İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBN-İ HEYSEM

Fizik, matematik ve astronomi âlimi. İsmi, Hasen bin Hasen bin Heysem olup, künyesi Ebû Ali’dir. Batı ilim dünyâsında Alhazen adıyla tanındı. İbn-i Heysem, 965 (H. 354) senesinde Basra şehrinde doğdu. Tahsîle burada başladı. Yine zamanının yüksek din ve fen ilimlerini de burada öğrendi. Tahsilinin bir kısmını tamamladıktan sonra, Bağdâd’a giderek bilhassa; matematik, fizik, mühendislik, astronomi, meteoroloji gibi fen ilimlerini öğrenip, bu hususta büyük bir şöhrete kavuştu. Öğrendiklerini uygulama safhasına koymak için çok gayret gösterdi. Bir çok önemli netîceler ve başarılar elde etti. O zaman cehlin içinde bulunan ve karanlık günler yaşayan Avrupa ve diğer yerlere; İslâm âleminde ilim, kültür ve parlak medeniyet ışıklarını sunan binlerce âlimden biri de İbn-i Heysem olmuştur.

İbn-i Heysem’in başarıları diğer memleketlerde duyulunca, Mısır’da hüküm süren şiî-Fâtımî Devleti hükümdarlarından el-Hâkim kendisini Mısır’a davet etti. İbn-i Heysem, Mısır’a gitmeden önce, Nil nehri ile ilgili bir sulama projesi ve bâzı teknik çalışmalarda bulunmuş, Nil nehrinden nasıl istifâde edilebileceğini araştırmıştı. Projesini Fatımî Sultânı el-Hâkim’e açıklayınca, sultan projenin gerçekleştirilmesi için ona her türlü yardımı yapacağını bildirdi. İbn-i Heysem, Nil nehri boyunca ilmî ve teknik incelemelerde bulundu. Yaptığı projelerin başarılı bir şekilde uygulanmasının o günkü şartlarda mümkün olmadığını görünce, hükümdardan af diledi. İbn-i Heysem, el-Hâkim’in kendisi hakkında kanâatlerinin değişmesinden korkarak, gözden ırak bir yere çekilip hükümdardan uzak durmağa karar verdi. Gizlice ilmî çalışmalarını sürdürerek bir çok eser yazdı. İlim tarihçilerine göre, İbn-i Heysem’in hayâtının bu dönemi eh verimli ve başarılı devri olmuştur. 1038 (H. 430) senesinde Kâhire’de vefat eden İbn-i Heysem, Bîrûnî ve İbn-i Sînâ ile çağdaştı.

İbn-i Heysem, çağının bütün ilimlerinde otorite idi. Fevkalâde keskin bir görüş, anlayış, muhakeme ve zekâya sahipti. Aristo ve Galen’in (Batlemyüs’ün) eserlerini inceleyerek hatâlarını gösterdi. Bunları özetleyerek Arabça’ya tercüme etti. Aynı zamanda tıb ilminde de derinleşmişti. Geometriyi mantığa uyguladı. Euclid ve Apellenius’un geometrik ve sayısal metodlarım geliştirdi ve pratik uygulama alanlarını işaret etti. Geometri ve matematiğin inşaatçılık alanında uygulanmasında katkıda bulundu. Eski medeniyetlerden intikâl eden matematik, geometri ve astronomiyi tedkîk ederek ilmî tenkitlerini ortaya koydu ve bu sahalarda kendi nazariyelerini geliştirerek ilim âlemine sundu. Meselâ; Aristo ve Batlemyüs’e ait olan dünyânın, kâinatın merkezi olduğu şeklindeki görüşleri üzerindeki şüphe ve tereddütlerini ifâde etti. Dünyâ merkezli bir kâinat sisteminin kesin olmayacağını, uzayda daha başka sistemlerin de bulunabileceğini ve güneş sisteminin mevcûd olduğunu söyledi. Nitekim İbn-i Heysem’den yüzlerce sene sonra Newton ve Kepler, Güneş sistemi nazariyesini kabullenmişler ve yer kürenin bu sistem içinde bulunduğunu söylemişlerdir. Müslüman fen âlimlerinden üzerinde belki de en çok tedkik yapılanlardan biri olmakla beraber, İbn-i Heysem’in bütün başarı ve ilme katkıları henüz tam manâsıyla ortaya konulabilmiş değildir. İbn-i Heysem, optikte gölgenin nasıl meydana geldiğine dâir bir teori ortayaattı. Fotoğrafın ilk modelini ve karanlık odayı ilk defa o denedi. Gökkuşağının nasıl teşekkül ettiğini ve bunda renklerin meydana gelişini gayet güzel bir şekilde îzâh etti, billur küre şeklindeki küçük su taneciklerinden güneş ışığının kırılıp yansıma prensiplerini açıkladı. Özellikle ışığın yansıması konusunda fizik ve optiğe getirdiği yenilikler, altı asır boyunca dünyâ bilim çevrelerini etkilemiştir. İlmî incelemeler sonucu gözün görme olayını açıkladı. Oklid ve Batlemyüs’den beri herkes görme işini, gözden çıkan ışınların eşyaya ulaşarak, gözün eşyayı algılaması olarak biliyordu. İbn-i Heysem, ilk defa, bunun ilmî olmayıp, yanlış olduğunu savundu ve doğru olan kendi teorisini ortaya koydu. İbn-i Heysem’e göre, görme; eşyadan yansıyan ışınların göze gelmesi ve gözün arka odak noktasında birleşmesi üzerine gözün eşyayı görmesidir.

Işığın kürevî ve parabolik aynalarda yansımasını inceleyerek bu olayı açıklayan İbn-i Heysem, konkav aynalar hakkında şöyle demektedir: “Güneş ışıkları, güneşten doğru yolla yayıhrlar ve her parlak cisimden eşit açılarla yansırlar. Yâni yansıyan ışık, yansıyan ışık alanı içinde bulunan ve parlak cisme ışığın geldiği noktada teğet olan bir doğru ile gelen ve yansıyan ışın iki eşit açı yapar. Bundan şu netîce çıkar: Küresel yüzeye gelen ve yansıyan ışınla, ışık alanı içinde bu noktaya birleşen dâire yarıçapıyla iki eşit açı teşkil ederler. Parlak bir cisimden herhangi bir noktaya yansıyan her şua, o nokta üzerinde bir ısı üretir. Eğer bir noktaya bir çok şua gönderilse o noktada ısı, şua sayısıyla orantılı olarak artar. Küresel içbükeyliği yarım dâireden daha az olan ve ekseni güneş kütlesinde son bulacak şekilde güneşe karşı yerleştirilen her çukur aynada, güneşten aynanın eksenine paralel olarak gelen şualar, ayna yüzeyinden eksene doğru yansırlar ve eksen üzerinde yarıçapı iki eşit parçaya ayırırlar. Eğer küre yüzeyi içindeki bir çemberin çevresinden belli bir yönde gelen şualar, küresel içbükey bir aynanın ekseni üzerindeki bir noktaya doğru yansırlarsa, küre alanındaki başka şualar umumiyetle oraya doğru yansımazlar...”

Özellikle ışığın yansıması konusunda optiğe getirdiği yenilikler, batı bilim dünyâsında Alhazen problemi diye meşhûr olmuştur. İbn-i Heysem, ayrıca ışığın şeffaf cisimlerden geçmesi sırasında meydana gelen yansımayı da incelemiştir. İbn-i Heysem bir müddet yer küreyi kuşatan atmosfer tabakasını da inceledi. Atmosfer kalınlığını hesaplamaya çalıştı. Güneş ve Ay’ın ufka yakınken daha büyük görünmelerinde atmosferin te’siri olduğunu fark etti. Yaptığı rasatlarla astronomik tan’ın, güneş ufkun tam 19 derece altında iken başladığını veya bittiğini ve güneş ışınlarının bize atmosferik bir kırılma ve dağılma ile ulaştığını açıkladı. Sabahleyin tam karanlıktan aydınlığa geçişin başladığı bu astronomik tan’a Fecr-i sâdık denir. İbn-i Heysem, bu anda güneşin irtifâ’ını -19° olarak hesaplamıştır. Oruç ve namaz vakitleri bakımından astronomik tan önem taşır. Akşam güneş battıktan sonra ufukta sabahkine benzer bir hâdise meydana gelir. Şafak denen kızıllık, turuncu, sarı ve beyaz renklerden sonra yine aynı astronomik tan ânında siyahlık çöker. Atmosferin ağırlığı ve yoğunluğu ile bunların maddelerin ağırlığına te’sir etmesi arasındaki münâsebeti tahlil etti. Havanın yoğunluğunun ışığın kırılması ile doğru orantılı olduğunu ve hava yoğunluğunun yükseklik ile değiştiğini keşfetti.

İbn-i Heysem’in yazdığı eserlerin sayısı yüze ulaşmış ve çoğu Avru pa dillerine tercüme edilmiştir. Bir çoğu da risale halindedir. Bâzıları ise daha önceki devirlerde âlimlerin yazdığı eserlere şerhler ve özetlemelerdir. En meşhûr ve geniş muhtevalı eseri Kitâb-ül-menâzir’dir. Eser, yedi bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümde; görme olayının keyfiyeti, gözün özellikleri, ışık ve özellikleri, ışığın aydınlatmasının nasıl olduğu, göz ile ışık arasına giren nesneler, gözün anatomik yapısı, gözün faydaları, ikinci bölümde; görülebilen şeyler, görülmeyi sağlayan sebepler, görülmenin nasıl olduğu, gözün bu şeyleri birbirinden nasıl ayırd edebildiği, üçüncü bölümde; gözde veya görmede meydana gelen yanılmalar ve bu nların sebepleri gözün yanılmasıyla bilgide meydana gelen yanılmalar, düşünce ve araştırmalarda vâki olacak hatâlar, dördüncü bölümde; parlak cisimlerden ışığın yansıması yoluyla gözün bunları görmesi, gözde bunların görüntülerinin meydana gelmesi, beşinci bölümde; görüntülerin, hayallerin yerleri, altıncı bölümde; ışıkların eşyadan göze yansıması yoluyla görmede meydana gelebilecek yanlışlık ve hatâlar, bunların sebepleri, düzlem aynalarda, küresel tümsek aynalarda, silindirik tümsek aynalarda, konik tümsek aynalarda, küresel çukur aynalarda, silindirik çukur aynalarda ve konik çukur aynalarda ışıkların yansıması ve bütün bunlardan dolayı görmede meydana gelebilecek yanılmaları ve değişik görüntüleri, yedinci bölümde; ışınların çeşitli şeffaf cisimlerden geçişi, ışık demetlerinin doğrusal yayılışı, şeffaf cisimlerin içindeki katı cisimlere tesadüf eden ışık hüzmelerinin yâni demetlerinin kırılıp yansımaları, kırılma olayının incelenmesi ve nasıl meydana geldiği, bundan meydana gelen hatalı görüntüler veya yanlış görme olayları anlatılmaktadır.

İbn-i Heysem’in bu meşhûr eseri, ortaçağda beş defa Latinceye çevrilmiş olup, bütün Avrupa üniversite ve ilim merkezlerinde tanınan tek müracaat eseri durumunda idi. Eser, 1572 senesinde Risner tarafından Opticue Thesaurus Alhazeni Arabis Libri ismiyle Latinceye çevrilerek İspanya’nın Bale şehrinde bastırılmıştır. Kemâleddîn Fârisî isimli bir müslüman fen âlimi bu eseri açıklayarak genişletmiş ve Tenkîh-ül-Menâzir adını vermiştir. Kitâb-ül-menâzir, 1948 senesinde Kemâleddîn Fârisî’nin yaptığı şerh ile beraber Hindistan’ın Haydarâbâd şehrinde basılmıştır.

İbn-i Heysem’in yazmış olduğu diğer eserlerden bâzıları şunlardır: 1-Kitâb-ül-câmi’ fî usûl-il-hisâb: Matematiğin esasları ve metodolojisi ile ilgili bu eserinde, matematik, geometri, cebir, geometrik araliz gibi temel konulan izah etmiş, örnek çözümler ortaya koymuştur. 2-El-Muhtasar fî ilm-il-Hendese: Euclid geometrisinin tedkik ve tenkidine dâirdir. 3-Kitâb-un fihi rudûd alel-felâsifet-il-Yunaniyye ve ulemâ-il-kelâm: Eski Yunan filozoflarına ve onlara uyan bâzı kelâm âlimlerine reddiye olarak yazılmıştır. 4-Kitâb-ül-Ezlâl: Ay ve güneş tutulmaları hakkındadır. 5-Fi Keyfiyet-ül-Ezlâl: Gölgenin meydana gelmesi incelenmiştir. Eser, 1907 senesinde Almancaya çevrilerek bastırılmıştır. 6-Kitâbun fil-ilm-il-Hendese vel-Hisâb; Matematik-Geometri ile ilgilidir. 7-Kitâb-un fil-cebri vel-mukâbele, 8-Makale fî istihracı semt-il-kıble fî câmi-il-meskûneti bicedavilin: Bütün dünyânın o zamanki yerleşim merkezlerinde kıblenin nasıl bulunacağının hesaplanması ve bunların cedvelleri ile ilgilidir. Bu kitapta, küresel üçgendeki kotanjant teoremini keşfetmiş ve kıble açısının kotanjantını

sin.?1 cos.(?2 - ?1) – cos ?1.tan ?2

cot K =----------------------------------------------

sin(?2 - ?1)

olarak vermiştir.

K, cenûb ile Kabe arasındaki açıdır. ?1 ve ?2 sırasıyla şehrin ve Kabe’nin arz (enlem) dereceleri, ?1 ve ?2 de tül (boylam) dereceleridir. ?2 =21,43° ve ?2=39, 83° alınabilir. (Fazla bilgi için bkz. Seâdet-i Ebediyye, sh. 164-167), 9-Risâletun fî şerhi itticah-il-Kıble: Kıblenin bulunması hakkındadır. 10-Kitâbun fî hayât-il-âlem: Kâinatın düzeni ve sistemi hakkındadır. Eser, İspanyolca, Latince ve İbrâniceye çevrilmiştir. 11-Kitâbu Heyet-il-âlem, 12-Risâletun Âmil-il-Aynî vel-ibsân Gözün yapısı ve görme olayının incelenmesi hakkındadır. 13-Şerh-i Mecisti ve Telhisi, 14-Kitab fî Âleti Zil, 15-Kitâb-ut-Tahlîli vet-Terkîb-il-Hendesiyyîn.

Bu eserlerinden başka, mu’tezile fırkasına, mantıkçılara ve diğer fen ve ilim erbabına cevaben bir çok reddiyeler ile kendisine sorulan fen sorularına verdiği cevapları bildiren risaleleri de vardır. İbn-i Heysem’in fizik, astronomi, güneş ve ay sistemleriyle ilgili o kadar çok eseri vardır ki, bunların bir kısmından bastırılarak hazırlanan kitaplar hıristiyan ve yahûdî âleminde ders kitabı olarak oku tulmuştur. Muhtelif ilim dallarında ortaya koyduğu terimler hâlâ bu gün kullanılmaktadır. Astronomideki modern başarıların kaynağı, İbn-i Heysem’in parlak görüş ve teorilerinden kaynaklanmaktadır. Apollo ile Ay’a inen ilk astronotlar, orada gördükleri muhteşem kraterlere önemli adlar verirken, bir tanesini de İbn-i Heysem olarak isimlendirdiler.