İslâm Tarihi Ansiklopedisi

FUDAYL BİN IYÂD

Evliyanın büyüklerinden. Künyesi, Ebû Ali’dir. Semerkand’da Ebiverd kasabasının Ferdin köyünde 726 (H. 107) yılında doğdu. Bâverd’de büyüdü. Tahsilini yerleştiği Küfe şehrinde yaptı. Ömrünün sonuna doğru Mekke’ye yerleşti ve 803 (H. 187) yılında orada vefat etti. Abbasî halîfesi Harun Reşîd’e nasîhat etti. Bişr-i Hafîve Sırrî-yî Sekatî’nin mürşididir. Hicâb-ül-aktâr kitabı fârisîdir.

Fudayl bin Iyâd hazretleri daha sonra hammıyla birlikte hacca gittiğinde, burada İmâm-ı a’zam Ebû Hanîfe hazretlerinin derslerine katıldı. Kısa zamanda çok şeyler öğrendi. Hikmetli sözler söylemeye başladı. Mekkelilere nasîhatlarda bulunurdu.

Fudayl bin Iyâd’ın Abbasî Halîfesi Harun Reşîd’le de konuştuğu ve ona nasîhatlarda bulunduğu şu hâdiseden anlaşılmaktadır:

Bir gece Harun Reşîd, vezîri Fudayl-i Bermekî’ye; “Beni bir kimsenin yanına götür. Kalbim, bu göz kamaştırıcı şaşalı hayattan sıkıldı. Rahatlık, gönül huzuru arıyorum” dedi. Vezîri onu Süfyân bin Uyeyne’nin evine götürdü. Süfyân kapıyı açıp; “Kim geldi?” suâline “Emîr-ül-mü’minîn geldi” dediler. “Ne için bana haber vermediniz. Bilseydim ben huzuruna gelirdim” dedi. Harun Reşîd bunu duyunca; “Benim aradığım kimse bu değildir” dedi. Süfyân bunu duyunca; “Sizin aradığınız kimse, Fudayl bin Iyâd’dır” dedi. Fudayl’ın kapısına gittiler. O anda Fudayl evde namaz kılıyor, Kur’ân-ı kerîm okuyordu. Kapıyı çaldılar Fudayl; “Kim o?” deyince, “Emîr-ül-mü’minîn” dediler. Bunun üzerine; “Emîr-ül-mü’minînin benim evimde ne işi var ve benim onunla ne işim var, Beni meşgûl etmeyiniz?” dedi. Vezîri; “Ulül-emire, (yâni halîfeye) itaat vâcibtir...” deyince, Fudayl bin Iyâd da; “Beni meşgul etmeyiniz” buyurdu. Vezir Fudayl-ı Bermekî; “Müsâdenle mi girelim, yoksa zorla mı?” dedi. “Müsâdem yok, ama zorla girecekseniz, siz bilirsiniz” buyurdu. Harun Reşîd içeri girdi. Fudayl, kimsenin yüzünü görmemek için kandili söndürdü. Karanlıkta Harun Reşîd’in eli Fudayl’ın eline değdi. Fudayl: “Bu el ne yumuşaktır, Cehennem’den kurtulursa...” buyurunca, Harun Reşîd ağladı ve nasihat olacak bir söz daha söylemesini istedi. Buyurdu ki: “Senin büyük baban Abbâs (radıyallahü anh), Peygamber efendimizin amcası idi. Peygamberimize: “Beni bir kavme emir (başkan) yapınız” demişti. Peygamberimiz de; “Ey amcam, seni nefsin üzerine emir ettim (yâni nefsinin Allahü teâlâya tâat ve ibâdetle meşgul olması, insanların bin senelik tâatından iyidir)” buyurdu. Çünkü, “Bir emirlik (başkanlık) kıyamette pişmanlıktır” buyurmuştur. Harun Reşîd, “Biraz daha söyte” dedi. Buyurdu ki: “Ömer bin Abdülazîz’i halîfe yaptıkları zaman, Salim bin Abdullah, Recâ bin Hayve ve Muhammed bin Kab’ı çağırdı ve; “Ben bu işe düştüm, kurtuluş çârem nedir?” diye sordu. Onlar da; “Yarın kıyamet gününde azâbtan kurtulmak istiyorsan, müslümanlardan yaşlıları baban yerine koy, gençleri kardeş kabul eyle, çocukları da kendi çocukların gibi düşün! Kadınları ise, kız kardeşin ve annen kabul eyle. Onlara, babana, annene, kardeşine ve çocuklarına yaptığın gibi muamele eyle!” dediler.”

Harun; “Biraz daha söyle” dedi. “İslâm ülkesi evin, insanları da ev halkın gibidir. Babalarına lütufla, kardeşlerine ve çocuklarına iyilikle muamele eyle!” buyurdu. Sonra devam ederek; “Korkarım şu güzel yüzün ateşle yanar ve çirkinlesin Güzel yüzlerden niceleri Cehennem’de çirkinleşir ve emirlerden (başkanlardan) niceleri orada esir olur” buyurdu.

Harun; “Biraz daha söyle!” dedi ve hüngür hüngür ağlamaya başladı. Fudayl hazretleri buyurdu ki: “Allahü teâlâdan kork ve O’na ne cevap vereceğini düşün. Cevaplarını şimdiden hazırla! Çünkü kıyamet günü, Allahü teâlâ sana müslümanların hepsinden tek tek soracaktır. Hepsi için adalet isteyecektir. Eğer bir gece bir ihtiyar kadın, evinde bir şey yemeden yatarsa, yarın senin eteğine yapışır ve sana düşman olur.” Harun Reşîd, ağlamaktan kendinden geçti. Vezîri Fudayl-i Bermekî, “Ey Fudayl yetişir! Emîr-ül-mü’minîni öldüreceksin” dedi. Fudayl hazretleri buyurdu ki: “Sus, ey Hâmân! Onu sen ve kavmin helak eylediniz, ben değil.” Bu söz, kendine gelen Harun’un ağlamasını arttırdı ve Bermekî’ye; “Sana Hâmân demesi, beni Fir’avn yerine koyduğundandır” dedi.

Sonra Harun Reşîd, Fudayl bin Iyâd’a; “Birisine borcun var mıdır?” dedi. “Evet, Allahü teâlâya borcum var. O da itaattir, huzuruna böyle borçlu çıkarsam vay hâlime” buyurdu. Harun Reşîd; “İnsanlara borcun var mı demek istiyorum” dedi. “Allahü teâlâya şükür olsun ki, bana çok nîmetler verdi, hiç şikâyetim yoktur” buyurdu. Bunun üzerine Harun, onun önüne 1000 (bin) altın koyup; “Bunlar helâldir. Annemin mîrâsındandır” dedi. Bunun üzerine Fudayl hazretleri; “Bütün bu nasihatlerimin sana hiç faydası olmadı” deyip yanlarından ayrıldı. Harun Reşîd de çıkıp gitti. İsmi anıldığında; “Ah! Ne insandır o! Hakîkaten mert kimsedir” derdi.

Fudayl bin Iyâd hazretlerinin hikmet ve ibret dolu güzel sözleri çoktur. Bunlardan bir kaçı şöyledir:

“Bid’at söyleyenleri ve yapanları sevenlerin ibâdetlerini, Allahü teâlâ kabul etmez ve kalblerinden îmânlarını çıkarır. Bid’at sahibini sevmeyenin ibâdeti az olsa da, Allahü teâlânın bunu affedeceğini ümid ederim. Yolda bid’at sahibine karşı gelirsen, yolunu değiştir.”

“Allahü teâlâya isyan ettiğimi, bir günâh işlediğimi, hayvanımın ve hizmetçilerimin bana karşı davranışlarından anlarım.”

“İnsanın, yanında bulunanlarla tatlı tatlı sohbet etmesi, onlara güzel ahlâk ile davranması, geceleri sabaha kadar ibâdet ile, gündüzleri hep oruçlu geçirmesinden hayırlıdır.”

“Akıllılarla ceng eylemek, akılsızlarla helva yemekten kolaydır.”

“Kim, din kardeşi için diliyle sevgi ve hulûs gösterir de içinden ona düşmanlık ve kin beslerse, Allah ona lanet eder, dilsiz yapar ve kalb gözünü köreltir.”

ALTIN OLAN ÇAKIL TAŞLARI

Fudayl bin Iyâd hazretleri, ilk zamanlar eşkıya reisi idi. Tövbe etmesi şöyleanlatılmaktadır: Bir gün yoldan bir kervan geçiyordu. Kervanda bulunan bir kişi meâlen: “Îmân edenlere vakti gelmedi mi ki, kalbleri Allah’ın zikrine ve inen Kur’ân-ı kerîme saygı ile yumuşasın!...” (Hadîd sûresi: 16) âyet-i kerîmesini okudu. Bu âyet-i kerîme kendisine öyle tesir etti ki, gönlünden yaralandı, içinden: “Geldi, geldi. Hattâ geçti bile!” diyerek kendinden geçmiş bir hâlde şaşkın ve mahcûb bir şekilde oradan ayrıldı. Bu sırada kervandakiler: “Fudayl yolumuzun üzerinde bulunuyor. Acaba nasıl gideceğiz.” diye birbirleri ile konuşuyorlardı. Fudayl bin Iyâd bu konuşmaları duydu ve: “Size müjdeler olsun! Şimdi o yaptıklarına pişman olup tövbe etti. Bundan önce. nasıl siz ondan kaçıyor idiyseniz, bundan sonra da. o sizden kaçmakta, aynı işleri yapmaktan uzaklaşmakta, sakınmaktadır” dedi. Bundan sonra, her tarafı gezerek, üzerinde hakkı olanları buldu ve fazlasıyla ödeyerek, hepsi ile helâllaştı. Yalnız Ebıverd şehrinde bir yahüdî hakkını helâl etmiyordu. Fudayl bin Iyâd’ı zor durumda bırakmak için olmadık şartlar ileri sürüyordu. Dedi ki: “Eğer hakkımı helâl etmemi istiyorsan, filân yerde kayalık bir tepe var. O tepeyi kazarak oradan kaldır. Oralar dümdüz olsun!” Fudayl bin Iyâd hakkını helâl ettirmek için buna razı oldu ve kazmaya başladı. Onu: bu gayreti sebebi ve Allahü teâlânın ihsanıyla, bir seher vakti rüzgâr çıktı ve orayı dümdüz etti. Yahudi bunu görünce, hayretten dona kaldı. Bu sefer de: “Benden aldığın malımı iade etmedikçe hakkımı helâl etmeyeceğim” diye yemin etmiştim. Benim yastığımın altında altınlar var. Sana hakkımı helâl edebilmem için oradan altınları alıp bana vermen lâzım” dedi. Yahudi, yastığın altına çakıl taşları koymuştu. Fudayl bin Iyâd, elini yastığın altına soktu. Allahü teâlânın izniyle, çakıl taşları altın olmuştu. Bir avuç altını Yahûdiye verdi. Yahudi hayret içinde idi. “Sana hakkımı helâl etmeden önce bana islâm’ı anlat” dedi. Fudayl hazretleri: “Bu ne hâldir?” diye sorunca, yahüdî şöyle anlattı: “Ben Tevrat’ta okudum ki. “Tövbesinde sâdık ve samîmi olanın elinde çakıl taşları altın olur.” Aslında yastığın altında çakıl taşları vardı ve ben seni imtihan etmek için öyle söyledim. El inde, çakıl taşlarının altın olduğunu görünce anladım ki, senin dînin hakdır ve tövbende sâdıksın” dedi ve îmân edip müslüman oldu.