FİDYE
Çok yaşlılık ve iyileşmesinden ümîd kesilen bir hastalık sebebiyle tutulamayan Ramazân-ı şerîf orucu, kazası ve nezir (adak) oruçlara; vefat eden kimsenin kılamadığı namazlarına, hacda ihramlının bir mazeret sebebiyle nehy edilen birisi yapmasına; harpte alınan esirlerin ihtiyâç sebebiyle salıverilmesine karşılık alınan bedel. Ancak fidye ile keffâret birbirinden farklıdır. Meselâ, Ramazân-ı şerîf orucunu tutarken, orucu bozan şeylerden bir tanesi bilerek yapılır yeya yemîn bozulursa fidye değil, keffâret lâzımdır. Burada keffâret isyan eseri olarak orucu veya yemîni kasden bozmanın cezasıdır. Ayrıca keffâretler insanları nehy edilen işleri yapmaktan sakındırır. Bununla beraber yerine getirilen keffâretler günahların bağışlanmasına sebeb olur.
İslâm hukukunda fidye, iki kısımda mütâlâa edilir: 1-İbâdetler, 2-Harpte alınan esirler.
İbâdetler: Oruç, namaz, hac.” Oruç fidyesi; Ramazân-ı şerîf orucu, kazası ve nezir orucu gibi bizzat edaları farz ve vâcib olan oruçlarda verilir. Fakat pîr-i fânî yâni çok yaşlı kimsenin meselâ yemîn veya katl (öldürme) keffâretinden dolayı oruç tutması lâzım gelir de, tutamazsa bu oruç yerine fidye vermesi caiz olmaz. Çünkü bedele bedel olmaz. Oruç, burada, başka yapılması gereken bir işin bedelidir. Meselâ, yemîn keffâretinde oruç, on fakiri akşam sabah doyurmak veya on fakiri giydirmenin bedelidir.
İhtiyar olup, ölünceye kadar Ramazân-ı şerîf orucunu veya kazaya kalmış oruçlarını tutamayacak kimse ve iyi olmasından ümîd kesilen hasta gizli yemelidir. Zengin ise her gün için, fidye olarak bir fıtra mikdârı yâni 520 dirhem (1750 gr.) buğday veya un veya kıymeti kadar altın veya gümüş parayı, bir veya bir kaç fakire verir. Ramazân’ın başında veya sonunda toptan hepsi bir fakire de verilebilir. Fidye verdiken sonra kuvvetlenirse, Ramazân oruçlarını ve kaza oruçlarını tutar. Fidye vermeden ölürse iskat yapılmasını yâni tutamadığı oruçları için fidye verilmesini vasiyet eder. Fakir ise fidye vermez. Allahü teâlâdan af ve mağfiret ister. Böyle ihtiyar ve hasta, soğuk ve sıcak mevsimde tutamıyorsa uygun gelen bir mevsimde kaza eder. Devamlı oruç tutmayı nezreden, Fakat geçimini te’min ile meşgul olduğu için tutamayacağını kat’î olarak bilen kimse fidye verir.
Namaz: Tutulmamış oruçların fidye vererek iskat edilmesi için nass (âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf) vardır. Namaz oruçtan daha mühim olduğundan, şer’î bir özür ile kılmamamış ve kaza etmek istediği hâlde ölüm hastalığına yakalanmış bir kimsenin kaza edemediği namazlar için de oruçda olduğu gibi iskat yapılır. Bunda bütün âlimlerin sözbirliği vardır. Nitekim bir hadîs-i şerîfde; “Bir kimse başkası yerine oruç tutamaz, namaz kılamaz. Fakat onun orucu ile namazı için fakiri doyurur” buyruldu.
Fâite yâni; özür ile kaçırılıp kazaya kalmış namazları bulunan bir kimse, bunları îmâ ile kılmağa gücü yeter iken, kılmamış ise, öleceği zaman iskat yapılması için vasiyet etmesi vâcibtir. Kazaya gücü yetmemiş ise, vasiyet etmesi lâzım olmaz. Ramazân-ı şerîfte oruç yiyen misafir ve hasta da kaza edecek zaman bulmadan ölürse vasiyet etmeleri lâzım gelmez. Allahü teâlâ bunların özürlerini kabul eder. Hastanın bu borçlarının iskatı öldükten sonra, velîsi tarafından yapılır, ölmeden önce yapılmaz. Diri insanın kendisi için iskat yaptırması caiz değildir. İskat için vasiyet eden meyyitin velîsi yâni, mîrâsını yerlerine sarf için vasiyet ettiği vâsîsi, vâsî yoksa vârisi olan kimse mîrâsın üçte birinden her bir vakit, namaz için ve vitir namazı için ve kaza edilmesi lâzım olan bir günlük oruç için bir fıtra miktarı yâni yarım sâ’ buğdayı (1750 gr) fakirlere fidye olarak sadaka verir.
Fidye parası mirasın üçte birini aşarsa, vârisler izin vermedikçe, velî üçte birinden fazlasını sarfedemez.
İskat için vasiyet etmediyse velînin ıskatı yapması Hanefîde lâzım olmaz. Kazaya kalan oruçların fidyesini vasiyet ettiyse, bunu yerine getirmek vâcibtir. Çünkü bu dînimizin emridir. Vasiyet etmediyse vârisi kendi malı ile de yapabilir. Namazı vasiyet ettiyse, namaz fidyesini vermek vâcib değil, caiz olur. Bu son ikisi kabul olmazsa, hiç olmazsa sadaka sevabı hâsıl olup günahlarını temizlemeğe yardım eder. İmâm-ı Muhammed böyle buyurmuştur: Mecmâ-ül-Enhür’de bildirildiğine göre; nefsine ve şeytana uyarak, namazlarını kılmamış, ömrünün sonuna doğru buna pişman olup kılmağa ve kaza etmeğe başlamış olanın, kaza edemediği namazlarının işkalının yapılması için, vasiyet etmesinin caiz olduğu Müstasfâ’da yazılıdır.
Hac: İhramlı kimse, mazereti sebebiyle koku sürünür veya dikişli elbise giyer, yahut başını traş ederse, fidye olarak şu üç husustan birini yapmakta serbesttir: 1-Dilerse haremde kurban (koyun veya keçi) keser. 2-Dilerse istediği yerde üç gün oruç tutar. 3-Dilerse altı fakirin her birine birer fıtra mikdârı tasaddukta bulunur.
Harbte alınan esirler: Kâfir olan esirler ihtiyâç hâlinde mal veya müslüman esirler karşılığında bırakılabilir. İhtiyaç yoksa bırakılmaları caiz değildir. (Bkz. Ganîmet, köle)