İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBRAHİM DESÜKÎ

Evliyanın büyüklerinden. Desûkiyye yolunun kurucusudur. İsmi, İbrahim bin Ebü’l-Mecd’dir. Künyesi, Ebü’l-Ayneyn, lakabı Burhâneddîn’dir. Desûkî nisbesiyle meşhûr olmuştur. Babası, Rıfâiyye yolunun büyüklerinden Ebü’l-Feth bin Ebi’l-Ganâim el-Vâsıtî’nin damadı ve halîfesi Ebü’l-Mecd’dir. Hazret-i Ali’nin soyundandır. Mısır’da, Nil nehrinin batı tarafındaki Desûk kasabasında 1255 (H. 653)’de doğdu. 1294 (H. 693)’de vefat etti.

İbrahim Desûkî, küçük yaştan îtibâren aklî ve naklî ilimleri tahsîl etti. Arabca, Farsça, Süryânice ve İbrânice’yi öğrendi. İlimde üstün dereceye ulaştıktan sonra tasavvufa yöneldi. Babası gibi Rıfâiyye yoluna intisâb etti. Sühreverdiyye tarikatı büyüklerinden Şeyh Necmeddîn İsfehânî’nin de sohbetinde bulunarak, bu yoldan da icazet aldı. Şâziliyye ve Şeyh Ebû Midyen El-mağribî’nin mensûb olduğu Medyeniyye yolundan da hırka giydi. Zamanındaki tasavvuf büyüklerinin sohbetlerinde bulunup, dört yolda da kemâle geldi. Tasavvufta yüksek derecelere kavuşup, kutuplardan, efrâddan olup Gavsiyyeti kübrâ makamına ulaştı. Cömertliğiyle temayüz eden İbrahim Desûkî, Bedevîyye, Şâziliyye, Sühreviyye ve Rıfâiyye yollarının âdâb ve usûllerini birleştirerek, Desûkiyye yolununun usûllerini ortaya koydu. Pek çok talebe yetiştirdi, islâm dîninin emirlerini yapıp, yasaklarından sakınma hususunda son derece titiz ve dikkatli idi. Desûkî, talebelerine de islâm dîninin emirlerine sıkı bağlanmalarını emredip, üstadın telkin ettiği hususları bizzat nefslerinde tatbik etmek ve şerîate uymak suretiyle hakikate kavuşulabileceğini anlattı. İslâm dîninin emirlerinden ayrılan kimse evlâdı da olsa kendisince makbul olmadığını, buna rağmen İslâm dîninin emirlerine yapışıp, yasaklarından sakınan kimseyi, dünyânın neresinde ve kim olursa olsun evlâdı kabul ettiğini bildirdi. Talebenin tasavvufta ilerleyebilmek için hocasının huzurunda izinsiz konuşmaması, gıyabında ise, rûhâniyetinden izin tâleb etmek suretiyle teslimiyet içinde bulunması gerektiğini bildirdi. Tarikatı, dünyâ menfâatlerine âlet eden ve tasavvuf erbabı olmadığı hâlde tasavvuf ehli geçinen yalancılara hücûm eden İbrahim Desûkî, bâzı eserlerini sâdece bu mes’eleleri îzâh için yazdığını bildirdi.

Uzun müddet Allahü teâlâya ibâdetle meşgul olan, talebe yetiştiren ve bir çok kıymetli eser yazan İbrahim Desûkî (rahmetullahi aleyh), ömrünün sonuna yakın, yerine, vazifesini yürütecek vekil tâyin ettikten sonra Desûk’da vefat etti. Kurmuş olduğu yolu, kardeşi Seyyid Ebû İmrân Şerefüddîn Mûsâ devam ettirdi. Mısır’dan, diğer İslâm memleketlerine de yayılan Desûkiyye yolu, daha sonra şu kollara ayrılmıştır:

1-Şernübiyye; Şihâbeddîn Ebü’l-Abbâs Ahmed bin Osman Şernübî ile ayrılan kol.

2-Tâziyye; Seyyid Şeyh İbrahim et-Tâzî ile ayrılan kol.

3-Süyûtiyye; Celâleddîn Abdurrahmân es-Süyûtî ile ayrılan kol.

4-Âşûriyye; Seyyid Salih elmağribî ile ayrılan kol.

İbrahim Desûkî (rahmetullahi aleyh), bütün hayvanların dillerini anlar, onlara anlayacakları dille hitâb ederdi. Nil nehrinden çıkan bir timsah bir çocuğu yutmuştu. Çocuğun babası İbrahim Desûkî’ye gelerek, çocuğunun kurtulması için dua istedi. İbrahim Desûkî, bir müddet teveccüh ettikten sonra, Nil kıyısına giderek, timsaha, çocuğu sağ olarak geri vermesini emretti Timsah nehirden çıkıp, bu kerameti görmek üzere orada toplanan kalabalığın gözü önünde çocuğu sağ olarak ağzından çıkardı.

İbrahim Desûkî’nin güzel sözlerinden bâzıları:

“Derviş olan kimse, yalnız dışını değil, içini de temiz tutmalıdır.”

“Ey evlâdlarım! Bütün dervişler ve fakîrler benim sevgililerimdir. Siz de onları seviniz ve şefkat gösteriniz.”

“Ey talebelerim! Biliniz ki, bizim yolumuzun esâsı, zarurî olan ile yetinmektir. Sonsuz seâdeti arzularsanız her hususta fakîrliği, yâni Allahü teâlâdan başkasına muhtaç olmamayı beğeniniz.”

“Bu yola girenin gıdası kanâat, feyz yağmuru ise, ihlâs ile akıtılan gözyaşıdır. Ruh kapıları açılıp, kalbe acıma duygusu gelinceye kadar oruç tutulur. İşte o zaman insan kalb huzuru ile Kur’ân-ı kerîmin hakikatlerini anlayıp ondan istifâde edebilir.”

“Bir kimse, eğer temiz, dürüst ve namuslu değilse, benim sulbümden gelmiş olsa da benim evlâdım değildir. Fakat bir kimse şerîati ve hakîkati hakkıyla bilir ve bunlarla amel ederse, en uzak yerler ahâlisinden bile olsa, o benim evlâdımdır.”

“Şeriat asıldır. Hakîkat onun dalıdır, meyvesidir. Şeriat dînin zahiri, hakîkat ise bâtınıdır. Velîlik makamlarının hepsi bu ikisinde toplanmıştır. Her ikisini kendinde toplayan kâmil insandır.”

İbrahim Desûkî (rahmetullahi aleyh) talebesinden birine buyurdu ki:

“Ey gözümün nuru evlâdım. Her şeyden evvel içindeki nefs denilen ejderi öldür. Yüzünü toprağa sür. Hatâ ve isyânını kabul ve itiraf et. Yaptığın hatâ dolu ibâdetlerin yüzüne çarpılmasından kork. Allahü teâlâ kullarının kalbine bakar. Ey insanlar, o hâlde kalblerinizi temiz tutunuz. Kalbinizde yalnız ihlâs ve istikâmet bulunsun.”

İbrahim Desûkî hazretleri, talebesi olmak isteyen birine de şunları söylemiştir:

“Ey oğul! Eğer tövbe etmek istiyorsan, bunu şakaya alma. Oyuncak zannetme. Tövbe ettim demek suretiyle yalnız dil tövbesi yapmak insana hiç bir şey kazandırmaz. Hakîkî tövbe kulun kendi kalbini, mahlûkâtı düşünmekten ve hatırlamaktan kurtarabilmesi ile mümkün olur. İşte ancak kalbi böyle olan kimselerin tövbesi makbuldür. Kalbin böyle olabilmesi için, insanın evvelâ kendi nefsini dizginlemesi, sonra da tâatlarını ihlâs üzere inşâ etmesi lâzımdır. Bundan sonra da evliyayı kiramın menkıbe ve sözlerini okumalıdır.”

SÜT EMMEYEN ÇOCUK

İbrahim Desûkî (rahmetullahi aleyh), 1255 (H. 653) senesi Şa’bân ayının otuzuncu gecesi dünyâya gelmişti. Ertesi günü yevm-i şek (şüpheli gün) olduğundan, halk Ramazan hilâlinin görünmesinde tereddüte düşmüştü. Şüpheden kurtulmak için o devrin büyük velîsi Muhammed bin Harun’a (rahmetullahi aleyh) müracaat ettiler. İbrahim Desûkî’nin bir gün evvel doğduğuna keşf yoluyla vâkıf olan Muhammed bin Harun (rahmetullahi aleyh); “Gidiniz! Bu gece dünyâya gelen filan çocuğun süt emip emmediğini sorunuz” buyurdu. Merak edenler, giderek yeni doğan çocuğun süt emip emmediğini sordular. İbrahim Desûkî’nin annesi Seyyide Fâtıma hanım, endişeli bir şekilde; çocuğun fecrin doğmasından itibaren süt emmeyi bıraktığını söyledi. Bu haber Muhammed bin Harun’a (rahmetullahi aleyh) bildirilince; “Seyyide hanım üzülmesin! Çocuk güneş battıktan sonra sütünü içecektir” buyurdu. Çocuğun fecrin doğmasından itibaren süt emmemesi ile Ramazan’ın girdiği belli oldu.