İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBN-İ MÜLKA

Bağdâd’da yetişen tıb âlimi. İsmi Hibetullah bin Mülka el-Bağdâdî olup, künyesi Ebü’l-Berakât’dır. Evhâdüzzaman diye meşhûr oldu. 1087 (H. 480) senesinde Bağdâd’da doğdu. 1165 (H. 560) senesinde Hemedan’da vefat etti.

İbn-i Mülka, önceleri yahûdî dîninde idi. Kendi dîninin mensupları arasında yetişti. Abbasî halîfelerinden el-Müstencid Billah’ın hizmetinde bulundu, ilmî çalışmaları yanında İslâm dînini de tetkîk etti. Hak din olduğunu kabul ederek müslüman olmakla şereflendi.

İbn-i Mülka’nın küçüklükten îtibâren tıb ilmine karşı husûsî bir alâkası vardı. Zamanın tanınmış tıb âlimlerinden olan Hasen Sa’îd bin Hibetullah bin Hasen’in derslerini dinledi. Çalışmalarını daha çok psikolojik hastalıklar üzerinde yoğunlaştırdı. Bu hastalıkların tedavisi için çalıştı.

Psikolojik hastalıkları tedavisi ile ilgili şöyle bir hâdise rivayet edilir: “Bağdâd’da melankolik bir hasta vardı. Başının üstünde bir testi olduğunu, onun kendisinden hiç ayrılmadığını iddiâ ederdi. Yürüdüğü zaman tavanı alçak olan yerlerden uzak durur, gayet dikkatli yürürdü. Başındaki testi meylediverir de başından düşer korkusu ile kimseyi yanına bırakmazdı. Bu şahsın hastalığı bir müddet devam etti ve çok muzdarib oldu. Onu tedâvî etmeye çalışan pek çok tabîb de netîce alamamıştı. Bunu İbn-i Mülka’ya anlattılar. O, önce, bu hastalık üzerinde uzun süre düşündü. Bunun tedavisinin ancak vehmi ve hayalî şeylerle mümkün olduğu kanâatine vardı ve hastayı kendisine getirmelerini söyledi. Hasta gelmeden önce şu plânı yaptı. Hasta içeri girip konuşmaya başlayınca, aralarında anlaştıkları işaretle, İbn-i Mülka hizmetçiye işaret edecek, hizmetçi de sür’atle büyük bir tahta parçasını alarak, onunla, sanki hastanın başı üzerinde var olduğuna inandığı testiyi kırıyormuş gibi yapacaktı. Diğer hizmetçi de bir testi hazırlayacak, öbür hizmetçi hastanın başındaki testiye vurunca, elindeki testiyi hızla yere atacaktı. İbn-i Mülka hizmetçilere yapacaklarını tenbîh etti. Bir süre sonra hasta yanına geldi ve derdini anlattı. Bu arada hastaya bildirmeden yanında duran hizmetçisine işaret etti. Hizmetçi, hastaya testiyi kırıp, rahatlatacağını söyledi. Sonra yanında bulunan tahtayı, hastanın başı üzerinde sanki testi varmış da, ona vuruyormuş gibi salladı. O sırada diğer hizmetçi yukarıdan hazırladığı testiyi yere attı. Testi parçalandı. Hasta olanları görünce; “Vah vah testiyi kırdılar” dedi. Kırılanın, başındaki testi olduğunu sandı. Böylece İbn-i Mülka’nın bu hayalî ve vehmî metodu hastanın iyileşmesine vesîle oldu.”

İbn-i Mülka fizik sahasında da araştırmalar yaptı. Özellikle zaman, mekan ve hareket konuları üzerindeki derin araştırmaları ilgi çekici ve etkili oldu. Aristo gibi zamanı hareketin ölçüsü kabul etmeyen İbn-i Mülka’ya göre zaman mefhumu, antolojik olarak hareket mefhumundan önce gelmektedir. Gerçekte zaman, mahlûkâtın yâni yaratıkların bir bakıma ölçeğidir. Yapılan modern araştırmalar sonucu, Newton’a atfedilen meşhûr üç hareket kânunundan üçüncüsü, esâsında Ebü’l-Berekât’ın keşfidir ve Kitâb-ul-Mu’teber’de gayet açık bir surette îzâh edilmiştir. Zaman-mekân ve hareket gibi fizikî konular, islâm âlimleri tarafından enine boyuna asırlar önce tedkik edilmiş ve onların eserleri yoluyla batı bilim dünyâsına geçmiştir. Nevvton’a mâl edilen klasik fizik ve mekaniğin temelini teşkil eden bu üç konudan birincisi İbn-i Sînâ, üçüncüsü İbn-i Mülka’nın keşfi olup, yalnız ikincisi kendisinden beş asır sonra gelen Newton’a aittir.

Ebü’l-Berekât İbn-i Mülka’nın çeşitli ilim dallarına dâir yazdığı eserlerden bâzıları şunlardır: 1-Risale fî sebebi zuhûr-il-kevâkib, 2-Şerh-ul-Edille.

İbn-i Mülka’nın zamanımıza ulaşan en önemli eseri, Kitâb-ul-mu’teber’dir. Eser, yedi geniş ve muhtevalı bölümden meydana gelmiştir, ilk bölüm mukaddime olup, mantık, cedel ve ilmî araştırma metodu ile ilgilidir. İkinci bölüm, Kitâb-us-semâ-it-tabiîdir. Üçüncü bölüm semâ ve âlem olup, on bölümdür. Dördüncü bölüm, var oluş, bozuluş ve yok oluşun incelenmesine dâirdir. Beşinci bölürn mâdenlerin tetkikine dâir olup, dört kısımdır. Altıncı bölüm, on üç kısım olup, tabîatın incelenmesi ile ilgilidir. Son bölüm, psikoloji ile ilgili olup otuz kısımdır. Bu eseri, İbn-i Sînâ’nın Kitâb-üş-şifâ’sini andırmaktadır. Çünkü bundaki tedkikler mantık, fen ilimleri ve ilahiyat gibi üç ana ilim üzerinde teksîf edilmiştir. O, bu eserinde filozoflara ağır ilmî tenkidler yöneltmiştir. Ona göre benlik şuuru ve idrâki, insanı kendi varlığının idrâkine götürür. Bu da ruhun var olduğunu ortaya çıkarır. İnsandaki bütün iç ve dış faaliyetler bu ruhtan kaynaklanır. İnsanda bu kesinlik mertebesine ulaşan ruh idrâki ve şuuru, her şeyin yaratıcı ve yegâne sahibi olan Allahü teâlânın varlığına, birliğine ve kemâl sıfatlarına açık bir delil teşkil eder.

Bu eserin yazmaları İstanbul’daki Süleymâniye Kütüphânesi’nin Lâleli 2553 numarada, Es’ad Efendi 1931’de, Fâtih 2324, 2325, 2326’da, Köprülü 919/’de kayıtlıdır. Eser 1937 ve 1940 senelerinde Hindistan Haydarâbâd Üniversitesi’nce neşredilmiştir.

İbn-i Mülka’nın veciz sözlerinden bâzıları şunlardır:

“Şu dört şey hayırdır: İffet, şecaat, hikmet, adalet.”

“Hatîbin; zahit, iffet sahibi olması, fasîh ve belîğ konuşması, dinleyenlerin kalbini yumuşatabilmesi lâzımdır.”

AYAĞA KALKMAYAN KADI

İbn-i Ebî Usaybia; Uyûn-ul-enbâ’ fî tabakât-il-etibbâ adlı eserinde, İbn-i Mülka’nın müslüman olmasını şöye rivayet eder: “İbn-i Mülka bir gün Suriye Selçuklu Sultânı Mahmûd bin Muhammed’in huzuruna gitmişti. Bu sırada ilmine hürmeten orada bulunanların hepsi ayağa kalktı. Yalnız kâdı’l-kudât ayağa kalkmadı. Kadı’l-kudât, bir zımmî için ayağa kalkmayı uygun görmemişti. Bu durum karşısında İbn-i Mülka: “Ey müslümanların emîri! Kadı eğer ben müslüman olmadığım için böyle yapıyorsa, işte ben huzurunuzda müslüman oluyorum” diyerek kelime-i şehâdet getirdi ve müslüman oldu.”