İLTUTMUŞ
Delhi Türk Sultanlığının en büyük hükümdarlarından. Lakabı Şemseddîn’dir. Türkistan’daki asîl ilbarı kabilesine mensûb olup, Aylam Hân’ın oğludur. Çok akıllı, zekî ve kabiliyetli idi. Hindistan evliyasının büyüklerinden Mu’înüddîn Çeştî ile büyük velî Şihâbüddîn-i Sühreverdî birlikte oturmuş sohbet ediyordu. Bu sırada, henüz çocuk olan Şemsüddîn İltutmuş, elinde ok ve yay olduğu hâlde yanlarından geçti. Mu’înüddîn Çeştî, İltutmuş’anazar etti ve; “Ey dostlar! Allahü âlem şu küçük çocuk, Delhi Şahı olacak ve Delhi sultanlığı yapmadan bu dünyâdan göçmeyecek” buyurdu.
Akıllı ve zekî olması sebebiyle, çekemeyenler tarafından esir diye köle tüccarlarına satılan İltutmuş, Buhârâ’ya götürüldü. Şehir âlimlerinin reîsi durumunda olan bir zât, onu satın aldı. Bu zât, onu çocuklarıyla beraber ilim öğretip, en iyi şekilde yetiştirdi. Bir zaman sonra İltutmuş’u asîl ve mümtaz bir aileden olan Hacı Buhara adlı tüccar satın aldı. Sonra da Çemâleddîn Muhammed isimli bir zâta sattı. Çemâleddîn, İltutmuş’u Gazne’ye götürdü. Gazne’ye uzun süreden beri İltutmuş gibi zekî, fazîletli, terbiyeh ve tahsilli köle getirilmemişti. Onun bu durumu, Sultan Mu’îzüddîn Muhammed Gûrî’ye bildirildi. Sultan, İltutmuş ve Aybeg adlı başka bir köleyi maiyetine almak için ikisine bin altın teklif etti. Tüccar buna razı olmayınca, sultan, ikisinin satılmasını yasakladı. Lahor sultânı Kutbeddîn Aybeg, Gazne’ye gelince, İltutmuş’u satın almak istedi. Sultânın yasaklamasından dolayı Gazne’de değil Delhi’de satın alabileceği bildirildi. Kutbeddîn Aybeg, onu Hindistan’a götürdü ve orada satın aldı.
İltutmuş, asaleti, üstün kabiliyeti, aklı ve keskin zekâsıyla sınıf tanımayan Türk ve İslâm devletinin hizmetinde devamlı yükseldi. Delhi’de önce Kutbeddîn Aybeg’in özel muhafız alayı başkanlığı makamı olan Ser-i Çandarlık vazifesine getirildi. Kutbeddîn Aybeg, İltutmuş’un sadıkane hizmetini ve maharetini görünce kızını ona verdi. 1195 senesinde Gvvalyar’ın fethedilmesiyle buranın valiliğine atandı. Vali iken idareciliğinin yanında cesaret ve yiğitliği ile dikkat çekince, kendisine Bedaun bölgesinin idaresi de verildi. Çelum nehri kıyısında Gakharlar ile yapılan muharebede üstün başarılarından dolayı İltutmuş, sultan tarafından Emîr-ül-Ümerâlığa tâyin edildi. Kutbeddîn Aybeg’in 1210 senesinde vefatı üzerine yerine oğlu Aram Şah geçti. Kardeşler arasında taht mücâdelesi devlet adamlarının İltutmuş’u davet etmelerine yol açtı. Aram Şah, İltutmuş’un üzerine sefer düzenledi ise de, yenildi.
İltutmuş, Aram Şâh’ı yendikten sonra, bütün ülkede hâkimiyetini te’sis ettirmek ve emniyeti sağlamak için rakipleriyle mücâdeleye girişti. 1222 senesinde Hindistan’da ayrı bir hükümdarlık kurmak istiyen Celâleddîn Harezmşâh’a karşı Delhi Sultanlığfnı koruyarak, ülkenin bölünmesine meydan vermedi. 1225 Lahnavti, 1228 Sind, 1234 Malva seferlerini yaptı ve Vindhya dağlarının kuzeyindeki bütün Hindistan’ı Delhi sultanlığına kazandırdı. İltutmuş’un Hindistan’daki fetihleri ve İslâmiyet’i yayma faaliyetleri Abbasî Halîfesi el-Mustansır Billâh tarafından takdirle karşılandı ve halîfe tarafından tanınıp, hil’at gönderildi. Böylece, Hindistan’da tanınan ve hil’at gönderilen ilk hükümdar oldu. 1229 senesinden sonra paralarda ve kitabelerde Nasır Emîr-ül-Mü’minîn ünvanını kullanan İltutmuş, 1236 senesinde vefat etti.
Hindistan’da saltanatı, Abbasî halîfeliğince tanınan ilk Türk sultânı olan Şemseddîn İltutmuş, müstesna bir şahsiyet idi. O, âlim ve velîleri meclisinden hiç eksik etmezdi. Gönül Sultânı Kutbüddîn Bahtiyar Kâkî, Ecmîr beldesinde talebeleri irşâd ile meşgul olan hocası Mu’înüddîn Çeştî’nin ziyaretine giderken, Delhi’ye uğradı. Sultan İltutmuş, Kut-büddîn Bâhtiyâr’a çok alâka gösterdi. Delhi’de kaldığı bir kaç gün içinde sultânın ona olan hürmeti, muhabbet ve bağlılığı her gün bir kat daha arttı. Bahtiyar Kâkî’nin Delhi’den hiç ayrılmasını istemeyen sultan, kalmasını teklif etti. Kut-büddîn Bahtiyar şehrin dışında oturmayı tercih etti. Sultan, Hâce Kutbeddîn’in feyz ve bereketlerinden istifâde edebilmek için, haftada iki defa hizmetine giderdi.
Şemseddîn iltutmuş, bütün işlerinde Hâce Kutbeddîn’e danışıp, nasihatlerine göre hareket ederdi. Hâce, sultânın; hazret-i Ömer ve Ömer bin Abdülazîz yolundan yürümesini, mazlumun hakkını koruyup, insanların ihtiyâçlarını gidermekte, onlar gibi olmaya gayret göstermesini, geceleri uyanık kalmasını, ibâdet ve tâatla meşgul olmasını, uyku bastıracak olursa, abdestini tazelemek suretiyle mâni olmasını, böylece namaz kılıp, ibâdet ve tâat yapmağa devam etmesini emir buyurdu. Sultan, hocasının tavsiyesi ile gece karanlık bastığında tanınmamak için fakirlerin giydiği bir elbise giyerek şehri dolaşırdı. Fakirlerin, ihtiyâç sahiplerinin kapılarını çalarak, onlara gizlice yardımda bulunurdu. Camileri devamlı kontrol ederdi. Müslümanların rahatça ibâdetine mâni olabilecek bir şey bulunmamasına, varsa derhal yok edilmesine dikkat ederdi. Sarayı, bütünsıkıntıların halledildiği bir mekân hâline getirdi. Muhtaçların ihtiyâçları giderildi. Ahâliden, müslüman-kâfir kimseye zulm edilmez, haksızlık yapılmaz idi. Saray adamlarının ve me’mûrların halka muamelesini kontrol için sarayın üstüne bir kule yaptırmıştı.
Sultan, Allahü teâlânın huzurunda ağırlığını taşıyamıyacağı mes’ûliyetlerin, işitmeye tahammül edemiyeceği, îzâh etmeğe imkân bulamayacağı şikâyetlerin ortaya çıkabileceği kıyamet gününden çok korkardı. Bu yüzden bir gün hocasının huzuruna giderek, eteklerini tuttu ve; “Allahü teâlâ bana bir saltanat ihsan eyledi. Elbette ki, kıyamet günü bu ağır yükün hesabını soracak. O zor günde sizin beni terk etmemeniz için yalvarıyorum” dedi. Hâce Bahtiyar Kâkî de, onun bu isteğini kabûletti.
Sultan, ilme ve âlimlere hürmetkar olduğu için, Delhi’de kültürseviyesi yükseldi. Devrinde, ülkesinde Mu’înüddîn Çeştî, Kutbeddîn Bahtiyar Kâkî, Bahâüddîn Zekeriyyâ, Ferîdüddîn Genc-i Şeker, Hâce Ahmed Buhârî, Kadı Hamideddîn Nâgûrî gibi âlimler bulunuyor, ilim ve irfan yayıyorlardı. Bu âlimlerin günümüze kadar ulaşan kıymetli ve çok nadide eserleri vardır.
İltutmuş zamanında, ilim, ibâdet ve diğer sosyal ihtiyâçların te’mini için eserler inşâ edilip, eskileri tamir ve ikmâl edildi. Kutbeddîn Aybeg’in başlattığı Delhi’deki Kutub Camii ve meşhûr Kutb Minare ve Ecmir’deki cami tamamlandı. Bedaun’da müslümânların ibâdetlerini ve ilim tahsillerini kolayca yapabilmeleri için, Câmi-i Mescid’i yaptırdı. Yeni feth edilen yerlerde, islâm medeniyetini simgeleyen eserler inşâ edilerek, beldeler süslendi. (Bkz. Delhi Türk Sultanlığı).