İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBN-İ MİSKEVEYH

Tarihçi ve felsefeci. İsmi, Ahmed bin Muhammed bin Ya’kûb bin Miskeveyh’dir. Künyesi Ebû Ali olup, İbn-i Miskeveyh diye meşhûr olmuştur. İran’ın Rey şehrinde doğdu. 1030 (H. 421)’de İsfehan’da vefat etti.

Aslen mecûsî olup, sonradan müslüman olmuş bir aileye mensûb bulunduğu da rivayet edilen İbn-i Miskeveyh, küçük yaşından îtibâren, doğum yeri olan Rey’de tahsîle başladı. İlk tahsilini burada yaptı. Felsefeye karşı duyduğu ilgi Fârâbî’nin eserlerini okumasına yol açtı ve onun te’sirinde kaldı. Kimya, tıb ve mantık okudu. Daha sonra târih, edebiyat ve inşâya ilgi duydu. Genç yaşında Muizzüddevle Deylemî’nin baş veziri Ebû Muhammed Mühellebî’nin hizmetinde bulundu. Kısa zamanda meşhûr olan İbn-i Miskeveyh, Ebû Muhammed Mühellebî’den sonra Büveyhî veziri İbn-ül-Amîd ve bunun oğlu Ebü’l-Feth Zül-kifâyeteyn’in yanında bulundu. İbn-ül-Amîd’in yanında münşî olarak yetişti. Onun ölümünden sonra oğlu Ebü’l-Feth Zül-kifâyeteyn, İbn-i Miskeveyh’i yanından ayırmadı. Ebü’l-Feth Zül-kifâyeteyn’in fecî bir şekilde öldürülmesinden sonra Büveyhî hükümdarı Adudüddevle onu hazinedarlığa tâyin etti. Bu vazifeyle Adudüddevle’nin sarayında iken Tecârib-ül-Ümem ve Teâkıb-ül-Himem adlı târih kitabını yazdı. Adudüddevle’nin 976 (H. 366)’da amcasının oğlu Muizzüddevle’yi uzaklaştırarak Irak’ı istilâ ettiği sırada yanında idi. Adudüddevle’nin sarayındaki ilmî münâzaralara katıldı. Adudüddevle’nin ölümünden sonra Irak’dan ayrılan İbn-i Miskeveyh, Mâverâünnehr ve Harezm taraflarına gitti. Burada İbn-i Sînâ, Ebû Sehl Mesîhî, Ebû Reyhan el-Bîrûnî, Ebû Nasr-ı Irâkî gibi meşhûrlarla görüştü. Harezm melikinin de dikkatini çekip, onun teşkil ettiği ilmî cemiyetlerde bulundu. Bu sırada İbn-i Sînâ ile arası açıldı. Daha sonra Gazneli Mahmûd onu Gazne’ye getirtmek üzere Ebü’l-Fadl Hasen adında birini Harezm’e gönderdi. Bu sırada Sultan Mahmûd Gaznevî’nin, İbn-i Sînâ ve İbn-i Miskeveyh hakkında iyi düşünmediği haberi yayıldı. İbn-i Sînâ ve İbni Miskeveyh birlikte Harezm’den Irak’a gitmek üzere yola çıktılar ve müthiş bir fırtınaya tutuldular. Fırtınanın şiddetine, açlık ve susuzluğa dayanamayan İbn-i Miskeveyh, 1030 (H. 421)’de öldü. İbn-i Sînâ ise kurtuldu. Bâzı tarihçiler, İbn-i Sînâ ile yolculuk yapan ve ölen kimsenin İbn-i Miskeveyh değil de Ebû Sehl-i Mesîhî olduğunu bildirmişlerdir.

Fârâbî’nin felsefî fikirlerinin etkisinde kalan İbn-i Miskeveyh, ahlâk ve ilim konusunda Fârâbî’den ayrıldığı için, El-Muallim-üs-sâlis “üçüncü öğretici” adıyla anıldı. Daha sonra yetişen Nâsırüddîn Tûsî de onun ahlâk ile ilgili görüşlerinin etkisinde kaldı. Ahlâkî konularda akla önem veren İbn-i Miskeveyh, tevekkül, sabr ve rızâ gibi güzel huyları telkin etti. Ancak insan hayâtının zühd hayâtı olmadığını, ahlâkın dünyâ arzuları içinde gelişebileceğini söyledi. Bu yüzden, insanın yaratılışında sosyal bir varlık olduğunu belirterek uzlet (insanlardan uzak kalma) ve zühde (dünyâ arzularından uzak olma) karşı çıktı. Bilhassa fitne zamanında uzlet ve zühdü tavsiye eden tasavvuf erbabına karşı cephe aldı. El-Kindî’nin de te’sirinde kalan İbn-i Miskeveyh, Et-Tıb-ün-nefsî denilen psikolojik hekimlikte onun görüşlerini savundu. Bu hususta Fârâbî’yi tenkid etti. İhvân-üs-safâ ile de uğraşıp, onlardan ayrıldığı noktaları açıkladı. Dînin felsefeyle bağlı olduğunu söyleyen İhvân-üs-safâ’nın bu görüşünü tenkid ederek dînin felsefeden ayrı olduğunu ve özel bir önemi bulunduğunu söyledi. Felsefenin akla, dînin ise vahye dayandığını bildirdi “Emir ve yasaklara boyun eğmek gerekir ve bu tartışma kabul etmez” demek suretiyle, diğer felsefecilerden ayrıldı.

Ahlâk ilmi üzerinde de geniş araştırmaları olan Aristo’nun etkisinde kalan İbn-i Miskeveyh; “Ahlâkın gayesi üstün mutluluktur” dedi. Bunun için ona “Son gaye, El-gâyet-ün-nihâye” adını verdi. İnsan nefisle bedenden mürekkeptir ve üstün mutluluğun bütün hâlinde insanda gerçekleşmesi gerekir. En yüksek mutluluk, herkesin elde edebileceği ve her isteyenin başaracağı bir şey değildir. En yüksek mutluluğa ulaşan kimsenin alâmeti, devamlı sevinç içinde bulunması, emelinin genişliği, ümidinin kuvveti, dünyâ işlerinden dolayı pek ızdırap duymaması ve tasalanmamasıdır” dedi. İbn-i Miskeveyh’in felsefe, mantık, matematik, ahlâk ve târihe dâir bir çok eseri vardır. Bunlardan bâzıları şunlardır:

1-Tecârib-ül-ümem ve teâkib-ül-himem: Târihe dâir yazdığı eseridir. İki bölüm hâlindeki bu eserinin birinci bölümünde, 907-941 (H. 295-329) yılları arasındaki vak’aları; ikinci bölümde ise, 941-979 (H. 329-369) yılları arasındaki vak’aları anlatmıştır. Bu târihlerde; hâdiselerin siyâsî, sosyolojik ve ahlâkî sebeplerini ve neticelerini de inceleyen İbn-i Miskeveyh’in bu eseri dördüncü hicrî asırda yazı lan diğer târih kitaplarından daha orijinaldır. Aslen İranlı olan İbn-i Miskeveyh, bu eserinin büyük bir kısmında İran târihini anlatmıştır. Hâdiseleri nakl ederken tafsilâtı vermekten kaçınmamıştır.

İbn-i Miskeveyh, bu eserinde, kitaplardan nakil yapmaktan ziyâde, bizzat yaşanan hâdiseleri anlatmıştır. Felsefî fikirleriyle birlikte iktisâda dâir fikirlerini de bu eserinde sergilemiştir, idare ve teşkilâtla ilgili mevzulara yer vermiştir. İslâm medeniyeti târihinde kaynak özelliğini taşıyan bu eserinde, bilhassa Abbasîler devrine ait hâdiseleri nakl ederken, asrın ahlâkını, idaredeki usûlünü, bu muazzam devleti yıkılmaya götüren sebepleri açık bir şekilde anlatmıştır.

Tecârib-ül-ümem adlı bu eserin bir kısmı, 1871 (H. 1288)’de Geoje tarafından neşr edilmiştir. Mısır’da da Ferecullah Zeki el-Kürdî tarafından İbn-i Cerîr târihine zeyl olarak beşinci ve altıncı cildleri basılmıştır. İbn-i Cerîr târihi, 914 (H. 302) senesinde son bulmakta, Tecârib-ül-ümem’in beşinci cildi ise 907 (H. 295) târihinden başlamaktadır. Tecârib-ül-ümem’e Ebû Şuca Muhammed bin el-Hüseyn, sonra da Muhammed bin Abdülmelik Hemedânî birer zeyl yazmışlardır.

2-Enis-ül-Ferîd; şiir, hikmet ve darb-ı mesellerini ihtiva eden eseridir. 3-El-Fevz-ül-ekber, 4-El-Fevz-ül-asgar, 5-Kitâb-üs-siyer, 6-Kitâb-üt-tahâre; ahlâk ilmine dâirdir. 7-Âdâb-ül-Arab vel-Acem; ahlâk ilmine dâirdir. 8-Kitâbü tertib-üs-seâdet, 9-Kitâb-üs-siyâse, 10-Kitâb-ül-müstevfî, 11-Kitâb-ül-Mecmuat-ül-havâtır, 12-Kitâb-ül-câmi, 13-Kitâbü tehzîb-il-ahlâk.