İslâm Tarihi Ansiklopedisi

EBÜ’L-HASEN ALİ TABERÎ

Abbasîler zamanında yetişmiş büyük tıb âlimi. İsmi, Ali bin Rabbân Taberî olup, künyesi Ebû Hasen’dir. İbn-i Rabbân Taberî ismiyle meşhûr oldu. 770 (H. 153) senesinde Taberistan’ın Merv şehrinde doğdu. 850 (H. 235) senesinde Samarra’da vefat etti.

Ebû Hasen, küçük yaşta babası tarafından yetiştirildi. Yunanca, Süryânice, İbrânice ve Arabça’yı gereği gibi öğrendi. Babası da tıb âlimi olup, Merv şehrinin sayılı şahsiyetlerinden ve devlet erkânındandı. Özellikle tıb ve fen bilimlerine karşı çok alâka duyardı. İnsanların ruh ve beden sağlığı ve saadeti üzerinde titremesi sebebiyle, büyük muallim anlamında Rabbân ünvanı verildi. Böyle bir babanın tâlim ve terbiyesinde yetişen Ebû Hasen Ali, daha sonraki çalışmalarında; matematik, felsefe, astroloji gibi ilim dallarında da kendini yetiştirdi. Bu dönemde, zamanının seçkin bilginlerinden olan amcası Zekkân bin Nu’mân’ın yakın ilgi ve yardımlarını gördü.

Ebû Hasen Ali, tahsilini tamamladıktan sonra, Merv’de tabîbliğe başladı. Müslümanlara hizmet için ihlâsla çalıştı. Gerek dînî, gerekse tıbbî konularda insanları aydınlatmaya çalıştı. Bir ara ilim öğrenmek için Bağdâd’a gitti. 839 (H. 225) senesinde Merv valisi Manyan bin Karin’in vefatı üzerine, Samarra’ya giderek Abbasî halîfelerinin sarayına intisâb etti. Hizmetlerini burada devam ettirdi. Dînini çok iyi bilen bir hıristiyan olduğu hâlde hakîkî muhabbet ve sosyal adaleti İslâmiyet’te görünce, genç yaşta müslümanlığı kabul etmişti. Ebû Bekr Râzî onun talebesiydi. Râzî, eserlerinde üstadını hürmetle anmakta, tıb ve eczacılığa dâir ondan nakiller yapmaktadır.

Ebû Hasen Taberî bir çok eser yazdı. İbn-i Nedîm, El-Fihrist adlı eserinde onun medikoterapi ile ilgili dört kitabının ismini zikretmektedir. İbn-i Ebî Usaybia da, Uyûn-ül-Enbâ adlı eserinde, onun dokuz eserine yer vermektedir. Her iki kaynak da onun, Ed-Dîn ved-Devle adlı mühim eserini zikretmemişlerdir. Bilinen on eseri şunlardır: 1-Eddîn ved-Devle: Kelâm ilmine dâir olup, eserde İslâmiyet’in üstünlükleri anlatılmaktadır. 2-Tuhfet-ül-mülûk, 3-Keraş-ül-Haşve, 4-Kitâbu menâfi-il-Edviye: İlâçların tedkîki hakkındadır. 5-Kitâbun fîl-emsâl vel-Edeb âlâ mezheb-ir-Rûm vel-Arab, 6-Kitâbu irfâk-ul-Hayât, 7-Kitâbu Hıfz-ıs-Sıhha: Sıhhatin korunması usûlleri hakkındadır. 8-Kitâbun fil-Hacâmat: Kan aldırmanın sıhhat açısından faydaları ve tıbbî önemi ile ilgilidir. 9-Kitâbun fî Tertîb-il-Ağdiya: Gıdaların hazırlanması ve kullanılışı ile ilgilidir. 10-Firdevs-ül-Hikme: Genel halk sağlığı ve tababet san’atı hakkındadır.

İbn-i Rabbân’ın en çok tanınan eseri, Firdevs-ül-Hikme’dir. Ansiklopedik mâhiyette olan bu eserini, 850 senesinde tamamlamıştır. Bu eser, 1928 senesinde M. Sıddîkî ve Prof. Gibb tarafından Berlin’de neşredilip, ilim âlemine takdim edildi. 1981 senesinde Karaçi’de yeniden basıldı. Yedi ana bölümde tanzîm ettiği eserindeki ilmî ve sistematik tanzim özelliği, ilim adamlarını hayran bıraktı. Bunlar da otuz makaleye ayrılmıştır. Bu alt bölümler, üç yüz altmış babdan meydana gelmiştir. Eserinde kendinden önceki devirlerde yetişen ünlü tabiblerin eserlerinden de istifâde etti. Özellikle dördüncü kısımda, yaygın olan hastalıklar üzerinde durdu ve bunlar hakkında teferruatlı bilgiler verdi. Bu yüzden, bu bölüm, eserin en kıymetli ve orijinal kısmı olarak değerlendirildi. Bunun yanında eser, tıb ve eczacılık târihi hakkında da fevkalâde dikkate şayan bilgiler ihtiva etmektedir. Bu sebeple, tıb ve eczacılık târihi alanında başlıca müracaat kaynaklarından biri oldu.

Eserin yedi ana bölümü özetle şu konuları ihtiva etmektedir:

Birinci bölüm:Bir makaledir. Bu bölümde ilim ve felsefe üzerinde durulmakta, kâinat nizâmı incelenmektedir.

İkinci bölüm: Beş makaledir. Cenin ve doğumu, insan uzuvları ve vazifeleri, ruh ve beden münâsebetleri, muhtelif mîzâçlar ve çocuk terbiyesi, mevsimlere göre alınacak tedbirler, yolculuk hâlleri ve askerlikle ilgili sağlık konulan ele alınmıştır.

Üçüncü bölüm: Bir makale olup, gıdalar ve çeşitleri anlatılmaktadır.

Dördüncü bölüm; On iki makale olup, eserin en geniş muhtevalı kısmıdır. Bu bölümde önce hastalıkların genel tasnîfi ve tanımı yapılıyor. Belli başlı hastalıklar ayrı ayrı inceleniyor. Bunların sebepleri, ilâçları gösteriliyor. İnsan vücûdu tepeden tırnağa gözden geçirilip, tetkîk ediliyor. Son makalede kan aldırma konusu üzerinde duruluyor.

Beşinci bölüm: Bir makaleden ibaret olup, güzel koku ve renkleri tetkîk edip, faydalarını zikrediyor.

Altıncı bölüm: Altı makaleden meydana gelmiştir. Özellikle tıbbî maddeler ve zehirler üzerinde bilgi verilmektedir.

Yedinci bölüm: Dört makaledir. Bu bölümde muhtelif şehirleri ve iklimlerini, su ve rüzgârları, en sonunda da gezegenleri ve yıldızları incelemektedir. Hind tıb kitaplarından bir hülâsa zikrederek eserine son vermektedir.

İbn-i Rabbân Taberî’ye göre, bir hastanın gerçek tedavisinin sağlanabilmesi için; hasta, ailesi ve tabîb ortaklaşa gayret göstermelidir. Bunun için de mümkün olan bu iyi imkânlar seferber edilmelidir. Bu sebeple de öncelikle tabib, bizzat şu beş hususa mutlaka riâyet etmelidir. Bunlar kendisinde, meleke hâline gelmiş olmalıdır.

1-Dâima hastasını nasıl huzura kavuşturabileceğini, onun ruh ve beden sağlığını ne surette te’min edeceğini düşünmelidir.

2-Hastasını, görünen ve görünmeyen rahatsızlıklardan, zararlardan korumalı. Gıdalarını dikkatle seçmek ve onu şifâya kavuşturup, acılarını dindirebilmek için bütün gayretini sarfetmelidir.

3-Üstün ahlâk seviyesine ulaşmalı, gayesi; zengin-fakir herkese hizmet olmalıdır.

4-Bütün insanlığın, diğer san’at ve mesleklerden daha fazla tıbba ve tabîblere muhtaç bulunduğu şuurunda olmalıdır.

5-Tıb ve ona bağlı ilim dallarının bütün çağlar boyunca çok yüksek değerde kıymet ve îtibâr gördüğünü, ehemmiyetinin gözden hiç ırak tutulmadığını ve tutulamıyacağını iyi bilmelidir.

Bütün bunlara ilâve olarak, tabîb; çalışma ve hizmetlerinde sırf Allahü teâlânın rızâsı için yapılması gereken ne ise onu gözetmeli ve uygulamalıdır.

Ebû Hasen Taberî’nin kıymetli sözlerinden bâzıları da şunlardır:

“Uzun uzadıya devamlı deney yapmak; aklı artırır, keskinleştirir, anlayışı derinleştirir.”

“Tekellüf, zoraki iş yapmak, pişmanlık doğurur.”

“Sözlerin en kötüsü, birbirini tutmayan, tenâkuzlu sözlerdir.”

“Selâmete kavuşmak her muradın ve emelin zirvesidir.”