EFLÂKÎ (ŞEMSEDDÎN AHMED)
Anadolu’da yetişen âlimlerin büyüklerinden. İsmi Şemseddîn Ahmed olup, Ahî Natur’un oğludur. Doğum târihi ve yeri kesin olarak bilinmemektedir. Bedreddîn Tebrîzî’den ders aldı. İlm-i nücûmda (felekiyatta) meşhûr oldu. Bu sebeble Eflâkî mahlası ile tanındı. 1360 (H. 761) senesi Receb-i şerîf ayının son Pazartesi günü Konya’da vefat etti. Türbe civarında defnedildi. Mezar taşındaki kitabede; “Bakî olan ancak Allahü teâlâdır. Rahmet-i Rahmana kavuşmuş olan, asrının önde gelenlerinden derin âlim Eflâkî, dâr-ı fenadan dâr-ı bekaya intikâl etti. Allahü teâlâ onu sonsuz mağfiretine nail kılsın” yazılıdır.
Eflâkî gençliğinde iyi bir tahsîl gördü. İlim için pek çok seyahatler yaptı. Zamanının bir çok ilim dalında mütehassıs (söz sahibi) oldu. Moğol hükümdarlarından Keyhatu’nun 1291 (H. 690)’da Konya’ya geldiği sırada, Eflâkî de birlikte idi. Mevlânâ’nın oğlu ve evliyanın büyüklerinden olan Sultan Veled’i (rahmetullahi aleyh) ziyaret edip duasını alan Eflâkî, Suftan Veled’in oğlu Ulu Arif Çelebi’nin talebesi oldu. Böylece onun manevî terbiye ve himayesine girdi.
Ömrünün sonuna kadar sâdık bir talebe olarak hizmetinde bulundu ve hocasına nisbetle Arifi lakabını aldı. Hocasıyla birlikte bütün Anadolu’yu gezip ilim ve edeb yaydılar. Kayseri’den Sivas’a giderlerken, yolda birisi kendisine, babasının Saray şehrinde Özbek Hân’ın sarayında vefat ettiğini ve mîras olarak geriye büyük bir servet bıraktığını haber verdi. O buna aldırmadı. Bu sebeble Eflâkî’nin, hocasından ayrılmamayı tercih edip, sonraları da mîras peşine düşmediği rivayet edilmektedir.
Eflâkî, 1316 (H. 716) senesinde hocası Arif Çelebi ile birlikte Konya’dan Azerbaycan’daki Sultaniye şehrine gidip, İlhanlı Devleti hükümdarlarından Olcaytu Hüdâbende’yi ziyaret etti. Bu seyahatleri esnasında; Kayseri, Sivas, Bayburt, Ahlat, Tebriz ve Ladik şehrine uğradı. Hocası ile Kütahya’ya da gitti. 1319 (H. 719) senesinde Arif Çelebi vefat etmeden önce, kendisine manevî ilimlerde kemâle (olgunluğa) erdiğine dâir icazet verdi. Ayrıca türbesinin hizmetini görmesini, baba ve dedelerine dâir yazmaya başladığı Ariflerin menkıbeleri’ni tamamlamasını tavsiye etti. Eflâkî, hocası Ulu Arif Çelebi’nin tavsiyesini emir kabul edip, 1318 (H. 718) senesinde Farsça yazmaya başladığı eserini, 1353 (H. 754) senesinde tamamladı.
Menâkıb-ül-ârifîn (Ariflerin menkıbeleri)’de evliyanın büyüklerinden Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (rahmetullahi aleyh) ve talebelerinin hayat ve menkıbeleri anlatılmakta olup, bu hususda en eski ve önemli kaynaktır. Eserde, Sultânül-ulemâ Behâeddîn’e, Mevlânâ hazretlerine, Şems-i Tebrîzî’ye ait husûsî bölümler vardır. Eser, Anadolu târihinin bilhassa on üç ve on dördüncü yüzyıllardaki toplum durumuna, dînî ve medenî hayâtına yer vermesi bakımından mühim bir kaynaktır. Bu sebeple Menâkıb’ül-Ârifîn’in çeşitli dillere tercümesi yapılmıştır.