İCAZET
Bir kimsenin belirli bir tahsîl ve eğitimi tamamladıktan sonra öğrendiklerini başkalarına da öğretebileceğine dâir verilen izin belgesi. Bir talebeye okuduğu dersi veya san’atı tamamlayınca, hoca veya ustaları tarafından verilen ehliyet vesikalarına da icazetname denir.
Resûlullah efendimizin zamanına yakın olan müslümanlar, zamanlan, mâlî durumları ve kabiliyetleri ölçüsünde ilim tahsîline gayret ederler, durumlarına göre ilim öğrenirler, kendilerine ve başkalarına faydalı olmaya çalışırlardı. Bunlardan imkânları müsait olanlar, zamanlarını tamâmiyle ilim tahsîline ayırırlardı. Meşgul oldukları ilim dalında söz söyleyecek hâle geldikleri kanâatine varıncaya kadar tahsile devam ederlerdi. Sonra da talebeye ders vermeye başlarlardı. Böyle yeni ders vermeye başlayan kimselere hangi ilmi ne derecede tahsîl ettiğini bildiren bir vesika verilmezdi. Onlar icazetlerini, sorulan suâllere verdikleri cevaplarla bizzat talebeden alırlardı. Sorulan sorulara cevap vermekten âciz kalan hocalar, çevrelerinde hiç talebe bulamazlar, tahsillerine devam etmek mecburiyetinde kalırlardı. Eğer başarılı olurlarsa müderrislik payesini kazanır, yerlerini sağlamlaştırırlardı. Bu usûl, hadîs-i şerîf ilminden başka ilimlerde geçerli idi. Hadîs-i şerîf rivayetinde özel bir ihtimam gösterilirdi. Hadîs öğrenenler, öğrendikleri hadîs-i şerîflerle ilgili şehâdetnâme ve aldıkları hadîs-i şerîfleri başkalarına rivayet edebileceklerine dâir hocalarının izin verdiğini belirten belge (icazetname) alırlardı. Zamanla bu uygulama diğer ilimler için de tadbik edildi. Her talebe okunacak kitabı yazar veya yazdırır, sonra da hocanın (müderris) huzurunda o kitabdan okur, kitab bitince de; müderris, eserin ilk veya son sayfasına talebenin o kitabı okuduğunu yazıp tasdik ederdi. Talebenin okuduğu kitap, onun kültür sahasını ve seviyesini büyük ölçüde ortaya koyardı. Aynı kitaba birden çok icazet kaydedilebilirdi. Nitekim Harîrî’nin Makâmât adlı eserinin Kahıre Dâr-ül-Kütüb-il-Mısriyye’de kayıtlı bir nüshasında yirmi bir tane icazet kaydedilmiştir. Bunlardan ilki bizzat Harîrî tarafından verilmiştir. Eğer müderris bizzat eserin müellifi değilse, o zaman, müellife kadar hocalarının isimlerini yazardı.
Medreseler yapılıp sistemli eğitime geçilince, tefsîr, fıkıh gibi bir ilmi veya bir kaç ilmi birden öğrenip, tahsilini tamamlayanlara, medresede (üniversite) ders veren müderrisler tarafından bir me’zûniyet belgesi olarak icazetname verilirdi. Bu, icazeti alan kimsenin, o dalda ilim sahibi olduğunu gösterirdi.
Hat san’atında yetişenlere de hattat olduğuna dâir icazet verilirdi. Tasavvuf ilminde de icazet verilirdi, îmânın vicdânîleşmesini ve ibâdetlerin seve seve yapılmasını sağlayan tasavvuf ilminde rehber olan âlimler, bâzı talebelerini yetiştirdikten sonra, onlara insanlara rehberlik etmesi hususunda icazet verirlerdi.
Zamanla pek çok müessesede kullanılan icazet tâbiri, umûmî olarak diploma, izin ve salâhiyet anlamına gelmiştir. Meselâ hukukdatemyiz kudretine hâiz, fakat borç altına girmeye ehil olmayan bir kimsenin, yapmış olduğu hakûkî muameleye, kanunen mümessilin sonradan buna izin vermesine de icazet denir Bu tek taraflı bir hukukî muamele olup geçmişe şâmildir.
Devlet teşkilâtında savaşa girmek, resmî yazışmalar yapmak gibi işler için verilen tam yetkîye de icazet denmiştir. Osmanlı Devleti’nde serdâr ve sefirlere bu nevî icazet verilirdi.
İlimde verilen icazetlerin metnine icazetname denilir ve genellikle Arabça olur, başlangıçta güzel bir hatla yazılmış Besmele bulunurdu. Allahü teâlâya hamd ve sena, Peygamberimize sallallahü aleyhi ve sellem ve diğer peygamberlere salât ve selâmla birlikte, Peygamberimizin Ehl-i beytine ve Eshâb-ı kirama dua ile başlar, daha sonra ilimle ilgili âyet-i kerîmeler ve hadîs-i şerîfler yazılırdı, icazetnameyi veren şahsın kendisinin ve babasının adı ve lakabı (meşhûr olan ünvanı) kaydedildikten sonra, okuduğu dersleri tamamen öğrendiği bildirilirdi, icazet veren hoca, kendisini duadan unutmamasını isterdi. Daha sonra icazetnameyi veren zâtın hocalarının isimleri yazılır, mensûb olduğu mezhebin imamına kadar sayılır, buradan Peygamberimize kadar icazet zinciri sıralanırdı. İcazetname, Peygamberimizin medhini bildiren salavât ve hocanın talebesine verdiği nasihatle son bulurdu. İcazetnameleri, devrin meşûr hattatlarından birine nesih yazı ile yazdırmak ve tezhîb ettirmek (süslettirmek) âdetti. İcazetnameyi veren ve alanın isim yerleri boş bırakılır, icazeti veren zât buraları kendi el yazısı ile doldururdu.