir kavga çıktı. Bahadır Şah yakalanıp, kurtulması için kendisinden yeni imtiyaz ve ülkeler istenileceğini sanarak, gemiden kaçarcasına çıkmak istediği sırada Portekizliler tarafından öldürüldü.
Bahadır şah, Gucerât’ın son büyük ve güçlü sultanıydı. Oğlu yoktu. Kendisine sığınan Muhammed Zaman Mirza, Bahadır Şâh’ın annesinin kendisini evlâtlığa kabul ettiğini bahane ederek taht mücâdelesine girişti ise de başarılı olamadı. Bâzı beyler anne tarafından Gucerât hanedanıyla yakın alâkası olan Handiş sultânı Muhammed Şâh’ı tahta çıkarmak istedilerse de, Muhammed Şah yolda öldü. Daha sonra Bahadır’ın kardeşi Latifin oğlu Mahmûd isminde bir çocuk tahta çıkarıldı. 1554 (H. 961) senesine kadar tahtta kalan Üçüncü Mahmûd, beylerin elinde kukla idi. Üçüncü Mahmûd’un ölümünden sonra tahta çıkan Üçüncü Ahmed ve Üçüncü Muzaffer de beylerin elinde kukla durumunda idiler. Ekber Şah, yardıma çağırılması üzerine Gucerât’ı idaresi altına aldı. Bir süre sonra Üçüncü Muzaffer 1583 senesinde tahta çıkarak on sene kadar saltanat sürdü. 1593 (H. 1001) yılında Gucerât toprakları tamamen Bâbürlü sultânı Ekber Şâh’ın idaresi altına girdi.
Gucerât sultanları, hâkim oldukları topraklarda bir çok îmâr faaliyetlerinde bulundular. Ahmed Şah, bugünkü Ahmedâbâd şehrini kurarak, cami ve mescidlerle süsledi. Mahmûd Bigarha’nın yaptırdığı camiler çok meşhûrdur. Bunlar arasında en meşhûru Muhammedâbâd’da yaptırdığı Cami mescididir.