İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBN-İ CEMÂA

Şafiî mezhebi fıkıh ve fen âlimi. İsmi, Muhammed bin İbrahim bin Sâdullah bin Cemâa bin Ali el-Kinânî el-Hamevî olup, künyesi Ebû Abdullah, lakabı Bedrüddîn’dir. İbn-i Cemâa diye tanınmıştır. 1241 (H. 639) senesi Rebî’ul-âhır ayının dördüncü günü Suriye’nin Hama şehrinde doğdu. İlim tahsiline yedi yaşında başlayan İbn-i Cemâa, ilk olarak Mısır’da Reşid bin Müslime’nin derslerine devam etti. Daha sonra Mekkî bin Allan, Takiyyüddîn bin Rezîn, İsmail Irâkî, Ömer bin Berâzi’î, Şeyh-üş-şüyûh el-Ensârî, İbn-i Ebi’l-Yüsr, İbn-i Abd, İbn-ül-Ezrak, İbn-i Dakîk-ül-Iyd velâc-ül-Kastalânî gibi meşhûr âlimlerden ilim öğrendi. Tefsîr, hadîs, usûl, kelâm, târih, edebiyat, nesir, nazm ve astronomi ilimlerinde çok derin âlim oldu.

İlim tahsîlini tamamlayan İbn-i Cemâa, bir ara Kudüs kadılığına tâyin edildi. Daha sonra Şam’daki Kaymeriyye Medresesi’nde ders vermeye başladı. Bu görevde bir süre kaldıktan sonra Kudüs şehrine ikinci defa kadı oldu. Kudüs’te bulunduğu müddetçe, Mescid-i Aksâ’nın hatibliğini de yaptı. 1291 senesinde Mısır’ın başkâdılığına tâyin olundu. 1294’de Şam kadılığını ve Şam’daki Büyük Câmii’nin hatîbliğini yaptı. Sonra tekrar Mısır kadılığına getirildi. Vazifesini çok güzel ve başarılı bir şekilde yürüttü. Mısır’da bulunduğu müddetçe boş durmadı. Salâhiyye ve Nâsıriyye medreseleri ile İbn-i Tülün Câmii’nde dersler verdi. Gayretli ve yıpratıcı çalışmaları netîcesi, 1326 senesinde gözleri zayıfladı ve göremez oldu. Bu hâlde bile bir müddet vazîfesine devam etti. Sonra kadılık vazifesini bırakıp, evinde ders okuttu.

İbn-i Cemâa, çok fasîh ve belîğ konuşurdu. Hitabeti ve ikna kabiliyeti fevkalâde idi. Bunun için hangi memlekette bulunsa, bulunduğu yerdeki en büyük caminin hatîblîği her zaman kendisine verilirdi. Kur’ân-ı kerîm okuması da, hitabeti gibi çok güzel ve te’sirli idi. Bir çok fazilet ve güzel hâlleri Kendisinde toplayan, çok yüksek bir zât olan İbn-i Cemâa, uzun ömrü boyunca çevresinin dâima takdir ve itibârına mazhâr oldu. Ömrü, İslâmiyet’e, insanlara hizmet etmek ve faydalı olmakla geçen İbn-i Cemâa, 1333 (H. 733) senesinde Kahıre’de vefat etti. Karate kabristanında, İmâm-ı Şafiî hazretlerinin yakınına defn olundu.

Talebesi Zehebî’nin bildirdiği gibi İbn-i Cemâa, hadîs ilminde dirayet sahibi (çok yüksek) idi. Fıkıh ve usûl-i fıkhı da iyi bilirdi. Aklı, zekâsı yüksek, ikna kabiliyeti fazla idi. Haram ve şüpheli şeylerden sakınır, takva üzere bulunmayı tercih ederdi. Dünyâya rağbet etmezdi. Vaktinin çoğunu, Allahü teâlâya ibâdet etmek ve O’nu çok zikretmekle geçirirdi. Maddî durumu müsait olduğu için devletten maaş almaz, kendi imkânları ile idare ederdi. Zahirî ve bâtınî ilimlerde marifet sahibi olup insanların gönüllerinde taht kurmuş idi. Herkes tarafından sevilirdi. Gayet sessiz, sakin, vakur ve heybetli bir zât idi. Tasavvuf yolunda da yüksek derece sahibi idi. İnsanlar onun edebinden ve ilminden çok istifâde ettiler.

İbn-i Cemâa bir taraftan insanlara ders, fetva ve hüküm verirken (kadılık yaparken), diğer yandan da gelecek nesillerin istifâde edebilmeleri için, çeşitli ilimlere dâir eserler te’lif etmiştir. En önemli eseri, Tahrîr-ül-ahkâm fi tedbîr-i ceyş-il-İslâm’dır. Sultanların hak ve vazîfelerini bildiren ve siyâset kitabı olan bu eser, aynı konuda idarî gerçeklere daha yatkın ve pratik olan İmâm-ı Mâverdî’nin Kitâb-ül-ahkâm-üs-Sultâniyye’sinden daha az yayıldı. Eser, iki bin dört yüz satır olup, on yedi bölüme ayrılmıştır. Birinci bölümde; müslümanların idareciye olan ihtiyâcı, ikinci bölümde; imâmın ve sultanın hak ve vazifeleri, üçüncü bölümde; devlet adamlarının tâyini ve vazîfeleri, dördüncü bölümde; savaş hazırlıkları için emirlerin kullanılması, beşinci bölümde; hukukî müesseselerin tâyini ve anayasal kuvvetlerin belirlenmesi, altıncı bölümde; orduların teşkilâtlandırılması ve bunların cihâda hazırlanması, yedinci bölümde; hükümdarların hediye ve yatırımları, sekizinci bölümde; askerlere hediyeler ve onların cihâddaki vazîfeleri, dokuzuncu bölümde; atların ve silâhların kullanılması, askerlerin silahlandırılması, onuncu bölümde; dîvânın organizasyonu ve alt bölümleri, on birinci bölümde; cihâd ve buna hazırlanmak, on ikinci bölümde; cihâdın çeşitleri ve cesur düşmana karşı davranış, on üçüncü ve on dördüncü bölümde; ganimet ve bölünmesi, on beşinci bölümde; emniyet için mütâreke ve andlaşmalar, on altıncı bölümde; müslüman hükümdarlara karşı savaş, on yedinci bölümde; feth edilen yerlerdeki tebeanın durumu anlatılmıştır. Eser, 1934 senesinde Hans Koffer tarafından Almanca’ya tercüme edilmiştir.

1-Et-Tıbyân li mühimmât-il-Kur’ân, 2-Tecnîd-ül-ecnâd, 3, Tezkiret-üs-Sâmi’ vel-mütekellimîn, 4-Tenkîh-ul-münâzara, 5-Hüccet-üs-sülûk, 6-Gürer-üt-Tıbyân fî tefsîr-il-Kur’ân, 7-El-Fevâih-ül-lâiha min sûret-il-Fâtiha, 8-Keşf-ül-gumme, 9-El-Mesâlik fi ulûm-il-menasik, 10-Mukannas fi fevâid-itekrâr-il-kasas, 11-El-Menhel-ür-revî fî ülûm-i hadîs-in-Nebevî adlı eserlerimden başka, Kur’ân-ı kerîm âyetlerinden lafz ve mânâ yönüyle birbirine benzeyenlerin aralarındaki farkları çok güzel şekilde açıklayan Keşf-ül-me’âni’si, astronomi ilmine dâir er-Risâle fil-kelâm alel-usturlâb adlı eseri ve daha başka kitabları vardır.