İslâm Tarihi Ansiklopedisi

EBÛ ZEYD BELHÎ

Belh’de yetişen fen âlimlerinden. İsmi Ahmed bin Sehl el-Belhî olup, künyesi Ebû Zeyd’dir. 849 (H. 235) senesinde Belh’e bağlı köylerden birisinde doğdu. İlim tahsil etmek için bir çok beldelere gitti. Fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimferinde mütehassıs oldu. İlim tahsilini tamamladıktan sonra, Belh’e döndüğü sırada ismi her tarafa yayıldı. Belh hâkimi ona vezirlik teklif etti ise de, kabul etmedi. 934 (H. 322) senesinde Belh’de vefat etti.

Ebû Zeyd; fizik, astronomi, matematik, târih, coğrafya, tıb, edebiyat, fıkıh ve kelâm ilimleri ile ilgili altmışa yakın eser yazdı. Suvar-ul-akâlîm-il-İslâmiyye adlı eserinde arzın (yerin) resmini kullanan ilk İslâm âlimidir. Yazdığı eserlerden sâdece bir tanesi zamanımıza ulaşabilmiştir. Tıb ilmine ait, Mesâlik-ül-Ebdân vel-Enfüs adlı eserinin iki yazma nüshası, İstanbul Süleymâniye Kütüphanesi Ayasofya bölümü 3741 numarada kayıtlıdır. Bu nüsha, 1984 senesinde Frankfurt’ta bulunan Goethe Üniversitesine bağlı Arabî İlimler Târihi Enstitüsü yayınlarından olarak faksimile neşredilmiş ve ilim adamlarının tetkikine sunulmuştur.

Ebû Zeyd, tıb ilimleri târihinde ilk defa olarak bu eserinde bedenî hastalıklar yanında, ruhî hastalıkları ele alıp inceleyerek tedâvî yolları üzerinde çok önemli ve ilgi çekici bilgiler ortaya koydu. Bugünkü modern tıbda parapsikoloji, psikoterapi ve psikosomatik sahalarını ilgilendiren konuları ayrı ve başlı başına oldukça uzun bir şekilde ele aldı.

Elimizde bulunan bu tek eseri, onun ilmî seviyesini çok güzel bir şekilde ortaya koymaktadır. Aynı metodu, yâni insanı ruh ve beden olarak tıbbî yönden tetkik, teşhis ve tedâvî usûlü, iki asır sonra İspanya’da yetişen ünlü bir İslâm âlimi İbn-i Zühr’ün eserlerinde görüldü.

Ebû Zeyd, bu eserinin ön sözünde; “Allahü teâlâ, insanoğluna diğer yaratıklardan farklı olarak idrâk kuvveti ihsan buyurdu. İnsan, bu kuvvet yardımıyla faydalı ve zararlı şeyleri tanıyıp birbirlerinden ayırd eder. Bu bilgi ve kuvvetini kullanması sebebiyle Dünyâ ve âhırette saadete kavuşur. Tıb ilmi herkes rçin çok önemlidir. İnsan, tıb ilmi yardımıyla hastalıkları ve bunların tedâvî yollarını öğrenir” demektedir.

Belhî, bu kısa girişten sonra eserini iki ana bölümde hazırlamıştır. Birinci bölümde beden sıhhatinin; ikinci bölümde ise, ruhun korunması, hastalık ve tedâvîleri hakkında bilgi verilmektedir.

Birinci bölüm kendi arasında on dört bölüme ayrılmıştır. Bunlar; 1-Bedenin sıhhati, korunmasının sağlıyacağı faydalar ve bundaki gaye, 2-Eşya ve insan tabiatının yapısı, 3-Mesken ile su ve havaya olan ihtiyaç, bunların hazırlanıp kullanılması, sıhhate etkileri, 4-Soğuğun ve sıcağın sağlığa etkileri, 5-Yiyeceklerin incelenmesi, bunların faydalarının sıhhat ile ilgileri, 6-İçeceklerin durumu ve sıhhat ile ilgileri, 7-Kokuların incelenmesi, 8-Uykunun kıymeti, sıhhat ile münâsebeti, 9-Şehvet duygusunun meşru yoldan giderilmesi ve bunun sıhhat ile ilgili faydaları, 10-Yıkanmanın sıhhat ile ilgisi ve faydaları, 11-Sportif hareketlerin sıhhat ile ilgisi ve faydaları, sıhhati korumaktaki rolü, 12-Sportif faaliyetlere ek olarak bedene masaj yapılması, oğulma ile sağlanan faydalar, 13-Gönlü rahatlatan sesi dinlemenin sıhhat ile ilgisi, 14-Sıhhatin tekrar kazanılma yollaa Bütün bu konular, eserin büyük kısmını teşkil etmektedir.

Ebû Zeyd, ikinci bölümü kendi arasında sekiz bölüm hâlinde ortaya koymaktadır. Bunlar; 1-Ruh huzuru ve sağlığının ehemmiyeti ve buna olan ihtiyâcın incelenmesi, 2-Ruh sağlığının korunması, 3-Bozulan ruh sıhhatinin yeniden elde edilmesi, 4-Ruhî rahatsızlıklar, 5-Gazab kuvvetinin önemi, yerinde kullanılması ve aşırılıktan korunmasının gereği, 6-Korku ve dehşete kapılmanın incelenmesi ve tedâvîsi, 7-Hüzün ve ıstırabın incelenmesi, 8-Kuruntu ve vesveselerin (obsesyon) incelenmesi, bunların zararları ve bunlardan korunma yollarından ibarettir.

Bu bölümde Ebû Zeyd, ruhî hastalıkların bedenî hastalıklara nisbetle daha mühim olduğunu, çünkü herkesin her an karşı karşıya bulunduğu bir takım ruhî etkilenmelerin kaçınılmaz olduğunu ifâde ediyor. Dolayısıyla ruh sağlığının ehemmiyeti üzerinde hassasiyetle duruyor.

İkinci kısım yedinci bölümde, üzüntü ve ıstırâb hakkında bilgi vermektedir.

Ebû Zeyd Belhî, bir nasîhatında şöyle der: “Ölüm kaçınılmaz bir şeydir. Ondan korkma. Eğer ölümden sonra başına gelecek olan şeylerden korkuyorsan, hâlini ıslâh eyle. Allahü teâlânın emirlerine, gücün yettiğince tam uymaya çalış. Böylece ölümden sonraki ebedî hayâta hazırlan, ölümden değil de, günahların yüzünden âhırette uğrayacağın azâblardan kork.”

Ebû Zeyd’in yazmış olduğu eserlerden isimleri bize ulaşanların bâzıları şunlardır: 1-Kitâbu Emed-il-Aksâ fil-Hikmeti, 2-Kitâbu Beyâni vücûh-il-Hikmeti fîl-evâmiri ven-Nevâhi-iş-şer’iyyeti: İslâm dîninin emir ve yasaklarındaki muhtelif hikmet ve faydaların incelenmesi ile ilgilidir. 3-Kitâbun fil-Hilâf, 4-Kitâb-üs-Siyâset-il-kebîr, 5-Aksâm-ül-ulûm, 6-Şerâi-ul-edyân, 7-Kitâb-us-siyâset-is-sagîr, 8-El-Esmâ vel-künâ vel-elkâb, 9-Mâ yasıhhu min ahkâm-in-nücûm, 10-Fedâilü Belh, 11-Nazm-ul-Kur’ân, 12-Edeb-üs-sultân ver-Raiyye, 13-Ahlâk-ul-ümem, 14-Aksâmu ulûm-il-felsefe, 15-Beyânu vücûh-il-hikmeti fîl-evâmiri ven-nevâh-i-iş-şer’iyyeti, 16-El-ilm vet-ta’lîm.

İNSANIN SIHHATİNİ BOZAN İKİ ŞEY; HÜZÜN VE ISTIRABI

Ebû Zeyd Belhî, Mesâlik-ül-ebdân vel-enfüs kitabının ikinci kısmında diyor ki: Hüzün ve şiddetli ıstırâb, ruh! Hastalıklar arasında önemli bir yer işgal etmektedir. Bu hastalık, insanın kalbinde yer tutunca sıhhate zararlı olur. Istırâb, hüznün aşırı hâlidir ve yakıp kavuran bir ateşdir. Hüzün ise, bu ateşten geri kalan kor gibidir. Bu sebeple bedeni tahrib etmekte, bedenin sıhhatini bozmakta çok etkilidir. Meselâ normal arzuları değiştirip, bunlardaki tadı ve lezzeti yok eder. Huzur ve sürürün faydası neyse, hüzün de bu faydanın zıddını doğurur. Huzurlu insanın yüzü dâima güleçtir. Mahzun olanın yüzü ise tersine soluktur. Hüzün, bâzan çok sevilen şeyin elden çıkması ile meydana gelir. Nitekim korku da uygunsuz bir hâdise ile karşılaşmaktan doğar. Şu hâlde hüzün, geçmişte insanın başına gelen hoşlanmadığı şeylerden kaynaklanmaktadır. Korku ise ileriye dönüktür. Yâni başa gelmesi hoş olmayan muhlemel bir olaydan kaynaklanmaktadır. Demek ki, korku ve hüzün, ruhî endişelerin en şiddetlilerindendir. Bu ikisi bir insanda toplandığı takdirde, hayât ve yaşama sevincine yer bırakmaz. Bu iki rahatsızlık giderilince, insan tabiatı normale döner. Yeniden, yaşamanın tadını, lezzetini ve sevincini duyar, insan şu dünyâ hayâtı boyunca bu iki endişeden tam kurtulamaz. Çünkü dünyâ hayâtı, adetâ bir hüzün ve muharebe meydanıdır. Bu iki endişe ve rahatsızlıktan kurtulabilmek ancak Cennet’te olacaktır. Cenâb-ı Hak, Kur’ân-ı kerîmde Cennet’de olanların hiçbir korku ve hüzünle karşılaşmayacaklarını müjdelemiştir. Böylece her tatlı nîmetin orada olduğuna ve her türlü endişe, üzüntü ve korkunun Cennet’de bulunmayacağma da işaret buyurmuştur. Demek ki, korku, endişe ve hüzün hâli, dünyâ hayâtının bir bakıma gereği gibidir. Bunlardan tam olarak kurtulmak, bu dünyâ şartları içinde mümkün değildir, fakat kontrol altına alınabilir. Şu hâlde her şeye sabretmeliyiz.

Hüzün iki çeşiddir; 1-Sebebi bilinen hüzün. Meselâ sevdiği kimseyi veya nesneyi kaybeden kimsenin üzülüp hüzünlenmesi böyledir. 2-Sebebi bilinmeyen hüzün: Bu gruba giren hüzün, kalbi işgal edip doldurur ve bu gam sebebiyle insan hiç neş’elenemez, sevinçli olamaz, nimetlerden doğru dürüst tad alamaz olur. İşte bu neviden olan hüzün ve sıkıntının kaynağını, beden! hastalıklarda aramak gerekir. Diğer bir tedavi yolu da; hastanın hoşuna gidecek, ona sürür ve huzur verecek, sevinç sağlayacak şeyleri sağlayıp, onu bu gibi şeylerle yüz yüze getirmektir.

Birinci gruba giren hüzün, sıkıntılar ve üzüntüler, sevilen şeyin elden çıkması üzerine, düşüncelere dalmaktan doğar. Yâhud arzu ettiği şeye kavuşamamaktan ortaya çıkar. Bunun haricî ve dâhil! Olmak üzere iki türlü tedavisi vardır. Haricî tedavi: Sözü ve hâli te’sirli kimselerin nasihatini dinlemek, onların sohbetinde bulunmaktır. Dahilî tedavi ise; elinden kaçırdığı veya elde edemediği şey üzerinde fikir yormamak, kendini bu yönde düşüncelere kaptırmamaktır. Aşırı hüzün ve keder, insanın bedenini de hasta eder. Böylece insan daha çok zarara uğrar.