İslâm Tarihi Ansiklopedisi

İBN-İ BÎBÎ

Meşhûr tarihçi ve edîb. Anadolu Selçukluları hakkında yazdığı târihi ile tanınmıştır. Hayâtı hakkında kaynaklarda fazla bir bilgi yoktur, ismi, Hüseyn bin Muhammed bin Ali el-Ca’ferî el-Bağdâdî’dir. Babası Mecdüddîn Muhammed Tercüman, Gürcan’da Kur-ı Surh’un ileri gelenlerinden idi. Annesi Bîbî Müneccime, Nişâbur’da Şafiî mezhebinin meşhûr âlimlerinden Kemâleddîn Sâmânî’nin kızı olup, astronomi ilminde söz sahibi idi. İbn-i Bîbî ailesi ile birlikte uzun zaman Celâleddîn Harezmşâh’ın yanında kaldı. Daha sonra ailesi ile beraber Şam’a, oradan da Birinci Alâeddîn Keykubâd’ın daveti üzerine Konya’ya geldi. Kalemi kuvvetli bir münşî olan babası ve astronomi âlimi olan annesi, sultan tarafından büyük îtibâr gördü. Böylesine ilim sahibi bir ailenin çocuğu olan İbn-i Bîbî de kendisini yetiştirdi. Selçuklu sarayında mühim hizmetlerde bulundu. Türkiye Selçukluları Devleti’nin en güçlü ve karışık devirlerini devletin merkezinden tâkib etti. Onun kaleminin kuvvetini bilen Alâeddîn Âta Melik Cüveynî, Anadolu’nun fethinden itibaren Türkiye Selçuklularının tam bir târihini yazmasını istedi. Fakat İbn-i Bîbî, hâdiseleri tam olarak tahkik imkânı bulamadığı ve rivayetler farklı olduğu için önceki dönemi yazamadı. Eserine ancak Birinci Gıyâseddîn Keyhüsrev devrinden itibaren vuku bulan hâdiseleri alarak başladı. Yâni 1192 (H. 588) senesinden, İkinci İzzeddîn Keykâvus’un Sivas, Malatya, Harput bölgesinde hâkimiyet kurduğu 1280 (H. 679) senesine kadar olan târihi, gördüklerine ve işittiklerine dayanarak yazdı. Ayrıca birtakım belgeleri de kaydetti. Anadolu târihinin o devresi hakkında en önemli yerli kaynağı olan eserine, el-Evâmir-ül-alâiyye fîl-umûr-il-alâiyye adını verdi. Eserin geniş bölümü, Birinci Alâeddîn Keykubâd devri hâdiselere ayrılan bölümdür. En önemli kısmı ise Alâeddîn Keykubâd ve daha sonraki hükümdarların dönemini anlatan kısmıdır. Anadolu Selçuklu Devleti’nin, aşağı-yukarı bir asırlık târihine yer veren eser, Selçuklular zamanının siyâsî ve ictimâî târihi bakımından da mühim bir kaynaktır. Ayasofya Kütüphânesi’nde yazma nüshası bulunan eserin, İbn-i Bîbî hayâtta iken yapılan muhtasarı Houtsma tarafından 1902 yılında basılmıştır. Daha Sonraları hem aslı, hem de muhtasarı müteaddîd defalar basılmıştır. Ayrıca İkinci Murâd Hân devrinde Yazıcızâde Ali Efendi tarafından da ilâvelerle Türkçeye tercüme edilmiştir.