İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBN-İ TÛLÛN

Tûlûnoğulları Devleti’nin kurucusu ve ilk hükümdarı. Mısır ve Suriye’ye hâkim olan Türk-İslâm devletlerinin ilkini ve İslâm halifeliği toprakları içinde müstakil ilk Türk siyâsî teşekkülünü kuran Ahmet bin Tûlûn, Oğuz Türklerindendir. Babası Tûlûn, Mâverâünnehr valilerinin Abbasî halîfelerine gönderdiği hediyeler arasında Bağdâd’a gönderilen Türklerden biri idi. Kısa zamanda mühim bir mevkîye geçti. Ahmed bin Tûlûn, 835 (H. 220) senesinde Samarra’da doğdu. 884 (H. 271)’de vefat etti.

Ahmed bin Tûlûn, çok iyi bir askerî eğitim ve dînî terbiye gördü. İlim tahsîli yapıp, din ilimlerinde iyi yetişti. Kur’ân-ı kerîmi ezberledi. Gayet güzel sesli, fevkalâde zekî ve cesur idi. Âdil, kahraman, mütevâzî, firâset sahibi olan Ahmed bin Tûlûn, İslâmiyet’in emirlerine uyan temiz yaşayışlı bir zât idi.

Babası Tûlûn’un ölümünden sonra Halîfe Mütevekkil, Ahmed bin Tûlûn’a babasının makamını verdi. Fakat o, Samarra’da politik işlerle uğraşmaktansa hudut boylarında cihâd etmeyi tercih etti. Sugur ve Dımeşk (Şam) emirliği görevini üstlenip, zamanın en önemli ilim ve cihâd merkezlerinden biri olan Tarsus’a gitti. Orada islâm âleminin dört bir tarafından cihâd niyetiyle gelerek Tarsus’ta toplanmış bulunan âlimlerin meclislerine katılarak, onlardan istifâde etti. Dindarlığı, kahramanlığı ve adaleti ile Tarsus ve hudut halkı tarafından çok sevildi. Türklerin reîsi olan Yarcûhlürkî’nin kızıyla evlendi. Abbasî halîfesi Mu’tezz tamânında Bayık Bey, Mısır valisi olunca, Ahmed bin Tûlûn’u nâib olarak Kâhire’ye gönderdi. 868 (H. 255) senesinde Ahmed bin Tûlûn, Mısır’a gitti. Bundan bir sene sonra, Bayık Bey öldürülüp yerine Ahmed bin Tûlûn’un kayınbabası Yarcûh Türkî vali tâyin edilince, Mısır’ın idaresi tamamen kendisine verildi. Nüfuzu ve otoritesi gün geçtikçe artmaya başladı. Kâhire’nin dışında büyük bir cami, güzel bir saray ve mükemmel bir hastahâne yaptırdı. Yaptırdığı cami İbn-i Tûlûn Camii adıyla bu güne kadar geldi.

Ahmed bin Tûlûn, Mısır’da hâkimiyetini sağlamak için önce askerî kumandayı ve mâliyeyi ele aldı. Daha önceden burada maharetli bir maliyeci olarak bulunan İbn-i Müdebbir, bu hususta ona muhalefet ettiyse de, dört sene süren bir mücâdeleden sonra onu Mısır’dan uzaklaştırdı. Ahmed bin Tûlûn, İbn-i Müdebbir’i Mısır’dan uzaklaştırdıktan sonra, halîfeye muayyen bir vergi vermek suretiyle Mısır’da bütçeye tamamen hâkim oldu. Bu arada kuvvetli bir ordu kurmayı da başarmıştı. Zamanla ordusunu yüz bin kişiye çıkardı.

874 (H. 261) senesinde isyan eden Berkâ halkı üzerine de kölesi Lü’lü’ü göndererek ayaklanmayı bastırdı. 875 (H. 262) senesinde, Ahmed bin Tûlûn ile halîfe Muvaffak arasında hoşnutsuzluk çıktı. Bu sebeble, halîfe onu azletmek istedi ve Mûsâ bin Boğa’yı büyük bir orduyla, Ahmed bin Tûlûn üzerine gönderdi. Ancak bu kuvvet, Rakka’dan öteye gitmeye cesaret edemedi. Ahmed bin Tûlûn, bütün kumandanların gönlünü kazanmış ve kendine tarafdâr hâle getirmişti. Üzerine bir kuvvet gönderilince, hemen harp hazırlıklarına başladı. Bu sırada kayınbabası Yarcûh Türkî vefat etmişti. Oğlu Suriye taraflarında ona halef olduğu için, buraları eniştesi Ahmed bin Tûlûn’un idaresine vermeye razı oldu. Böylece 878 (H. 265) senesinde Remle, Şam, Humus, Hama, Halep ve Antakya’yı da hâkimiyeti altına aldı. Bu arada Mısır’da vekil bıraktığı oğlu Abbâs isyan etti. Ancak hemen Mısır’a dönüp bu ayaklanmayı bastırdı. Ordusunu iki yüz bin askere çıkararak müstakil bir devlet kurdu. 879-880 (H. 266-267) senesinde kendi adına para bastırdı.

Ahmed bin Tûlûn hâkimiyetini sağlayıp müstakil bir devlet kurmayı başardıktan sonra, ortaya çıkan ayaklanmaları bastırdı. Kendisine karşı yapılan bu ayaklanmalardan birini kendi valisi Lü’lü’ başlatmıştı. Lü’lü’ Bağdâd’da bulunan Abbasî halîfesiyle haberleşerek 882 (H. 269) senesinde a’yaklanmıştı. Ahmed bin Tûlûn, Lü’lü’ün üzerine kuvvet göndererek ayaklanmayı bastırdı. Mekke’de de Ahmed bin Tûlûn’a bağlı kuvvetler gâlib geldi. Hutbe, Ahmed bin Tûlûn adına okunmaya başladı. Bir müddet sonra halîfe Muvaffak’la barışarak bağımsızlığını tasdîk ettirdi.

Ahmed bin Tûlûn, 883 (H. 270) senesinde de Adana, Tarsus ve Sis taraflarındaki bir ayaklanmayı bastırmak üzere gitti. Bu seferi sırasında hastalanıp Mısır’a döndü. Aynı sene içinde 50 yaşında olduğu hâlde vefat etti. Kâhire’de Karâfe kabristanına defn edildi. Sağlam dirayeti ve kuvvetli taraftarları sayesinde 16 sene hükümdarlık yaptı. Âlimleri sever, onlara hediyeler gönderir, fakirlere yardım ederdi. Hastalığı sırasında tebeasından kendisine dua etmelerini isteyip, halkın duasını aldı. 17 erkek, 16 kız olmak üzere 33 çocuğu vardı. Vefatından sonra yerine oğlu Humaraveyh geçti. Ahmed bin Tûlûn’un sülâlesi, 905 (H. 293) yılına kadar Mısır’a hâkim oldu.

Ahmed bin Tûlûn, pek gayretli, ileri görüşlü, güçlü, celalli bir kimse idi. Hâkimiyetini Irak’tan Berka’ya; Nube’den Anadolu’ya kadar genişletmişti. Bizans İmparatoru bile ondan çekinir, hediyeler gönderir ve ellerindeki müslüman esirleri serbest bırakırdı. Dirayetli bir idareci ve merhametli bir komutan idi. Harp tekniğini, askerin sevk ve idaresini gayet iyi bilir, çok ihtiyatlı davranırdı. Devletin her çeşit gelir kaynaklarını tesbit ettirir, bunları devletin menfaatine yerli yerince kullanırdı. Halka da ağır vergiler yüklemedi. Vazifesinin; insanlar arasında adaleti yaymak ve halkın huzur ve rahatını te’min etmek olduğunu bilirdi, iç emniyeti sağlayıp, işleri gayet istikrarlı bir şekilde yürüttü.

Halk arasında mutluluğu ve huzuru hâkim kılıp, memleketinde refahı, bolluğu yaygınlaştırdı. Eğitilmiş ve techizâtlı mükemmel bir ordu kurdu. Geniş bir ıslahat yapıp, zirâate önem verdi. Kanallar açtırıp, köprüler yaptırdı.

Ahmed bin Tûlûn, güzel ahlâkasâhib idi. Cömertliği, cesareti, adaleti, tevâzusu darb-ı mesel hâline gelmişti. Âlimleri sevdiği için, büyük âlim Kadı Bekkâr bin Kuteybe ile samîmi bir dostluğu vardı. Her ay, o zamanın parasıyla bin dînâr sadaka dağıtır, ayrıca her gün hayır işlerine harcamak üzere de bin dînâr verirdi. Makrizî, onun hakkında; “Ahmed bin Tûlûn’un zayıf kimselere, fakirlere, sıkıntıda ve darda kalanlara yaptığı yardımlar dilden dile dolaşırdı. Her gün evinde ve tahsis ettiği diğer yerlerde sığırlar, koçlar kesilir, büyük kazanlarda pişirilen yemekler halka dağıtılırdı. Et ve diğer yemekler yanında ayrıca tatlılar da verilirdi. Yemek zamanı bir tellal çıkıp; “Arzu eden, Emîr’in (Ahmed bin Tûlûn’un) evine gelsin” diyerek halkı çağırırdı. Kapılar açılır, isteyen herkes içeri girip yemek yerdi. Ahmed bin Tûlûn, yemek yiyen ve yemeklerden alarak evine götüren halkı seyretmekten zevk alırdı. Allahü teâlâya, verdiği bu nimetlerden dolayı hamd ve şükrederdi” demektedir.”